ELLİDÖRT FARZ
Bir çocuk bâliğ olduğu zemân ve bir kâfir (Kelime-i tevhîd) söyleyince, ya'nî, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) deyince ve bunun ma'nâsını bilip inanınca (Müslimân) olur. Kâfirin günâhlarının hepsi hemen afv olur. Fekat, bunların her müslimân gibi, imkân bulunca, îmânın altı şartını, ya'nî Âmentüyü ezberlemeleri ve ma'nâsını öğrenerek bunlara inanmaları ve (İslâmiyyetin hepsini, ya'nî Muhammed aleyhisselâmın söylediği emrlerin ve yasakların hepsini Allahü teâlânın bildirmiş olduğuna inandım) demeleri lâzımdır. Dahâ sonra imkân buldukça, bütün huylardan ve karşılaşdığı işlerden farz olanları, ya'nî emr olunanları ve harâm olanları, ya'nî yasak edilmiş olanları öğrenmesi de farzdır. Bunları öğrenmenin ve herhangi bir farzı yapmanın ve herhangi bir harâmdan sakınmanın farz olduğunu inkâr ederse, ya'nî inanmazsa, ehemmiyyet vermezse, îmânı gider. (Mürted) olur. Ya'nî bu öğrendiklerinden birini, meselâ kadınların örtünmelerini beğenmezse mürted olur. Mürted, irtidâdına sebeb olan şeyden tevbe etmedikce, (Lâ ilâhe illallah) demekle ve islâmiyyetin ba'zı emrlerini yapmakla, meselâ nemâz kılmakla, oruc tutmakla, hacca gitmekle, hayrât ve hasenât yapmakla müslimân olmaz. Bu iyiliklerinin âhıretde hiç fâidesini görmez. İnkârından, ya'nî inanmadığı şeyden tevbe etmesi, pişmân olması lâzımdır.
İslâm âlimleri, her müslimânın öğrenmesi, inanması ve tâbi' olması lâzım olan farzlardan elli dört adedini seçmişlerdir.
Ellidört farz şunlardır:
1- Allahü teâlâyı bir bilip, Onu hiç unutmamak.
2- Halâlden yimek ve içmek.
3- Abdest almak.
4- Her gün vakti gelince, beş vakt nemâz kılmak.
5- Nemâz kılacağı zemân hayzdan ve cünüblükden gusl etmek.
6- Kişinin rızkına, Allahü teâlânın kefîl olduğunu hak bilmek, inanmak.
7- Halâlden pâk libâs giymek.
8- Hakka tevekkül ederek çalışmak.
9- Kanâat etmek.
10- Ni'metlerin mukâbilinde, Rabb-i teâlâya şükr etmek. Ya'nî onları emr olunan yerlerde kullanmak.
11- Cenâb-ı Bârî'den gelen kazâya râzı olmak.
12- Belâlara sabr etmek. Ya'nî isyân etmemek.
13- Günâhlardan tevbe etmek. [Her gün istigfâr okumak.]
14- İhlâs üzere ibâdet etmek.
15- İnsan ve cin şeytânlarını düşman bilmek.
16- Kur'ân-ı azîm-üş-şânı huccet, sened tutmak. Onun hükmüne râzı olmak.
17- Ölümü hak bilmek ve ölüme hâzırlanmak.
18- Allahü azîm-üş-şânın sevdiğini sevip, sevmediğinden kaçmak. [Buna Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah denir.]
19- Babaya ve anaya iyilik etmek.
20- Ma'rûfu emr ve münkeri nehy etmek.
21- Mahrem olan akrabâyı ziyâret etmek.
22- Emânete hıyânet etmemek.
23- Dâimâ, Allahü teâlâdan havf edip, [korkarak], harâm işlemekden sakınmak.
24- Allahü azîm-üş-şâna ve Resûlüne itâ'at etmek. Ya'nî farzları yapıp, harâmlardan sakınmak.
25- Günâhdan kaçıp, ibâdet ile meşgûl olmak.
26- Ülül-emre, kanûnlara karşı gelmemek.
27- Âleme ibret nazarı ile bakmak.
28- Allahü teâlânın varlığını, ya'nî sıfatlarını, mahlûklarını tefekkür etmek.
29- Dilini harâm, fuhş olan sözlerden korumak.
30- Kalbini mâ-sivâdan [dünyâ sevgisinden] pâk etmek.
31- Hiç bir kimseyi, maskaralığa almamak.
32- Harâma bakmamak.
33- Her hâlde sözüne sâdık olmak.
34- Kulağını fuhş ve çalgı gibi münkerât dinlemekden korumak.
35- Farzları ve harâmları öğrenmek.
36- Tartı, ölçü âletlerini, hak üzere kullanmak.
37- Allahü azîm-üş-şânın azâbından emîn olmayıp dâimâ korkmak.
38- Müslimân fakîrlerine zekât vermek ve yardım etmek.
39- Allahü azîm-üş-şânın rahmetinden, ümmîdini kesmemek.
40- Nefsinin hevâsına, ya'nî harâm olan isteklerine tâbi' olmamak.
41- Aç olanı Allah rızâsı için doyurmak.
42- Kifâyet mikdârı rızk [ya'nî yiyecek, giyecek ve mesken] kazanmak için çalışmak.
43- Malının zekâtını, tarladaki mahsûlünün uşrunu vermek.
44- Âdetli ve lohusa hâlinde bulunan ehline yakın olmamak.
45- Kalbini günâhlardan pâk etmek.
46- Kibrli olmakdan sakınmak.
47- Bâliğ olmamış yetîmin malını hıfz etmek.
48- Genç oğlanlara yakın olmamak.
49- Beş vakt nemâzı vaktinde kılıp, kazâya bırakmamak.
50- Zulmle, kimsenin malını almamak.
[Boşadığı kadına mehr parasını ödemek de kul hakkıdır. Ödemezse, dünyâda cezâsı ve âhıretde azâbı çok şiddetlidir. Kul haklarından en mühimmi ve azâbı en çok olanı, akrabâsına ve emri altında olanlara emr-i ma'rûf yapmamakdır. Bunlara din bilgisi öğretmeği terk etmekdir. Onların ve bütün müslimânların dinlerini öğrenmelerine ve ibâdetlerini yapmalarına, işkence ederek veyâ aldatarak mâni' olanın kâfir olduğu, islâm düşmanı olduğu anlaşılır. Bid'at sâhiblerinin, mezhebsizlerin, sözleri ile, yazıları ile, Ehl-i sünnet i'tikâdını değişdirmeleri, dîni, îmânı bozmaları da böyledir.]
51- Allahü azîm-üş-şâna şirk koşmamak.
52- Zinâdan kaçınmak.
53- Şerâbı ve alkollü içkileri içmemek.
54- Yalan yere yemîn etmemek.
[Şerâb, ispirto ve alkollü içkilerin hepsi kaba necâsetdir. Su ile toprak karışdırıldığı zemân, bu ikisinden biri temiz ise, meydâna gelen çamurun temiz olacağı ve bu kavlin sahîh olduğu ve fetvânın da böyle olduğu, (Bahr) kitâbında ve (İbni Âbidîn)de yazılıdır. Bu fetvânın za'îf olduğunu bildiren âlimler de varsa da, harac olduğu zemân, za'îf kavl ile amel olunacağı, (İbni Âbidîn)de ve (Hadîka)da yazılıdır. Buna göre, bir ihtiyâcı karşılamak için hâzırlanan kolonya, vernik ve ispirtolu ilâcların ve boyaların, alkol ile karışdırılan maddeleri temiz ise, karışımların da temiz olacakları anlaşılmakdadır. Şâfi'î mezhebinde de böyle olduğu (Ma'füvât) şerhınde yazılıdır. Temizlemelerinde harac olunca, nemâza mâni' olmazlar. Harac olduğu için temiz kabûl edilen böyle sıvıların, zarûret olmadıkca, içilmeleri câiz değildir. Alkollü içkiler, hiçbir zemân temiz olmaz. Çünki, bu içkilerdeki alkol, diğer maddelerle, ihtiyâc için, fâideli olmak için değil, keyf için karışmışdır. Bulaşdıkları herşey de necs olur. Zarûretsiz içilmeleri dâimâ harâmdır.]
GÜNÂH-I KEBÂİR HAKKINDA
Ve dahî, günâh-ı kebâirin, ya'nî büyük günâhların nev'i pek çokdur. Bu mahalde, yetmişikisi beyân olunmuşdur:
1- Haksız yere adam öldürmek.
2- Zinâ etmek.
3- Livâta etmek, her dinde harâmdır.
4- Şerâb ve her dürlü alkollü içkileri içmek.
5- Hırsızlık etmek.
6- Keyf için, uyuşturucu madde yimek, içmek.
7- Başkasının malını cebren almak. Ya'nî gasb etmek.
8- Yalan yere şehâdet etmek.
9- Ramezân orucunu, özrsüz, müslimânların önünde yimek.
10- Ribâ, ya'nî fâiz ile mal, para almak, vermek.
11- Çok yemîn etmek.
12- Vâlideynine âsî olmak, karşı gelmek.
13- Mahrem ve sâlih akrabâya sıla-i rahmi terk etmek.
14- Muhârebede, harbi terk edip düşmandan kaçmak.
15- Rızâsı olmadan yetîmin malını yimek. [(Se'âdet-i Ebediyye)nin 1029.cu sahîfesinde diyor ki (Yetîmin vârisinin, bunun malından yimesi ve kullanması câizdir. Başkasına yidirmesi ve fıtrasını vermesi ve kurbanını kesdirmesi câiz değildir.)]
16- Terâzîsini ve ölçeğini, hak üzere kullanmamak.
17- Nemâzı vaktinden önce ve sonra kılmak.
18- Mü'min kardeşinin gönlünü kırmak.
19- Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" söylemediği sözü söylemek ve ona isnâd eylemek.
20- Rüşvet almak.
21- Hak şehâdetden kaçınmak.
22- Malının zekâtını ve uşrunu vermemek.
23- Gücü yeten kimse, münkeri, günâh işliyeni görünce, men' etmemek.
24- Canlı hayvânı ateşde yakmak.
25- Kur'ân-ı azîm-üş-şânı öğrendikden sonra, okumasını unutmak.
26- Allahü azîm-üş-şânın rahmetinden ümmîdini kesmek.
27- Müslimân olsun, kâfir olsun, insanlara hıyânet etmek.
28- Hınzır (domuz) eti yimek.
29- Resûlullahın Eshâbından "rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în" her hangi birisini sevmemek ve söğmek.
30- Karnı doydukdan sonra yimeğe devâm etmek.
31- Avretler, erinin döşeğinden kaçmak.
32- Avretler, erinden iznsiz ziyârete gitmek.
33- Bir nâmûslu kadına, fâhişe demek.
34- Nemîme, ya'nî müslimânlar arasında söz taşımak.
35- Avret mahallini başkasına göstermek. [Erkeğin göbekle diz arası, kadının saçı, kolu, bacağı avretdir.] Başkasının avret yerine bakmak.
36- Ölmüş hayvân eti (leş) yimek ve başkasına yidirmek. Dînimizin bildirdiğine uymıyarak öldürülen hayvânlar da leş olur.
37- Emânete hiyânet etmek.
38- Müslimânı gîbet etmek.
39- Hased etmek.
40- Allahü azîm-üş-şâna şirk [ortak] koşmak.
41- Yalan söylemek.
42- Kibrlilik, kendini üstün görmek.
43- Ölüm hastasının vârisden mal kaçırması.
44- Bahîl, çok hasîs olmak.
45- Dünyâya [harâmlara] muhabbet etmek.
46- Allahü teâlânın azâbından korkmamak.
47- Harâm olanı, harâm i'tikâd etmemek.
48- Halâl olanı, halâl i'tikâd etmemek.
49- Falcıların falına, gaybdan haber vermesine inanmak.
50- Dîninden dönmek, mürted olmak.
51- Özrsüz, başkasının kadınına, kızına bakmak.
52- Avretler, er libâsı giymek.
53- Erler, avret libâsı giymek.
54- Harem-i Kâ'bede günâh işlemek.
55- Vakti gelmeden ezân okumak ve nemâz kılmak.
56- Devlet adamlarının emrlerine, kanûnlara âsî olmak, karşı gelmek.
57- Ehlinin mahrem yerlerini, anasının mahrem yerine benzetmek.
58- Ehlinin anasına sövmek.
59- Birbirine silâh ile nişan almak.
60- Köpeğin artığını yimek, içmek.
61- Etdiği iyiliği başa kakmak.
62- Erkeklerin harîr [ipek] giymesi.
63- Câhillik üzerinde ısrâr etmek. [Ehl-i sünnet i'tikâdını, farzları, harâmları ve lüzûmlu olan her bilgiyi öğrenmemek.]
64- Allahü teâlâdan ve islâmiyyetin bildirdiği ismlerden başka şey söyliyerek yemîn etmek.
65- İlmden kaçmak.
66- Câhilliğin musîbet olduğunu anlamamak.
67- Küçük günâhı, tekrâr işlemekde ısrâr etmek.
68- Zarûrî olmayarak, kahkaha ile çok gülmek.
69- Bir nemâz vaktini kaçıracak zemân kadar cünüb gezmek.
70- Âdetli ve lohusa hâlinde, avretine yakın olmak.
71- Tegannî eylemek. Ahlâksız şarkıları söylemek. Müzik, çalgı âletleri kullanmak.
Hindistânın büyük âlimlerinden mirzâ Mazher-i Cân-ı Cânân "rahime-hullahü teâlâ", (Kelimât-i tayyıbât) kitâbında, fârisî olarak diyor ki, (Her çalgıyı çalmak ve dinlemek, sözbirliği ile harâmdır. Yalnız, ney çalmak için mekrûh ve düğünlerde def, [davul] çalmak için mubâh denildi. [Kur'ân-ı kerîmi ve ezânı tegannî ile okurken, ma'nâ değişir veyâ harf tekerrür ederse, harâm olur. (El-fıkhu alel mezâhib)de diyor ki, (Tegannî ile ezân okumak harâmdır. Bunu dinlemek câiz değildir.) Mevzûn sözü mevzûn ses ile okumağa ve dinlemeğe (Tegannî) veyâ (Simâ') denir.
Tegannî, güzel, hoşa gidecek sesle okumakdır. Kur'ân-ı kerîmi, ezânı, mevlidi, ilâhîleri tegannî ile okumak iki dürlü olur:
1- Sünnet olan, sevâb olan tegannî. Tecvîd ilmine uygun okumakdır. Böyle tegannî, kalblere, rûhlara kuvvet vermekdedir.
2- Memnû' olan, harâm olan tegannî, mûsikî perdelerine, notalarına uyarak, elhân ile okumakdır. Böyle tegannî, harfleri, kelimeleri bozuyor. Ma'nâyı değişdiriyor. Böyle okuyanların nagmeleri, nefs-i emmâreye hoş, tatlı geliyor. Nefslerine maglûb kimseleri ağlatıyor, zıplatıyor. Ma'nâlardan haberleri olmuyor. Kalbleri, rûhları, gafletden, hastalıkdan kurtulamıyor.
(Tergîb-üs-salât) 162.ci sahîfede ve (Berîka) C.2 S.1342 ve (Hadîka) C.2 S.589 da diyor ki, (Lehv, eğlence için, cers ya'nî çıngırak takılı hayvâna binmemelidir, mekrûhdur. Çünki cers, şeytânın mizmârıdır, çalgısıdır. Cers bulunan kervâna rahmet melekleri gelmez.) Bir maslahat, menfe'at için binmek, câizdir.
Dîne ve ahlâka uymıyan şi'rleri okumağa, uygun olanlarını da, çalgılı, içkili, kadın erkek karışık fısk yerlerinde okumağa veyâ başka yerde okunmuş olanı, böyle yerlerde, radyodan, teypden dinlemeğe ve kadınların, oğlanların okumalarına sözbirliği ile harâm denildi.] Uygun şi'rleri, uygun yerlerde okumak câiz olur. Kalbe rikkat getirince, Allahü teâlânın merhametine de sebeb olur. Ba'zı âlimler, mubâh olan simâ'a da rağbet etmemişlerdir. Bunlar, tabî'atlerine hoş gelmediği, zevk almadıkları için simâ'ı arzû etmemişler ise de, mubâh olan simâ'ı arzû edenleri de red ve inkâr etmemişlerdir.) Kur'ân-ı kerîmi, mevlidi, ilâhîleri, salevât-ı şerîfleri fısk meclislerinde hurmet ile okumak harâm olur. Eğlence, keyf için okumak küfr olur. (Dürrül-meârif) 6.cı sahîfede diyor ki, (Çalgı, kadın ve oğlan sesi gınâdır. Harâmdır. Böyle olmıyan seslerle fâideli şi'rler okumak, simâ'dır, mubâhdır.)
72- İntihâr etmek, ya'nî kendini öldürmek, başkalarını öldürmekden dahâ büyük günâhdır. Kabrde Cehennem azâbı çeker. Hemen ölmeyip tevbe ederse, bütün günâhları afv olur. Kabr azâbı çekmez. [Terk edilmiş nemâzların tevbelerinin sahîh olması için, bunları kazâ etmek lâzımdır. Kazâlara başlıyan, ölünciye kadar, kazâ kılmağa niyyet etmiş demekdir. Bu niyyetine karşılık olarak, bütün kazâ borçları afv olmakdadır. Bunun gibi, îmâna gelen bir kâfir ve bid'at inanışında olan bir sapık da, küfrüne ve bozuk inanışlarına tevbe edince, küfr ve bid'at inanışlarına ve bu zemândaki bozuk işlerini yapmamağa niyyet etmiş demekdir. Bu niyyetine karşılık olarak, bunların hepsi afv olur.]
AVRET MAHALLİ VE KADINLARIN ÖRTÜNMELERİ
(Eşi'at-ül-leme'ât) kitâbında, Nikâh kısmı başında diyor ki:
1 - Ebû Hüreyre "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" yanına biri geldi. (Ensârdan bir kız ile evlenmek istiyorum) dedi. (Kızı [bir kerre] gör! Çünki, Ensâr kabîlesinin gözlerinde birşey vardır) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, (Müslim) kitâbında yazılıdır. Evlenilecek kızı önceden bir kerre görmek sünnetdir.
2 - Abdüllah ibni Mes'ûd "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Kadınlar görüşdükleri kadınların güzelliklerini, iyiliklerini, zevclerine anlatmasınlar. Zevcleri, o kadınları görmüş gibi olurlar.) Bu hadîs-i şerîf, (Buhârî)de ve (Müslim)de yazılıdır.
3 - Ebû Sa'îd-i Hudrî "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Erkek erkeğin ve kadın kadının avret yerlerine bakmasın!) Görülüyor ki, erkeklerin kadınlara ve kadınların erkeklerin avret yerlerine bakmaları harâm olduğu gibi, erkeklerin erkeğin avret yerine ve kadınların kadının avret yerine bakmaları da harâmdır. Erkeğin erkek için ve kadın için avret mahalli, diz ile göbek arasıdır. Kadının kadın için avret mahalli de böyledir. Kadının yabancı erkek için avret mahalli ise, ellerinden ve yüzünden başka bütün bedenidir. Bunun için, kadınlara avret denir. Müslimân olsun, kâfir olsun, yabancı kadının yüzlerine şehvet ile bakmak, avret yerine ise, şehvetsiz de bakmak harâmdır.
4 - Câbir bin Abdüllah "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Yabancı kadının evinde gecelemeyiniz!)
5 - Akabe bin Âmir "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Yabancı kadın ile bir odada yalnız kalmayınız! Kadın zevcinin birâderi veyâ bunun oğlu ile yalnız kalırsa, ölüme kadar sürüklenir.) Ya'nî fitnelere sebeb olur. Bundan pek çok sakınmalıdır. Bu hadîs-i şerîf, (Buhârî)de ve (Müslim)de yazılıdır.
6 - Abdüllah ibni Mes'ûd "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Kadının bedeni avretdir.) Ya'nî örtülmesi lâzımdır. (Kadın sokağa çıkınca şeytân hep ona bakar.) (Ya'nî, erkekleri aldatmak, onları günâha sokmak için onu tuzak yapar.)
7 - Büreyde "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" hazret-i Alîye dedi ki, (Yâ Alî! Bir kadını görürsen, yüzünü ondan ayır. Ona tekrâr bakma! Ansızın görmek, günâh olmaz ise de, tekrâr bakmak günâh olur.) Ebû Dâvüd ve Dârimî bildirdiler.
8 - Alî "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Yâ Alî! Uyluğunu açma ve ölü veyâ diri, hiç kimsenin uyluk yerine bakma!). Bu hadîs-i şerîfi, Ebû Dâvüd ve İbni Mâce haber verdiler. Bundan anlaşılıyor ki, ölünün avret yerine bakmak, dirininkine bakmak gibidir. [Sporcuların ve denizde yüzenlerin avret yerine bakmakdan çok sakınmalıdır.]
9 - Abdüllah ibni Ömer "radıyallahü anhümâ" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Avret yerinizi açmayınız! [Ya'nî, yalnız iken de açmayınız.] Çünki, yanınızdan hiç ayrılmayan kimseler vardır. Onlardan utanınız ve onlara saygılı olunuz!) Bunlar, Hafaza denilen meleklerdir ki, insanı cinnin zararından korurlar ve insandan yalnız halâda ve cimâ'da ayrılırlar.
10 - Ümm-i Seleme "radıyallahü anhâ" diyor ki, Meymûne "radıyallahü anhâ" ile birlikde Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" yanında idik. İbn-i Ümm-i Mektûm "radıyallahü anh" izn isteyip içeri girdi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" bunu görünce bize, (Perde arkasına çekiliniz!) buyurdu. (O a'mâ değil midir? Bizi görmez) dedim. (Siz de mi körsünüz? Onu görmez misiniz?) buyurdu. Ya'nî, o kör ise de, siz kör değilsiniz ya, buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî ve Ebû Dâvüd "rahime-hümullahü teâlâ" bildirdiler. Bu hadîs-i şerîfe göre, erkeğin yabancı kadına bakması harâm olduğu gibi, kadının da yabancı erkeğe bakması câiz değildir. Mezheb imâmlarımız "rahime-hümullahü teâlâ", diğer hadîs-i şerîfleri de düşünerek, kadının yabancı erkeklerin başlarına, saçlarına bakmaması gücdür. Yapması güç olan emrler (Azîmet) olur. Erkeğin kadın için avret yeri, diz ile göbek arasıdır. Buraya bakmamak kolaydır. Kolay olan emrlere (Ruhsat)dır, dediler.
[Görülüyor ki, Ezvâc-ı tâhirât "radıyallahü teâlâ anhünne" ve Eshâb-ı kirâm "radıyallahü anhüm" azîmet ile amel ederler, ruhsatlardan da sakınırlardı. İslâmiyyeti içerden yıkmağa çalışan ingilizlerin ve (Zındık)ların, (Peygamber zemânında kadınlar örtünmezlerdi. Şimdi gördüğümüz kadınların umacı gibi örtünmeleri, o zemân yokdu. Hazret-i Âişe başı açık gezerdi. Şimdiki örtünmeği sonradan yobazlar, fıkhcılar uydurdu) gibi sözleri çirkin iftirâdır. Evet, önceleri, örtünmek emr edilmemişdi. Fekat, hicretin üçüncü ve beşinci senelerinde kadınların örtünmeleri emr olundu. Baban-zâde Ahmed Na'îm beg, hicâb âyetlerinin üç def'ada nâzil olduğunu (Tecrîd-i sarîh tercemesi) 118. ci sahîfesinde yazmakdadır.
11 - Tâbi'înin büyüklerinden Behz bin Hakim, babasından ve dedesinden haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Avret yerlerini ört! Zevcenden ve câriyenden başkasına gösterme! Yalnız iken de, Allahü teâlâdan hayâ ediniz!) Bu hadîs-i şerîfi Tirmüzî, Ebû Dâvüd ve İbni Mâce "rahime-hümullahü teâlâ" bildirdiler. Câriyeye (Mülk-i yemîn) denir ki, sağ elin mülkü demekdir. Çünki satın alırken, sağ el ile mu'âyene edilir ve sağ el ile parası ödenir.
12 - Ömer-ül-Fârûk "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Bir erkek, yabancı bir kadın ile halvet ederse, üçüncüleri şeytân olur.) Bu hadîs-i şerîfi Tirmüzî bildirdi. [Yabancı bir veyâ çok kadınla (Halvet) etmek, ya'nî kapalı bir yerde yalnız kalmak harâmdır. İbni Âbidîn imâmlığı anlatırken diyor ki, (Başka bir erkek dahâ varsa veyâ zîrahm mahremi bir kadın da varsa halvet olmaz.)]
13-Câbir bin Abdüllah "radıyallahü anh" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Zevci uzakda olan kadınların yanlarına gitmeyiniz!Çünki şeytân, kan gibi damarlarınızda dolaşır.) Sizin de dolaşır mı dediklerinde, (Benim de dolaşır. Fekat Allahü teâlâ, ona karşı, bana yardım etdi. Onu müslimân yapdı. Bana teslîm oldu) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi Tirmüzî "rahime-hullahü teâlâ" bildirdi.
14 -Ümm-i Seleme "radıyallahü anhâ" diyor ki, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" yanımda idi. Kardeşim Abdüllah bin ebî Ümeyyenin kölesi de odada idi. Bu köle muhannes idi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", bu muhannesi görünce ve sesini işitince, (Bunun gibileri evinize almayınız!) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, (Buhârî)de ve (Müslim)de yazılıdır. (Muhannes), ahlâkını, hareketlerini, sözlerini ve şeklini kadınlara benzeten kimse demekdir. Böyle yapanlar mel'ûndur. Bunlar için, hadîs-i şerîfde, (Kendilerini kadınlara benzeten erkeklere ve erkeklere benzeten kadınlara, Allah la'net eylesin!) buyuruldu. Zarûret olmadan erkekler gibi giyinen ve onlar gibi traş olan ve erkeklere mahsûs işleri yapan kadınlar ve kadın gibi saçlarını uzatan ve süslenen erkekler, bu hadîs-i şerîfe dâhil olmakdadırlar.
15 - Misver bin Mahreme "radıyallahü anh" hicretin ikinci senesinde tevellüd etdi. Abdürrahmân bin Avfın hemşirezâdesidir "radıyallahü anhümâ". Diyor ki, büyük bir taş götürüyordum. Yolda, elbisem aşağı düşdü. Yukarı kaldıramadım. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" beni bu hâlde gördü. (Elbiseni yukarı kaldır! Çıplak olarak sokağa çıkmayınız!) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi (Müslim) bildirmekdedir. Bu hadîs-i şerîf, sokaklarda, plajlarda ve spor sâhalarında, erkeklerin de, kızların da, açık bulunmalarını yasak etmekdedir.
16 - Ebû Ümâme "radıyallahü anhâ" haber veriyor: Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Bir kızın güzelliğini gören kimse, gözünü ondan hemen ayırırsa, Allahü teâlâ, ona yeni bir ibâdet sevâbı ihsân eder ki, bu ibâdetin lezzetini hemen duyar.) Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed bin Hanbel "rahime-hullahü teâlâ" bildirdi.
17 - Hasen-i Basrî "rahmetullahi aleyh", mürsel olarak haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Avret yerlerini açana ve başkasının avret mahalline bakana, Allah la'net eylesin!). Bu hadîs-i şerîf, imâm-ı Beyhekînin "rahime-hullahü teâlâ" (Şu'abül'îmân) kitâbında yazılıdır.
18 - Abdüllah ibni Ömer "radıyallahü anhümâ" haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Kendini bir kavme benzeten, onlardan olur!). Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Ebû Dâvüd "rahime-hümallahü teâlâ" bildirdiler. Demek ki, ahlâkını, işlerini veyâ elbisesini islâm düşmanlarına benzeten, onlardan olur. [Modaya, kâfirlerin kötü âdetlerine uyanlar, harâmlara güzel san'at ismini takanlar ve harâm işliyenlere san'atkâr, ilerici diyenler, bu hadîs-i şerîfden ibret almalıdırlar.]
19 - Amr Şu'ayb, babasından ve dedesinden haber veriyor. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Allahü teâlâ, kuluna verdiği ni'metleri görmesini sever.) Bu hadîs-i şerîfi, Tirmüzî "rahime-hullahü teâlâ" bildirdi. Görülüyor ki, Allahü teâlâ elbisenin yeni, güzel ve temiz olmasını sever. Bunları, ni'meti göstermek için yapanı sever. Kibr ile yapanı sevmez. Allahü teâlânın verdiği ni'metleri gizlemek câiz değildir. İlm ni'meti de böyledir.
20 - Câbir bin Abdüllah "radıyallahü anh" diyor ki, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" bize geldi. Evde, saçları dağınık biri vardı. Bunu görünce: (Bu, saçlarını düzeltecek birşey bulamamış mı?) buyurdu. Elbisesi kirli birini de görünce, (Elbisesini yıkayacak birşeyi yok mu?) buyurdu.
21 - Tâbi'înden Ebülahves, babasından haber veriyor. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" yanına gitdim. Elbisem eskimiş idi. (Malın yok mu?) buyurdu. Malım var dedim. (Ne cinsden malın var?) buyurdu. Her cinsden var dedim. (Allahü teâlâ, mal verince, ni'metlerin eserini üzerinde görmelidir!) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi, imâm-ı Ahmed ve Nesâî "rahime-hümallahü teâlâ" bildirdiler. (Eşi'at-ül-leme'ât) kitâbının üçüncü cildinden terceme burada temâm oldu.
22 - Yûsüf Kardâvînin (El-halâl-ü vel-harâm-ü fil-islâm) kitâbında diyor ki: İslâm dîni, müslimân kadının, altı görünecek kadar ince örtü ile örtünmesini harâm etmişdir. (Müslim) ve (Muvattâ) kitâblarındaki hadîs-i şerîfde, (Örtülü çıplak ve başları deve hörgücü gibi yükseltilmiş kadınlar, Cennete girmiyecek. Kokusunu bile duymıyacaklardır. Hâlbuki, Cennetin kokusu, çok uzaklardan duyulacakdır) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, kadınların ince, şeffâf veyâ cilde yapışık dar elbise, çorap, baş örtüsü ile örtünmelerini ve saçlarını, başlarının üstünde küme yapmalarını yasak etmekdedir. Böyle örtünmek, çıplak gezmek gibidir. Müslimân hanımları, kızları, ince, dar şeylerle örtünmemeli, saçlarını veyâ (peruk) takarak, bunların kıllarını, deve hörgücü gibi başlarının üstünde toplamamalı, saçlarını topuz yapmamalıdır. Bunların Cehenneme götüren günâh olduklarını bilmelidir.
[Kardâvînin mezhebsiz bir din adamı olduğu, yüzdoksansekizinci sahîfede bildirilmişdi. İslâm dîni, kadınların örtünmelerinin farz olduğunu ve örtünün evsâfını bildirmişdir. Bu evsâfı taşıyan çarşaf ve geniş ve uzun entâri ve manto ile örtünmeleri arasında fark olduğu hiç bildirilmemişdir. Örtünmenin farz olduğu, örtü, elbise şekllerinin ise, (Sünnet-i zevâid) olduğu, fıkh kitâblarında yazılıdır. Sünnet-i zevâid, ibâdet olmıyan, âdet olan sünnetler demekdir. Bunun için, örtülerden, âdet hâlini almış olanı kullanmak lâzımdır. İbâdet olmıyan şeylerde âdete uymamak, mekrûh olur. Fitneye sebeb olursa, harâm olur. (Hindiyye)de diyor ki, (Kalın ve geniş kumaş ile örtülü kadına bakmak câizdir. İnce, dar örtülmüş kadına bakmak câiz değildir. Örtülü kadının da yüzüne şehvet ile bakmak harâmdır. Şehvetsiz olarak lüzûmsuz bakmak mekrûhdur. Müslimân olmıyan kadınlara da bakmak böyledir. Bunların yalnız saçlarına bakmak câiz olur, denildi.)
Kalın, geniş ve topuk kemiklerine kadar uzun ve kolları bileklerini örten, koyu renkli manto ile örtünmek, iki parça çarşafla örtünmekden dahâ iyidir. (Halebî-yi kebîr)de diyor ki, (Hür kadının kulaklarına kadar sarkan saçı sözbirliği ile avretdir. Kulakdan aşağı sarkan kısmı, âlimlerin çoğuna göre yine böyledir. Ba'zılarına göre, sarkan kısm nemâzda avret olmaz. Fekat yabancının buna bakması da câiz değildir.) Saçlarının hepsini, kalın baş örtüsü ile örtmelidir. Bu örtünün ortasının ön kısmı, alına yapışmalı ve kaşlara yakın inmeli, iki kenârı, iki kaşın kenârından, çeneye indirilerek, çene üstünde, iğne ile bitişdirilip, göğse sarkmalı, ortasının arka kısmı, sırtı örtmelidir. Fitne ihtimâli olunca, yanakları da örtmelidir. Koyu renkli, kalın çorap da giymelidir. Kadının sarkan saçının dörtde biri, bir rükn kadar açık olursa, nemâzı sahîh olmaz. Dahâ azı açık olursa mekrûh olur. Burada kadının ihtiyâr veyâ genç olmasını hiçbir kitâb ayırmamışdır. İhtiyâr kadının selâmına cevâb vermek ve onunla müsâfeha ve halvet câiz olur demişler ise de, ihtiyâr kadının saçını açması, bunun saçına bakmak câiz olur diyen olmamışdır. Müslimân olmıyan kadının saçına bakmak câiz olur diyen oldu. Fekat ihtiyâr olan müslimân kadının saçına bakmak câiz olur diyen hiç yokdur. İhtiyâr kadının mescide ve kabr ziyâretine gitmesi câiz diyenler de, saçı, başı örtülü olmak şartını bildirmişlerdir.
(Ahzâb sûresi ellidokuzuncu âyetinde, müslimân kadınlar (cilbâb) ile örtünsünler diyor. Bu âyet, ayrı iki parça olan çarşafla örtünmeği emr etmekdedir) demek doğru değildir. Bu âyet, çarşaf giymeği emr etseydi, Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" ve Eshâb-ı kirâmın "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" zevceleri çarşaf giyerlerdi. Hâlbuki hiçbirinin çarşaf giydiği, hiçbir kitâbda bildirilmedi. Türkçe (Tibyân) tefsîri bunu, (Başlarını örtsünler) diye tefsîr etmekdedir. (Celâleyn) tefsîrinde, (Kadınların yüzlerine sarkıtdıkları baş örtüsüdür) diyor. Sâvî bunu açıklarken, (Baş örtüsü ve Dır', ya'nî gömlek üstüne örtülen bezdir) diyor. (Rûhulbeyân) ve (Ebüssü'ûd) tefsîrlerinde, (Cilbâb, saçların dağılmaması için başa sarılan ve Himar denilen tülbendin üstüne örtülen, dahâ geniş ve göğse kadar inerek gömleğin ceybini [ya'nî yakasını, boyun kısmını] örten baş örtüsüdür. Bu âyetde, kadınların başlarını ve bütün bedenlerini örtmeleri emr olunmakdadır) diyor. (Zevâcir) ve (El-Fıkh-ü alel-mezâhibil erbe'a) kitâbları, erkeklerin de cilbâb giydiklerini gösteren hadîs-i şerîfi yazmakda ve erkekler için, cilbâbın, kamîs ya'nî, entârî denilen uzun gömlek olduğunu bildirmekdedirler. Geniş manto ile kalın baş örtüsü yâhud iki parçadan yapılmış çarşaf, bu âyet-i kerîmedeki hicâb emrini yerine getirmekde berâberdirler. Kadınların, bulundukları yerin âdetine uygun şeklde örtünerek, fitneye sebeb olmamaları lâzımdır. Hicâb âyetinin bir kısmının Zeyneb "radıyallahü anhâ"nın nikâh gününde nâzil olduğu, (Buhârî) altıncı cüz 26. cı sahîfesinde yazılıdır. Bu nikâh üçüncü senede yapıldı.]
Müslimân olduğunu söyliyen bir kimsenin, yapacağı her işin, islâmiyyete uygun olup olmadığını bilmesi lâzımdır. Bilmiyorsa, bir Ehl-i sünnet âliminden sorarak veyâ bu âlimlerin kitâblarından okuyarak öğrenmesi lâzımdır. İş, islâmiyyete uygun değil ise, günâh veyâ küfrden kurtulamaz. Hergün hakîkî tevbe etmesi lâzımdır. Tevbe edilen günâh ve küfr, muhakkak afv olur. Tevbe etmezse, dünyâda ve Cehennemde, azâbını, ya'nî cezâsını çeker. Bu cezâlar, kitâbımızın muhtelif yerlerinde yazılıdır.
Erkeklerin ve kadınların nemâzda ve heryerde örtmesi lâzım olan yerlerine (Avret mahalli) denir. Avret mahallini açmak ve başkasının avret mahalline bakmak harâmdır. Erkeklerin nemâzda ayaklarını örtmelerinin sünnet olduğu 419 da yazılıdır. İslâmiyyetde avret mahalli yokdur diyen, kâfir olur. Avret mahallini örtmeği dînimiz emr etmekdedir. Avret mahalli açık olan bir erkeğin veyâ kadının bulunduğu yere ve çalgı, kumar ve alkollü içki ve kadın sesi bulunan bir yere (Fısk meclisi) denir. Fısk meclisine gitmek harâmdır. Kalbin temiz olması da lâzımdır. Kalbin temiz olması, güzel ahlâklı olmasıdır. Kalb, islâmiyyete uyarak temizlenir. İslâmiyyete uymıyanın kalbi temiz olamaz. İcmâ' ile, ya'nî dört mezhebde de avret olan bir yerini açmağa ve başkalarının böyle avret mahalline bakmağa halâl diyen, ehemmiyyet vermiyen, ya'nî azâbından korkmıyan kâfir olur. Kadınların avret yerini açmaları ve erkekler yanında şarkı söylemeleri ve mevlid okumaları böyledir. Erkeklerin diz ile kasıkları arası, yalnız Hanbelî mezhebinde avret değildir.
(Ben müslimânım) diyen kimsenin, îmânın ve islâmın şartlarını ve dört mezhebin icmâ'ı, ya'nî söz birliği ile bildirdiği farzları ve harâmları öğrenmesi ve ehemmiyyet vermesi lâzımdır. Bilmemesi özr değildir. Ya'nî, bilip de inanmamak gibidir. Kadınların yüzlerinden ve ellerinden başka yerleri, dört mezhebde de avretdir. İcmâ' ile olmıyan, ya'nî diğer üç mezhebden birine göre avret olmıyan bir yerini, ehemmiyyet vermiyerek açan kâfir olmaz ise de, kendi mezhebine göre, büyük günâh olur. Erkeklerin diz ile kasık arasını, ya'nî uyluğunu açmaları böyledir. Bilmediğini öğrenmesi farzdır. Öğrenince hemen tevbe etmeli ve örtmelidir.
MÜ'MİNİN EVSÂFI
Mü'minin mü'minde yedi hakkı vardır:
Da'vetine gitmek,
İyâdetine [Hasta olunca ziyâretine] gitmek,
Cenâzesine gitmek,
Nasîhat etmek,
Selâm vermek,
Bir zâlimin elinden kurtarmak.
Aksırdıkda (Elhamdülillah) deyince, (Yerhamükellah) demek.
Mü'minin hayrlısı, altı haslet bulunandır:
İbâdet eder. İlm öğrenir. Fenâlık yapmaz. Harâmlardan sakınır. Kimsenin malına göz dikmez. Ölümü hiç unutmaz.
Tenbîh: Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Herkes, kendisine ihsân edeni sever. Bu sevgi, insanın cibilletinde [yaratılışında] mevcûddur.) Nefsine düşkün olan, nefsinin arzûlarına kavuşmak için, yardım edenleri sever. Akl ve ilm sâhibi ise, medenî insan olmasına yardım edenleri sever. Kısacası, tayyibler [iyiler], tayyibleri sever. Habîsler, şerîrler [fenâ kimseler], kötüleri severler. Bir kimsenin sevdiklerine, arkadaşlarına bakarak, onun nasıl adam olduğu anlaşılır. Dosta, düşmana, müslimâna ve kâfire, bid'at sâhiblerinden başka, herkese, tatlı dil ve güler yüz göstermelidir. İnsanlara yapılacak en fâideli ihsân, en kıymetli hediyye, tatlı dil ve güler yüzdür. İneğe tapan kâfirleri görünce, ineğin ağzına saman vererek, düşman olmalarına mâni' olmalıdır. Kimse ile münâkaşa etmemelidir. Münâkaşa, dostluğu azaltır, düşmanlığı artdırır. Kimseye kızmamalıdır. Kızmak, sinir ve kalb hastalığı yapar. Hadîs-i şerîfde, (Gadab etme!), kızma buyuruldu.
Bir kimse, dört şeyi gizlese, nâsın hayrlısı olur:
1- Fakîrliğini,
2- Sadakasını,
3- Musîbetini,
4- Belâsını.
Ve dahî Cennet dört kimseye müştakdir:
1- Dili zikr edici ola.
2- Hâfız-i kelâmullah ola.
3- Ta'âm yidirici ola.
4- Ramezân ayında sâim [oruclu] ola.
Her kişi, aşağıda yazılı yedi şeyi dillerinden kesmeyeler:
Her işinde (Besmele-i şerîfeyi) diyeler.
Her işi temâm edince, (Elhamdülillah) diyeler.
Filân yere gideceğim dedikde, (İnşâallah) diyeler.
Bir musîbet işitdikde, (İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn) diyeler.
Bir hatâ söylemiş ise, tevbe ve istigfâr eyleyeler.
(Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr) kelime-i tayyibesine devâm edeler.
(Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh) kelime-i şerîfesini çok söyliyeler.
Bu ikisini dahî, gece ve gündüz çok okumalıdır:
1- (Estagfirullah.)
2- (Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil'aliyyil'azîm.)
AHLÂK-I HAMÎDENİN BEYÂNI
Ve dahî, kişinin yetmişiki kadar güzel huyları vardır:
Îmân, Ehl-i sünnet i'tikâdı, İhlâs, İhsân, Tevâzu', Zikr-i minnet, Nasîhat, Tasfiye, Gayret, Gıbta, Sehâ, Îsâr, Mürüvvet, Fütüvvet, Hikmet, Şükr, Rızâ, Sabr, Havf, Recâ, Buğz-i fillah, Hubb-i fillah, Hamûl, İstivâ-i zem ve medh, Mücâhede, Sa'y, Kasd, Amel, Zikr-i mevt, Tefvîz, Teslîm, Taleb-ül-ilm, Selâmet, Sadr, Şecâat, Hilm, Rıfk, İnâbet, Vefâ-i ahd, İncâz-i va'd, Hüsn-i hulk, Zühd, Kanâat, Rüşd, Sa'y-i fil-hayrât, Rikkat, Şevk, Hayâ, Sebât fî emrillah, Ünsü billâh, Şevku ilâ likâillah, Vekâr, Zekâvet, İstikâmet, Edeb, Firâset, Tevekkül, Sıdk, Murâbata, Müşârata, Murâkabe, Muhâsebe, Muâtebe, Kezm-i gayz, Hubb-i tül-i hayâti li-ibâdetihi, Tevbe, Huşû', Yakîn, Ubûdiyyet, Mükâfât, Ri'âyet-i hukûk-i ibâd.
Tevâdu', gönül alçaklığına ve zikr-i minnet, her tâati Allahü azîm-üş-şânın tevfîki ve lütfu olduğunu bilip, şükr etmeğe ve nasîhat, mü'min kardeşine nasîhat etmeğe ve tasfiye, kalbinden ahlâk-ı zemîmeyi çıkarıp, ahlâk-ı hamîde ile muttasıf olmağa ve gayret, dîninde gayret etmeğe ve gıbta, başkasındaki ni'metin kendinde de olmasını istemeğe ve sehâ ile fütüvvet, cömerdliğe ve îsâr, mü'min kardeşlerinin işlerini bitirmeğe ve mürüvvet, insanlık vazîfelerini yapıcı olmağa ve hikmet, ilm-i hâlini bilip amel etmeğe ve şükr, ni'metleri emr olunan yerlerde kullanmağa ve rızâ, Allahü teâlâdan kendisine gelen takdîrâta râzı olmağa ve sabr, belâlara sabr etmeğe denir.
[Hukûk-i ibâd, kul hakkını gözetmekdir. Kul hakkının en mühimmi ana-baba hakkıdır. Tatlı dil ile, güler yüzle, yardımlarına koşmakla, onların gönüllerini kazanmağa çalışmalıdır. Sonra komşu hakkı, hoca hakkı, karı-koca hakkı, arkadaş hakkı, sonra hükûmetin hakkı gelir. Kimseye yalan söylememeli, hîle yapmamalı, ölçü âletlerini doğru kullanmalı, işçinin ücretini, alın teri kurumadan ödemelidir. Borç ödememek, otobüs ve benzerlerinin ücretlerini vermemek hiyânet olur. Hükûmete vergi ödememek, binlerle kimsenin hakkını çiğnemek olur. Hükûmet zulm ederse, zulm edilenler, devlete karşı isyân ederlerse, bu ısyâncılara yardım etmenin câiz olmadığı, (Berîka)da, fitne bahsinde ve (Hindiyye)de ve (Dürr-ül-muhtâr)da yazılıdır. Hadîs-i şerîfde, (Hükûmete ihânet edene, Allah ihânet eder) buyuruldu. Ya'nî ısyân edeni zelîl, hakîr eder [Nibrâs]. Bunun için, Seyyid Kutb ve Mevdûdî gibi mezhebsizlerin, müslimânları hükûmete karşı ısyâna teşvîk eden, bölücü, yıkıcı yazılarına aldanmamalıdır. Zâlim olan hükûmete de ısyân edilmez ve ısyân edenlere yardım edilmez. İbni Âbidîn "rahime-hullahü teâlâ" ipek elbise giymenin erkeklere harâm olduğunu bildirirken diyor ki, (Düğün ve bayramlarda ipekli kumaş sermek ve altın, gümüş eşyâyı kullanmadan sergilemek, gösteriş için olmaz, yalnız hükûmetin emrini yerine getirmek için olursa, câizdir. Fekat, gündüzleri, ışık, kandil yakılması, ışıklı reklâmlar yapılması, malı zâyı' etmek, lüzûmsuz yerde kullanmak olduğundan, câiz değildir. Hükûmetin emri ile olursa, bunları yapmak ve çocuklarını kız, oğlan karışık mekteblere göndermek câiz olur. 479.cu sahîfeye bakınız! Kadın-erkek karışık olan, avret yerleri açık kimseler bulunan toplantılara gitmek de câiz değildir.) Kâfirlerin kanûnlarına da ısyân etmek câiz olmadığı da (İbni Âbidîn)in (Cum'a nemâzı) ve (Kâdılık) kısmlarında yazılıdır. Üzerinde kul hakkı bulunanın ibâdetlerinin kabûl olmıyacağı, Cennete giremeyeceği bildirildi. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslimânın hakkından kurtulmakdan dahâ zordur denildi. Herkese iyilik yapmalı, kötülük edenlere, kötülükle karşılık vermemelidir. Hakîkî müslimân, Allahü teâlânın emrlerine, hükûmetin kanûnlarına itâat eder.]
Erenlerin sohbeti, ele giresi değil.
Sohbete kavuşanlar, mahrûm kalası değil.
Gezmek gerek her yeri, bulmak için, bir eri,
sarraf tanır cevheri, magbûn bilesi değil.
Akar suyun başına, kapalı desti konsa,
kırk yıl, orda dursa da, âbı alası değil.
Sohbet, kalbi eder pâk, ona imrenir eflâk,
âdemi, ârif eden, tâcu hırkası değil.
Önce îmân etmeli, harâmdan, el çekmeli,
rûh gıdâsın bilmeli: Bâdem helvâsı değil!
(ÖNCEKİ SAYFA)
(SONRAKİ SAYFA)