Ara 05 2006
Adalet ve ihsan
Salı, 05 Aralık 2006
Okunma; 362

MUHTAÇLARA YARDIM

Adalet ve ihsan

 

Ahmet Mekki efendi, hal ehli bir veli'ydi.

Nasihati, herkese pek çok faideliydi.

 

Derdi: Kulun, aynıysa dışı gibi içi de,

Rabbimiz buyurur ki: (Gerçek kul budur işte.)


 

İnsanlara hizmeti, vazife biliyordu.

(Dünyada en kârlı iş, işte budur) diyordu.

 

Kimseyi gıybet etmez, dinlemezdi de hatta.

Derdi ki: (Bu, korkunç bir hastalıktır adeta.)

 

Son derece sabırlı, tevekkül ehliydi pek.

Her dert ve musibete, katlanırdı severek.

 

Derdi ki: İki türlü, kula gelir hidayet.

Kimine (İhsan) olur, kimine de (Adalet).

 

Bir kimse, dua edip dese ki: (Ya ilahi!

İman ve hidayete kavuştur beni dahi.)

 

Onun, hüsn-ü niyetle yaptığı bu duayla,

O kulu, hidayete erdirir Hak teâlâ.

 

İnsan, bütün ömrünce istese bunu bir an,

Ölmeden, o kimseye nasib olur bu iman.

 

İşte, dua edip de, hidayete kavuşmak,

Adalet-i ilahi sayesindedir ancak.

 

Bazı kimseler dahi vardır ki bu dünyada,

İmana gelmek için, bulunmaz bir duada.

 

Haberi bile yoktur imandan, hidayetten.

Lakin seçip kurtarır, Allah onu o dert'ten.

 

Yani ona tanıtır sevdiği bir kulunu.

Onun vasıtasıyla, kendine çeker onu.

 

Bu da, Hak teâlânın ihsanıdır ki elbet,

Dünyada, olmaz artık bundan büyük bir nimet.

 

Bir (Allah adamı)nı tanımadan bir kimse,

Yüz sene, hiç durmadan ibadet, hizmet etse,

 

Yine de kayabilir ayağı o kişinin.

Çünkü tasarrufunda değildir bir mürşid'in.

 

Mürşidi olmayanın imanı, bu devirde,

Yüzen tahta parçası gibidir bir nehirde.

 

Dalgalar tesiriyle bir batar, sonra çıkar.

Her an bir tehlikeye olabilir o duçar.

 

Rehberi olanların imanına gelince,

Kaya gibi muhkem ve sağlam olur bir nice.

 

Yani hakiki rehber olmadan bir şey olmaz.

İnsanlar, ahirette azaptan kurtulamaz.

 

Peygamber olmayınca, nasıl ki din olmazsa,

Onun varisleri de öyledirler hülasa.

 

Lakin mürşid geçinen, sahte şeyhler dahi var.

Bu gibiler, din değil, dünya adamıdırlar.

 

Onların olmaması, olmasından iyidir.

Çünkü onlar, yol kesen eşkıyalar gibidir.

 

Eşkıya, insanların, alır yalnız malını.

Bunlar ise çalarlar dinini, imanını.)




Buyurdu: (Fakirlerin, hakkıdır bu develer.
Onların işlerini, yapmalı bizzat Ömer.

Bana tevdi etmiştir bu işi Hak teâlâ.
Yarın mahşer gününde, benden sorar evvela.)

Dediler ki: (Ya Ömer, görürüz ki gece hep,
Gezersiniz şehirde, her yeri, neden acep?)

Buyurdu: (Dolaşırım, uzak, ücra yerleri.
Kendim arar bulurum, aciz ve fakirleri.

Zira budur evvela benim asli vazifem.
Onlara yardım etmek, zevk veriyor bana hem.)

Bir yere, yeni vali gönderirken, ilk önce,
Ona, vazifesini söylerdi ince ince.

Sonra da, bir kağıda, cümle vazifesini,
İki nüsha olarak, yazdırırdı hepsini.

Birinci nüshasını, verirdi kendisine.
Yollardı diğerini, şehrin ahalisine.

Ve onlara emredip, derdi ki: (Ey ahali!
Bilin ki, şehrinize geliyor yeni vali.

Eğer Hakkın emrini, tutarsa bu valiniz,
Siz de, onun emrine itaat eyleyiniz.)

Abdurrahman bin Avf da, nakleder ki şöylece:
Hazret-i Ömer Faruk, bana geldi bir gece.

Dedi ki: (Şehrimize, küffar diyarlarından,
Bir ticaret kervanı geldi ve kondu şu an.

Gerçi bunlar, müslüman değiller, hepsi kâfir.
Ve lakin şehrimize gelmişlerdir misafir.

Çok kıymetli mallarla yüklüdür kervanları.
Bizlere emanettir, canlarıyla malları.

Gel, gidip bekleyelim o kervanı bu gece.
Bir zarar görmesinler yurdumuzda böylece.)

(Peki!) deyip, kervanı, bekledik sabaha dek.
Lakin biri fark etmiş, bizi takip ederek.

Sonra, diğerleri de buna vakıf olmuşlar.
Kendi aralarında, şöylece konuşmuşlar:

(İslamın halifesi, cihan titreten Ömer,
Bizim kervanımıza, nasıl bekçilik eder?

Halbuki muhaliftir dinimiz, dinlerine.
Buna rağmen o bizzat, beklemiş bizi yine.

Bu, ne ince düşünce, bu ne ahlak, ne edep!
Demek ki, islam dini, bunları emreder hep.)

Böylece hayran olup, hepsi islamiyet’e,
Topyekün iman edip, geldiler hidayete.



Dinlemek için aşağıdaki ses oynatıcısının "oynat(play)" tuşuna basınız.


 
 
 
< Önceki   Sonraki >
Şuanda 3 misafir bağlı
eXTReMe Tracker