Okunma; 201
48. FIKRA: Kur'ân-ı kerîmin ve Kâ'be-i Rabbânînin hakîkatleri, Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın hakîkatinin üstündedir. Bunun için, hakîkat-ı Kur'ân, hakîkat-ı Muhammedînin imâmı ve hakîkat-ı Kâ'be-i Rabbânî, hakîkat-i Muhammedînin mescûdu [secdegâhı] oldu. Bununla birlikde Kâ'be-i Rabbânînin hakîkati, Kur'ân-ı kerîmin hakîkatinin üstündedir. O mertebede temâmen sıfatsızlık ve renksizlik vardır. Şân ve i'tibârların orada yeri yokdur. Tenzîh ve takdîs dahî o hazrete yanaşamaz.
Mısra': Orada olan her şey, beyândan da yüksekdir.
Bu öyle bir ma'rifetdir ki, bugüne kadar evliyâdan hiç biri bu husûsda ağzını açmamış, dilini oynatmamışdır. Hattâ îmâ ve işâretle dahî bundan bahs etmemişdir. Bu fakîri bu büyük ma'rifetle şereflendirdiler ve kendi akranı [ya'nî büyük evliyâ] arasından seçdiler. Bütün bunlar Resûlul-lah ve Habîbullahın sadakası olarak, Onun hurmetine verilmişdir. Şunu da bildirelim ki, Kâ'benin sûreti, eşyânın mescûdu [secdegâhı] olduğu gibi, Kâ'benin hakîkati de, eşyânın hakîkatinin secdegâhıdır. Şaşılacak bir söz söylüyorum ki, şimdiye kadar onu kimse işitmedi, bir haberci haber vermedi.
Allahü teâlânın bana bildirmesi ve ilhâm etmesi ve bana mahsûs kıldığı fadl ve keremi ile derim ki: Resûlullahın "aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vet-tehıyyât" âhırete intikâlinden bin bir kaç sene sonra, bir zemân gelecek. O zemân hakîkat-i Muhammedî kendi makâmından urûc edecek [yükselecek] ve hakîkat-i Kâ'be makâmı ile birleşecek. O zemân hakîkat-i Muhammedî, hakîkat-i Ahmedî ismini alır ve bir olan Zât-ı ilâhîye mazhar olur ve her iki mubârek ism müsemmâ ile mütehakkık olur, onun hâlini alır ve önceki makâm hakîkat-i Muhammedîden boşalır. Bu hâl, Îsâ aleyhisselâmın gökden inmesine ve Muhammed aleyhisselâmın şerî'ati ile amel etmesine kadar devâm eder. O zemân hakîkat-i Îsevî, kendi makâmından yükselerek, boş kalmış olan hakîkat-i Muhammedî makâmına yerleşir.
|