RAB:

Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Sâhib, mâlik, terbiye eden.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

De ki; Allah her şeyin rabbi iken, hiç ben Allah'tan başka rab mı isterim? Herkesin

kazanacağı ancak kendine âittir. Hiçbir günahkâr, başkasının günâhını çekmez. Sonunda

dönüşünüz Rabbinizedir. O vakit Allah, dünyâda ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber

verecektir. (En'âm sûresi: 164)

Allah bütün göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbidir. O hâlde O'na ibâdet et ve

O'na ibâdet etmekte sabret... (Meryem sûresi: 65)

Kazâ ve kaderime râzı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belâlara sabretmeyen

benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın. (Hadîs-i

kudsî-Mektûbât-ı Rabbânî)

Levh-i mahfûza ilk olarak; "Benden başka Allah yoktur. Muhammed aleyhisselâm

benim Resûlümdür ve Habîbimdir ve her şey benim mahlûkumdur. Her şeyin Rabbiyim,

Hâlıkıyım (yaratıcısıyım)." yazıldı. (Hadîs-i kudsî-Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel)

Rab kelimesini "Râb" diye uzatarak söylemek, mânâsını değiştirir. Çünkü Râb diye

uzatarak söylenince, Arapça'da üvey baba mânâsına gelir. Meselâ "Elhamdülillâhi râbbil"

diye uzatmak mânâyı bozuyor. Bunun gibi müezzinlerin (Râbbenâlekel hamd) demeleri de

mânâyı bozuyor. Çünkü Rab kelimesini Râb şeklinde uzatarak söylemek, Allah'ımıza hamd

ederiz yerine, üvey babamıza hamd ederiz oluyor. Bu şekilde okuma tegannî ile okumak olur.

Tegannî ile okumak mânâyı bozarsa, namazı da bozar. Söylenişine dikkat etmek lâzımdır.

(Alâüddîn Haskefî)

Besmeleyle başlıyalım her işe!

Allah adı, en iyi bir sığınaktır.

Nîmetleri sığmaz ölçü hisâba,

Çok acıyan, affı seven bir Rab'dır.

(M. Sıddîk Gümüş)

Rabb-ül'Âlemîn:

Âlemlerin rabbi, sâhibi olan Allahü teâlâ. (Bkz. Rab)

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Hamd, Rabb-ül'âlemîn olan Allah'a mahsûstur. O, Rahmân (dünyâda nîmetini herkese

veren) ve Rahîm (âhirette nîmetlerini sâdece mü'minlere veren)dir. (Fâtiha sûresi: 1,2)

RABBÂNÎ:

1.Allahü teâlâdan gelen.

Evliyânın sözünde rabbânî te'sir vardır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

2. Kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden derin âlim.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

... Velâkin Rabbânîler olunuz. (Âl-i İmrân sûresi: 79)

Abdullah bin Abbâs (radıyallahü anh) vefât ettiği vakit İbn-i Hanefiyye şöyle dedi: "Bu

ümmetin Rabbânîsi vefât etti."

Rabbânî âlim Yûsuf-i Hemedânî hazretleri buyurdu ki: "Bir kimse, kâmil bir mürşid

(doğru yolu gösteren bir rehber) bulamazsa, bozuk şeyhlere talebe olmasın. Daha önce

yaşamış din büyüklerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup onlarla amel etsin

(orada yazılanları, hayâtında uygulasın). (Ahmed Fârûkî)

RABBENÂ LEKEL HAMD:

"Ey Rabbimiz sana hamd olsun" mânâsına namazda rükûdan doğrulunca okunması sünnet

olan söz.

Peygamber efendimiz cemâatle namaz kılarken; "Semiallahü limen hamideh" yâni Allahü

teâlâ kendisine hamd edenin hamdini işitir, kabûl eder" deyince, ilk safta bulunan hazret-i

Muâviye "Rabbenâ lekel hamd" derdi. Böyle söylemesi takdîr ve tahsin (iyi) buyrularak,

böyle söylemek kıyâmete kadar sünnet olarak kaldı. (İbn-i Âbidîn, Hindiyye)

Cemâatle namazda, imâm; "Semiallahü limen hamideh" deyince, cemâat çok yavaşca

"Rabbenâ lekel hamd" der. İmâm bunu söylemez. (Halebî)

RÂBITA:

Bir velînin şeklini, sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve

mârifetlere (ilimlere) kavuşma yolu. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz

alma. Her şeyi unutarak, dünyâ işlerini düşünmeyerek, sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek

yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulundurma.

"Ey îmân edenler. Allah'a bağlanınız ve sâdıklarla berâber olunuz" meâlindeki âyet-i

kerîmede râbıtaya işâret vardır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

Râbıta, feyz veren kâmil zâtın teveccühüyle birleşecek olursa, nûr üstüne nûr meydana

gelir. (Tâceddîn Sübkî)

Bir insanın hiç görmediği kimsenin şeklini, sûretini yalnız işitmekle, okumakla öğrenerek,

hayâline getirmesi çok zordur. Onun kendisi değil, başkası görünür. Bunun için, Resûlullah'a

râbıta yapılmaz. Çünkü başkasının Resûlullah olduğuna inanmak küfür olur. Evliyâya râbıta

yapmakta bu mahzûr yoktur. (İbrâhim Fasîh)

Râbıtasız yapılan zikr (Allahü teâlâyı anma) insanı ilerletmez. Zikirsiz râbıta ilerletir.

Râbıta her işte yardımcıdır. Zikirde yardımı ise pekçoktur. Allahü teâlânın evi olan kalbi,

nefsin pisliklerinden ve şeytanın aldatmasından temizler. (Muhammed Hânî)

Râbıta, kalbin Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekten, onları düşünmekten kurtulmasına

vesîle olur. (İmâm-ı Rabbânî)

Râbıta-i Telebbüsiyye:

Râbıta yaparken kendisini, velînin şeklinde, kıyâfetinde görmek ve düşünmek.

Kur'ân-ı kerîm okurken ve dinlerken, ders, vâz dinlerken, namaz kılarken ve her ibâdeti

işlerken râbıta-ı telebbüsiyye yapmak ibâdetlerden lezzet almaya sebeb olur. (Abdülhakîm

Arvâsî)

RACÎM:

"Allahü teâlânın rahmetinden kovulmuş uzaklaştırılmış" mânâsına şeytanın Kur'ân-ı

kerîmde bildirilen sıfatı.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

(İblîs yâni şeytan) dedi ki: "Ben ondan (hazret-i Âdem'den) hayırlıyım. Beni ateşten,

onu ise çamurdan yarattın." (Allahü teâlâ) buyurdu: "Hemen buradan (Cennet'ten veya

göklerden) çık. Çünkü sen artık racîmsin." (Sad sûresi: 76, 77)

Kur'ân-ı kerîmi okumak istediğin zaman derhâl, racîm olan şeytandan Allahü teâlâya

sığın (yâni Eûzü billâhimineşşeytânirracîm, de). (Nahl sûresi: 98)

Allahü teâlâ racîm olan şeytan ile ilgili olarak, iki mühim şeyi mü'minlere emr

buyurmaktadır. Bunlardan birincisi, şeytanı azılı düşman olarak bilmek, ikincisi ona düşman

olmaktır. Bunun için de dâimâ İslâmiyet'e uymalıdır. (İmâm-ı Yâfiî)

RA'D SÛRESİ:

Kur'ân-ı kerîmin on üçüncü sûresi.

Ra'd sûresi, kırk üç âyet-i kerîmedir. Sûrenin on üçüncü âyetinde gök gürültüsü mânâsına

gelen er-Ra'd kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede; Allahü teâlânın varlığı, birliği, ilminin

sonsuzluğu, îmân etmekle mes'ûd olanların ve inkâr eden kötü tâlihlilerin vasıfları ve

âkıbetleri ve Allahü teâlânın, Peygamber efendimizin peygamberliğine şâhidliği

bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs, Mücâhid bin Cebr, Râzî, Taberî, Kurtubî)

Allahü teâlâ Ra'd sûresinde meâlen buyuruyor ki:

İnsanlar gidişlerini bozmazlarsa, Allahü teâlâ da bunlara verdiği nîmetleri değiştirmez.

Allahü teâlâ bir millete cezâ vermek isteyince, bunu kimse durduramaz. Onların Allahü

teâlâdan başka hâkimi yoktur. (Âyet: 12)

Kim Ra'd sûresini okursa, geçmiş ve kıyâmete kadar gelecek bulutların hepsinin

ağırlığının on katı sevâb verilir. Kıyâmet günü Allahü teâlânın ahdini (sözünü, va'dini)

yerine getirenlerden olarak diriltilir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

RADIYALLAHÜ ANH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan

"Allahü teâlâ ondan râzı olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için

Radıyallahü anhümâ, ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.

Ebû Bekr radıyallahü anh birine nasîhat ederken şöyle buyurdu: "Ey kardeşim! Sana

yaptığım nasîhatı aklında tut, kaybolmamasına dikkat et. Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa

gelecek" dedi. Çok kere, dilini parmağı ile tutar ve; "Başıma gelen her şey bunun

yüzündendir" derdi. Binekte iken devesinin yuları düşse, verin, demez; deveyi çöktürür,

alırdı. Sebebini sordular: "Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bana: "İnsanlardan bir şey

isteme" diye emretti" buyurdu. (Şemseddîn Sivâsî)

Ebû Bekr ile Ömer radıyallahü anhümâ bu ümmetin üstünleridir. (Hazret-i Ali)

Eshâb-ı kirâmın radıyallahü anhüm ecmaîn hepsini büyük bilip, hürmet etmekle berâber,

Ehl-i beyti (Peygamber efendimizin akrabâlarını) de sevmek Ehl-i sünnetin alâmetidir.

(Tâhir-i Buhârî)

RADIYALLAHÜ TEÂLÂ ANHÂ:

Hanım sahâbîlerden birinin ismi anılınca veya yazılınca söylenen "Allahü teâlâ ondan râzı

olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki hanım sahâbî için (Radıyallahü teâlâ

anhümâ" ve ikiden çok için "Radıyallahü anhünne" denir.

Kadınlar Cennet'te, dünyâdaki bayram günleri gibi senede birkaç kere Allahü teâlâyı

göreceklerdir. Mü'minlerin kâmil (olgun, üstün) olanları her sabah akşam, diğerleri ise Cumâ

günleri Allahü teâlâyı anlaşılamayan bir şekilde göreceklerdir. Mü'min kadınlar ve melekler

ve cin de bu müjdeye dâhildirler. Fâtımât-üz Zehrâ ve Hadîcet-ül Kübrâ ve Âişe-i Sıddîka ve

diğer ezvâc-ı tâhirât (Peygamber efendimizin mübârek hanımları) ve hazret-i Meryem ve

hazret-i Âsiye radıyallahü teâlâ anhünne ecmaîn gibi kâmil (üstün) ve ârif hâtunların diğer

kadınlardan müstesnâ (ayrı) tutulmaları uygun olur. (Abdülhak-ı Dehlevî)

RADÎ':

Süt emen iki buçuk yaşından küçük çocuk.

Radî', süt ana-baba ve akrabâsının hepsiyle evlenemediği gibi, süt ana-baba da Radî'nin

evlâdı, zevc (koca) veya zevcesi (hanımı) ile evlenemez. (İbn-i Âbidîn)

RÂFIZÎLER:

Şîanın kollarından. İmâm-ı Zeynel'âbidîn'in vefâtından sonra oğlu Zeyd'den ayrılarak,

Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) düşmanlığında taşkınlık gösteren,

hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl etmeyen kimselerin mensûb

olduğu bozuk fırka. Terk edenler, ayrılanlar mânâsına râfızî denilmiştir.

Ümmetim arasında râfızî denilen kimseler meydana gelecektir. Bunlar İslâm dîninden

ayrılacaklardır. (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ı Kâinât)

Râfızîler, Zeyd bin Zeynel'âbidîn Ali, "İmâmdır" dediler. Bunlar Zeyd'e, Ebû Bekr ile

Ömer'e düşman ol dediler. O da büyük dedem olan Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem

sevdiği iyi kimselere düşmanlık edemem dedi. Bunun üzerine Zeyd'in yanından ayrıldılar.

Râfızîler hazret-i Ali'yi seviyoruz; onu sevmek için, Eshâb-ı kirâmın hepsine veya birkaçına

düşman olmak lâzımdır diyorlar. Bu bozuk düşünceleri onları doğru yoldan ayırdı.

(Fîrûzâbâdî, Şehristânî)

RÂFİ' (Er-Râfi'): Esmâ-i hüsnâdan. Allahü teâlânın güzel isimlerinden. Mü'minlerin ve

evliyânın derecelerini yükselten ve huzûrunda başlarını kaldırarak pak cemâline bakmak ile

mertebelerini yükselten.

Er-Râfi' ism-i şerîfini söyleyen, zâlimlerin zulmünden emin olur. Beş yüz kerre söyliyenin

maddî mânevî ihtiyâcı giderilir. (Yûsuf Nebhânî)

RAGÎBET:

İhsân ve ikrâm. Çoğulu regâibdir.

Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ bu gecede,

mü'min kullarına rağibetler yapar. O gece yapılan duâ, namaz, oruç, sadaka gibi, ibâdetlere

kat kat sevâb verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

RÂH-I İCTİBÂ:

Tasavvufta Allahü teâlâya kavuşturan yollardan biri. Seçilmişlerin yolu. (Bkz. İctibâ Yolu)

Râh-ı ictibâ, Peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Ancak ümmetlerinden onlara tâbi

olanlara da, onlara mahsûs olan kemâllerden ihsân olunduğu gibi, buna da nasîb ederler.

(Şihâbüddîn Sühreverdî)

RÂH-I MÜRÎDÂN:

Tasavvufta müridlerin, talebelerin yolu. Allahü teâlâya kavuşturan yollardan. Sâlikler

(tasavvuf yolunda ilerleyen talebeler) yolu. (Bkz. İnâbet)

Allahü teâlâya kavuşturan yollar ikidir: Râh-ı mürîdân ve râh-ı murâdân. Râh-ı mürîdân,

müridlerin yolu olup, sülûk ile (tasavvuf yolunda ilerlemekle) alâkalıdır, zahmetlidir. Râh-ı

murâdân seçilmişlerin yolu olup, cezbe (Allahü teâlânın yolunda çekilme) ile alâkalıdır. Buna

ictibâ yolu da denir. (Bkz. Râh-ı İctibâ) (İmâm-ı Rabbânî)

RÂHİB:

Hiç evlenmeyen, bekâr ve yalnız yaşayan, yalnız ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vazîfeli

olan hıristiyan din adamı.

Papazlar herkese râhib olmayı, yalnız yaşamayı emrediyordu. Allah yolunda bulunabilmek

ve Allahü teâlâya yaklaşabilmek ancak ruhbanlıkla yâni evlenmemekle olur sanıyorlardı.

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem bunu önlemek için Eshâbının

(arkadaşlarının) bekâr yaşamasını yasakladı. "Nikâh yapmak (evlenmek) benim

sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan kimse benden değildir" buyurdu. (Saideddîn Fergânî)

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem on iki yaşlarında iken amcası Ebû Tâlib

ile birlikte Şam tarafına giden ticâret kervanına katıldı. Ticâret kervanı uzun bir yolculuktan

sonra Busra denilen yerde hıristiyanlara mahsûs bir manastırın yakınında konakladı. Bu

manastırda Bahîra adında bir râhib kalıyordu. Önceden yahûdî âlimlerinden iken sonradan

hıristiyan olan bu bilgili râhib, kervanda bulunanların hepsini yemeğe dâvet etti. Râhib Bahîra

ısrarla yemeğe getirttiği sevgili Peygamber efendimizin mübârek sırtındaki mühr-i nübüvveti

açtırdı. Bunu görünce, henüz yaşı küçük olan Muhammed aleyhisselâmın geleceği bildirilen

son peygamber olduğuna şehâdet etti. (Muînüddîn Hirevî)

RÂHİBE:

Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl

olan görevli kadın.

Şehvet nazarı ile kadınlara bakmanın aynen zinâ olduğunu Îsâ aleyhisselâm bildirmiş

iken, hıristiyanlar kadınlarını örtmemişlerdir. Bugün ellerde dolaşan İncîller hıristiyan

kadınların örtünmelerini emretmektedir. Bunun içindir ki, bütün kiliselerde, manastırlarda

vazîfeli olan kızlar, râhibeler, müslüman kadınları gibi örtünmektedirler. (Harputlu İshâk

Efendi)

RAHÎM (Er-Rahîm):

1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara

acıyan.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

... Şüphesiz ki, Allahü teâlâ Gafûrdur, Rahîmdir. (Zümer sûresi: 53)

... Ben ziyâdesi ile tövbe kabûl edici ve Rahîmim. (Bekara sûresi: 53)

Şeytan; "Allahü teâlâ Rahîm'dir, affeder" diyerek insanı günâh işlemeğe sürükler. (İmâm-ı

Rabbânî)

Allahü teâlâ, âhirette dostlarını yâni mü'minleri Rahîm sıfatıyla, keremiyle, ihsânıyla,

Cennet'e ve cemâline kavuşturur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

Her kim her gün yüz kerre Rahîm ism-i şerîfini söylerse, kalbinde rikkat ve mahlûkâta

karşı merhamet peydâ olur. (Yûsuf Nebhânî)

2. Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin

sıfatlarından.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Andolsun ki, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya

uğramanız O'na çok ağır gelir. Çünkü O, size çok düşkün, mü'minlere karşı raûf (şefkatli)

ve rahîmdir. (Tevbe sûresi: 128)

Biz delikanlı, yaşça birbirimize yakın bir takım gençler, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve

sellem) geldik de O'nun yanında yirmi gece kaldık. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)

rahîm ve refîk (yumuşak, kibar, nâzik) idi. Âile efrâdını özlediğimizi anlayınca, bize

âilelerimizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine haber verdik. Bunun üzerine:

"Âilelerinizin yanına dönün de onların arasında kalın! Hem onlara öğretin! Kendilerine

emir verin! Namaz vakti gelince içinizden biriniz size ezân okusun; sonra en büyüğünüz

size imâm olsun" buyurdu. (Mâlik bin Huveyris-Müslim)

RAHİMEHULLAH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan başka İslâm büyüklerinden birisinin ismi anıldığı veya

yazıldığında, söylenen ve yazılan, Allahü teâlâ ona rahmet eylesin mânâsına, duâ, hürmet ve

saygı ifâdesi. İki kişi için rahimehumallah daha çok kimse için, rahimehumullah denir.

RAHMÂN (Er-Rahmân):

"Dünyâda dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mü'min olsun kâfir olsun bütün

yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından

(güzel isimlerinden).

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Rahmânın kulları, yer yüzünde gönül alçaklığı ve vakar ile yürürler. Câhiller

kendilerine sataştığı zaman onlara "sağlık, esenlik size" gibi güzel sözler söyleyerek

doğruluk ve tatlılıkla günahtan sakınırlar. (Furkan sûresi: 63)

Her kim namazdan sonra yüz defâ Rahmân ism-i şerîfini söylerse, Allahü teâlâ onun

kalbinden nisyan ve gafleti çıkarır. (Yûsuf Nebhânî)

Zikr et zikr, bedende iken Cânın!

Kalbin temizliği zikri iledir Rahmânın!

(İmâm-ı Rabbânî)

Rahmân Sûresi:

Kur'ân-ı kerîmin elli beşinci sûresi.

Rahmân sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i

kerîmede geçen Rahmân kelimesinden dolayı Sûret-ür-Rahmân denilmiştir. Sûrede; göklerin

düzeninden, Allahü teâlânın insanlara olan lütfu ve ikrâmından, insanın yaratılışından, Allahü

teâlânın kudretinden, kıyâmet gününden ve o günde isyânkârların cezâlandırılmasından ve

inananların kavuşacağı nîmetlerden bahsedilmektedir. (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî)

Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma

ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i

şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

RAHMET:

1. Acıma, merhamet.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

(Ey Resûlüm!) De ki: "Ey (günâh işlemekle) nefslerine karşı haddi aşmış kullarım!

Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allahü teâlâ (şirk ve küfürden başka

dilediği kimselerden) bütün günâhları magfiret buyurur, bağışlar. Şüphesiz ki O,

Gafûr'dur, Rahîm'dir. (Zümer sûresi: 53)

Yâ Rabbî! Bize rahmetini ihsân eyle. İhsân sâhibi ancak sensin. (Âl-i İmrân sûresi: 8)

Allahü teâlâ rahmeti yüz parçaya ayırmış, doksan dokuzunu kendisinde bırakmış,

yeryüzüne bir parça indirmiştir. İşte bütün mahlûklar bu parça sebebiyle birbirlerine

acırlar... (Hadîs-i şerîf-Müslim)

... Ramazân'ın birinci gecesi Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmetle baktığı

kuluna hiç azâb etmez. (Hadîs-i şerîf-Sünen-i Beyhekî)

Bir kimse bir mü'minin ihtiyâcını karşılamak için yürüse, Allahü teâlâ yetmiş bin

meleği ona sâyehân eder, gölgelendirir. Eğer sabah vakti ise akşama kadar, akşam vakti

ise sabaha kadar ona rahmet ile duâ ederler. Her bir ayağını kaldırdıkta bir günâhı affolur

ve bir derece verilir. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Hibbân)

Allahü teâlânın bir kuluna rahmet etmiyeceğine, ona gazab ve azab edeceğine alâmet,

dünyâya ve âhirete faydası dokunmayan şeylerle meşgul olması, zamanlarını lüzumsuz

şeylerle öldürmesidir. (İmâm-ı Gazâlî)

Allahü teâlâdan korkmalı, fakat O'nun rahmetinden ümidi kesmemelidir. Ümid, korkudan

çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. (Muhammed Hâdimî)

2. Sevgili Peygamberimiz hazret-i Muhammed'in isimlerinden.

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ sûresi: 107)

3. Kur'ân-ı kerîm.

4. Yağmur.

Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Allahü teâlâ rüzgârı, rahmetinden önce müjdeci olarak gönderir. Rüzgârlar, ağır olan

bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırırız. O yağmurla yerden

meyveler çıkarırız. Ölülerini de mezârlarından böyle çıkaracağız. Umulur ki, düşünüp

ibret alırsınız. (A'râf sûresi: 57)

Rahmet-i İlâhiyye:

Allahü teâlânın merhameti, acıması.

Kalbinde zerre kadar îmân olan bir kimse, Cehennem'de sonsuz kalmayacak, rahmet-i

ilâhiyyeye kavuşarak Cennet'e girecektir. (İmâm-ı Rabbânî)

Cenâb-ı Hak bir kulunun hidâyet ve îmânda sebâtını dilerse, o kimseye rahmet-i ilâhiyye

gelir. Rahmet-i ilâhiyye, şeytanı uzaklaştırıp, hastanın yüzünden yorgunluğu giderir. (İmâm-ı

Gazâlî)

Rahmet Kapısı:

Duâların kabûl edildiği, ihsân ve bereket kapısı. Duâların geri çevrilmediği lütuf kapısı.

Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, tövbe red olmaz. Fıtr

(Ramazan) bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri, Şâban'ın on beşinci gecesi

ve Arefe gecesi. (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-Nâsihîn

Evliyânın büyüklerinden Râbia-i Adviyye adamın birini duâ ederken; "Yâ Rabbî! Bana

rahmet kapını aç!" dediğini işitince; "Ey câhil! Allahü teâlânın rahmet kapısı şimdiye kadar

kapalı mı idi de, şimdi açılmasını istiyorsun?" Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de,

giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için duâ etmeliyiz" dedi.

(Muhammed Rebhâmî)

Rahmet Melekleri:

Yeryüzünde dolaşan ve mü'minlerin ölümü ânında hâzır olan melekler. Bunlara

Rûhâniyân da denir.

Resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez. (Hadîs-i

şerîf-Zevâcir)

Sizden öncekiler arasında doksan dokuz kişiyi öldürmüş biri vardı. Bu adam

yeryüzündekilerin en âlimini sordu. Bir râhibi tavsiye ettiler. Ona geldi ve; "Doksan dokuz

kişiyi öldüren bir kimse için tövbe (affolma imkânı) var mı?" diye sordu. O râhib de;

"Hayır" dedi. Bunun üzerine onu da öldürdü ve onunla yüz kişiyi tamamladı. Sonra

yeryüzündeki insanların en âlimini sordu. Ona başka âlim birini tavsiye ettiler. Ona geldi.

"Yüz kişiyi öldürmüş bir kimse için tövbe var mı?" diye sordu. O da; "Evet tövbeyi kim

engelleyebilir. Sen şu yere git. Çünkü orada Allahü teâlâya ibâdet (kulluk) eden insanlar

vardır. Sen de onlarla berâber Allah'a kulluk yap. Sakın kendi memleketine dönme.

Çünkü orası kötü bir yerdir" dedi.

Adam oraya gitti. Fakat yolu yarıladığında vefât etti. O zaman Rahmet melekleri ile

azap melekleri (onun rûhunu alma) konusunda konuştular. Rahmet melekleri: "Bu adam

tövbe ederek ve kalbi ile Allahü teâlâya yönelerek geldi" dediler. Azap melekleri ise; "O

henüz bir hayır işlememiştir" dediler. Onların yanına insan sûretinde bir melek geldi. Onu

aralarında hâkim yaptılar. O melek; "İki yer arasını (kendi memleketiyle gideceği iyi

memleketin arasını) ölçünüz. Bunlardan hangisine daha yakınsa o oradan sayılır." dedi.

Ölçtüler ve onu gitmek istediği yere daha yakın buldular. Bunun üzerine onu Rahmet

melekleri aldılar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

Hangi evde Kur'ân-ı kerîm okunursa, orada bereket, bolluk olur, şeytanlar uzaklaşır,

melekler oraya hücûm eder. Hangi evde Kur'ân-ı kerîm okunmazsa, o evde darlık, sıkıntı,

huzursuzluk başgösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ eder.

(Ebû Hureyre-İhyâ)

Can vermek acısı, dünyâ acılarının hepsinden daha şiddetlidir. Fakat, âhiret azâblarının

hepsinden daha hafiftir. Mü'min, rûhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini, Cennet

hûrîlerini görüp, onların zevki ile, can verme acısını duymaz. Rûhu tereyağından kıl çeker

gibi çıkar. Nîmetlere kavuşur. (Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ)

RAHMETEN LİL ÂLEMÎN:

"Âlemlere rahmet" mânâsına Peygamber efendimizin mübârek isimlerinden.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Biz seni ancak rahmeten lil âlemîn gönderdik. (Enbiyâ sûresi: 107)

Geldi çün ol rahmeten lil âlemîn

Vardı nûr anda karâr kıldı hemîn

(Süleymân Çelebi)

RAHMETULLAHİ ALEYH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin arkadaşlarından) başka din

büyüklerinden birinin ismi anıldığı veya yazıldığında, söylenen veya yazılan "Allahü teâlâ

ona rahmet eylesin" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için rahmetullahi

aleyhimâ, daha çok kimse için rahmetullahi aleyhim denir.

Cüneyd-i Bağdâdî rahmetullahi aleyhin kıymetli sözlerinden bâzıları şöyledir: Bir

kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görürseniz, İslâmiyet'e uymaktaki hassâsiyetine,

titizliğine bakınız. Eğer bu yönü tam ise ona uyabilirsiniz. Emir ve yasaklara uymakta az da

olsa bir gevşekliği varsa, hemen ondan uzaklaşınız, çünkü size zararı dokunur.

Allahü teâlâdan gâfil olmak, O'nu unutmak, ateşte olmaktan daha beterdir, kötüdür.

Sabır; yüzü ekşitmeden başa gelen dert ve musîbeti yudum yudum içine sindirmektir.

Ebü'l-Hüseyin bin Sem'ûn rahmetullahi aleyh buyurdu ki: "Allahü teâlânın adı

bulunmayan söz kıymetsizdir. Allahü teâlâyı hatırlamadan susmak, boşuna vakit geçirmektir.

İbret almadan bakmak faydasızdır."

RAKÎB (Er-Rakîb):

Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi hakkıyla gören,

gözeten, koruyan, bir an onlardan habersiz olmayan, murâkabesi (gözetmesi) devamlı olan.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Allahü teâlâ her şeyi, rakîbdir. (Ahzâb sûresi: 52)

RAKS:

Oynamak, dans.

Tasavvuf yolları çoktur. Bunların içinde en lüzumlusu ve en uygunu sünnete yapışan ve

bid'atlerden (dinde reformlardan) kaçan büyüklerin yoludur. Bu büyükler, her sözlerinde ve

her hareketlerinde, sünnete uyup da, kendilerinde hiçbir keşf, kerâmet, hâl, görüş ve

ma'rifetler hâsıl olmaz ise, hiç üzülmezler. Fakat bunların hepsi hâsıl olup da, sünnete

uymakta gevşek davranırlarsa, bunları hiç beğenmezler. İşte bunun içindir ki, bu büyüklerin

yolunda sima' ve raks yasaktır. Böyle şeylerden hâsıl olacak lezzet ve hâllere kıymet

vermemişler, bundan hâsıl olan şeylere dönüp bakmamışlardır. (İmâm-ı Rabbânî)

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş, evliyânın büyüklerinden olan, Mevlânâ Celâleddîn-i

Rûmî, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi. (Abdülhakîm

Arvâsî)

RAMAZAN:

Hicrî ayların dokuzuncusu, üç ayların sonuncusu ve farz olan orucun tutulduğu ay.

Ramazan yanmak demektir, çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok

olur.

Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar

bağlanır. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

Kim Ramazân-ı şerîf ve Kurban bayramı gecelerini ihyâ ederse; kalblerin öldüğü gün,

onun kalbi ölmez. (Hadîs-i şerîf-Kitâb-ü Metcer-ür-Râbih)

Kim Ramazân-ı şerîfin başından sonuna kadar cemâatle namaz kılarsa, Kadir

gecesinden nasîbini almış olur. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-ul-Cenne)

Ramazan çok hayırlı ve mübârek bir aydır. Gündüz tutulan oruca, gece kılınan namaza, bu

ayda verilen sadakaya, Allahü teâlâ kat kat sevâb verir. (Hazret-i Ömer)

Ramazan ayının ilk gecesinden son gecesine kadar göklerin kapıları açılır. Yâni bereket ve

duâların kabûl kapıları açık kalır.Ramazan gecelerinde namaz kılanlara Allahü teâlâ her bir

secdesine bin beş yüz hasenât, lutf ve ihsân buyurur. Kırmızı yâkuttan yapılmış bir cennet

verilir. Birçok kapısı olup, kapıları altından, kırmızı yâkutlar ile süslüdür. Allahü teâlâ

insanın her orucuna başka başka lutuflar ihsân eder. Oruçlu olduğu günün güneşinin

doğuşundan batışına kadar yetmiş bin melek o oruçluya istiğfâr eder. Gecesinde ve

gündüzündeki secdelerine, Cennet bağlarında dünyâda tasavvur edemediği ağaçlar dikilir ve

gölgeliklerinde binlerce insan gölgelenir. (Muhyiddîn-i Arabî)

Ramazân-ı şerîfte yapılan nâfile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen

sevâb, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda, bir oruçluya iftâr verenin günâhları

affolur. Cehennem'den âzâd olur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevâb verilir. Bu

ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur. Bu aya saygısızlık

edenin bütün senesi, günâh işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar

ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. (İmâm-ı Rabbânî)

Ramazan Hilâli (Bkz. Rü'yet)

RÂSİH ÂLİM:

Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını, işâretlerini anlayan büyük

din âlimi. (Bkz. Ulemâ-i Râsihîn)

Râsih âlimlerin dört hasleti vardır: 1)Allahü teâlâdan korkmak, 2)İnsanlara karşı mütevâzî

(alçak gönüllü) olmak, 3)Dünyâya düşkün olmamak, 4)Nefsi ile mücâdele etmek. (İmâm-ı

Mâlik)

Râsih âlimler, peygamberlerin vârisleri oldukları müjdelenmiş olan, Resûlullah'a

(sallallahü aleyhi ve sellem) tam uyan, kendilerine nice gizli ve ince bilgiler ihsân olunan ve

gizli ve açık ilimlere kavuşan âlimlerdir. İsrâ sûresinin seksen beşinci âyetinde meâlen;

"Sizlere, ilimden pek az verildi" buyruldu. Burada bildirilen ilim ile şereflenen râsih âlimler

perde arkasını seyretmektedirler. (İmâm-ı Rabbânî)

Râsih ilimli âlimlere Allahü teâlânın vâsıtasız olarak ihsân ettiği ilme (vehbî) veya (kalb

ilmi)denir. Hadîs-i şerîfte; "İlmi ile amel edene, Allahü teâlâ bilmediklerini bildirir"

buyruldu. (Muhammed Hâdimî)

RAÛF (Er-Raûf):

1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına karşı merhâmeti

çok olan ve yaptıkları iyilikleri zâyî etmeyen.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Muhâcirlerden (Mekke'den göç eden) ve Ensârdan (Medîneli müslümanlardan) sonra,

kıyâmete kadar gelen mü'minler; "Yâ Rabbî! Bizi affet ve bizden önce gelen din

kardeşlerimizi affet. Kalblerimizde, îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz!

Şüphesiz ki sen Raûf'sun, Rahîm'sin" derler. (Haşr sûresi: 10)

Kızgınlık ânında kim on defâ er-Raûf ism-i şerîfini söyler ve Peygamber efendimize

salevât-ı şerîfe okursa öfkesi geçer, sâkinleşir. (Yûsuf Nebhânî)

2. "Ümmetine karşı çok merhâmet eden, acıyan" mânâsına Resûlullah sallallahü aleyhi ve

sellemin isimlerinden.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız, O'na çok

ağır ve güç gelir. Size (îmânınıza ve hâlinizin salâhına, iyi olmasına) çok düşkündür.

Mü'minlere karşı raûf ve rahîmdir. (Tevbe sûresi: 128)

RAVDA-İ MUKADDESE:

Mukaddes bahçe. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i

münevveredeki mescidinin içinde kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberinin arasında

kalan mübârek mekân, yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)

RAVDA-İ MUTAHHERA:

Temiz bahçe. Medîne-i münevveredeki Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve

sellem) mescidinin içinde bulunan ve Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi ile mescidin o

zamanki minberi arasında kalan 26 m. uzunluğundaki mübârek yer. Ravda-i mukaddese,

Ravda-i mübâreke de denir.

Bu fakire göre yeryüzünün en kıymetli yeri, Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki

Mescid-i Harâm denilen câmidir. Bundan sonra Medîne'deki Ravda-i mutahheradır. Üçüncü

olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor ki, Ravda-i mutahhera Mekke'den daha

üstündür demek doğrudur. (İmâm-ı Rabbânî)

Hacca giden müslümanlar Mekke'de hac vazîfesini yerine getirdikten sonra Medîne'ye

gelirler. Mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Peygamber efendimizin kabr-i şerîfini

ziyârete niyet edilir. Salevât-ı şerîfe ve duâ okuyarak Mescid-i nebîye gelinir ve minber

yanındaki Ravda-i mutahherada iki rek'at tahiyyet-ül-mescîd namazı, iki rek'at da şükür

namazı kılınır. Duâdan sonra Kabr-i şerîf ziyâret edilir. (Abdullah Mûsulî)

RAVDA-İ MÜBÂREKE:

Mübârek, bereketli bahçe. Medîne-i münevverede, Peygamber efendimizin sallallahü

aleyhi ve sellem kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan mübârek mekan,

yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)

RÂVÎ:

Rivâyet eden, nakleden; duyduğu veya gördüğü bir sözü, bir işi, bir olayı başkasına haber

veren; Resûlullah efendimizin hadîs-i şerîflerini, metin (hadîs-i şerîfin kendisini) ve senedi

(nakledenleri) ile birlikte nakleden hadîs âlimi.

Hadîs râvîlerinden Ebû Hüreyre radıyallahü anhın bildirdiği bir hadîs-i şerîfte şöyle

buyruldu: "Kadın dört şey için nikâh edilir:Malı, soyu, güzelliği ve dîni. Sen, dindâr kadını

seç; mes'ûd olursun." Bir başka hadîs-i şerîfte; "Abdestli olan vücûd âzâsına Cehennem

ateşi dokunmaz" buyruldu.

Râvîlerin önde gelenlerinden hazret-i Âişe vâlidemize, Resûlullah efendimiz şöyle

buyurdu: "Ey Âişe, yumuşak ol! Zîrâ Allahü teâlâ, bir ev halkına iyilik murâd ederse,

onlara rıfk (yumuşaklık) kapısını gösterir."

Müksirûn denilen binden fazla hadîs nakletmiş olan râvîlerden Enes bin Mâlik, şu hadîs-i

şerîfi bildiriyor: "Kendisinde şu üç sıfat bulunan, îmânın tadını duyar: Allahü teâlâ ve

Resûlünü başkalarından daha çok sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Küfürden

(îmânsız olmaktan) kurtulup hidâyete (doğru yola) kavuştuktan sonra, ateşe atılmayı ne

kadar istemezse, küfre dönmeyi de o derece kerih (çirkin) ve kötü görmek."

RÂYE:

Bayrak, sancak. (Bkz. Livâ)

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, yirmi yedi kerre muhârebe yaptı. Bunlardan

dokuzunda er olarak hücûm etti. Diğerlerinde başkumandanlık mevkiinde bulundu. Râyesi

siyâh idi. Livâsı (sancağı) daha küçük olup, beyaz idi. (İmâm-ı Kastalânî)

RÂZI:

Memnûn, hoşnûd olan.