Kelâm-ı Kibar
Muhammed aleyhisselâma tâm ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tâm ve kusursuz sevmek lâzımdır. - İmâm-ı Rabbânî “kuddise sirruh”
Vintage
Something Different for Joomla
| Resulullah ağladı |
| Salı, 05 Aralık 2006 | |
|
Okunma; 1387 HAZRET-İ ALİ (Radıyallahü Anh) Resulullah ağladı
O Hazret-i Ali ki, dünyaya geldiğinde, Gördü Resulullahı, ilkin kendi evinde.
O Server, o gün onu kaldırıp beşiğinden, Kucağına alarak, bağrına bastı hemen.
Ve mübarek dilini, ol Hüdanın Habibi, Koydu onun ağzına, gonca yaprağı gibi.
Esrar çeşmelerinin, kaynağı gibi olan, O mübarek dilini, sevgi ile o zaman,
Emzirince Ali’ye Resulullah bir müddet, Geçti ona böylece feyiz, ilim ve hikmet.
Sonra da, bir leğene yatırıp sevgi ile, Yıkadı Resulullah, onu kendi eliyle.
Ve lakin yıkayınca onun bir tarafını, Kendi çeviriyordu, Ali öbür yanını.
Bu hali görür görmez, Aliyyül Mürteza’dan, Ağlamaya başladı, Fahr-i âlem o zaman.
Sorunca validesi, niçin ağladığını, Buyurdu: (Ben yıkarım, şimdi bu evladını.
Zaman gelir, vakta ki edince ben de vefat, Benim bedenimi de, yıkar o gün bu evlat.
O da beni yıkarken, o gün kendi eliyle, Ben de, kendiliğimden dönerim işte böyle.)
Birgün de Resulullah, Harem'e geldiğinde, Oturtmuştu onu da, omuzu üzerinde.
Baktı, pehlivanlardan bahsederler o ara. Aliyyül Mürteza’yı göstererek onlara,
Buyurdu ki: (Şu oğlum, gelecek ki bir zaman, Olacak herbirinden daha üstün pehlivan.
Herkesin erkek aslan diye övdüklerini, Birer birer devirip, dürer defterlerini.)
Onlar, hayret ederek dediler: (Ne diyorsun? Bir küçük çocuk için, neler vadediyorsun.)
Buyurdu: (Unutmayın sözlerimi şimdi siz. Seneler sonra bunu, görürsünüz hepiniz.)
Yine Ebu Talip'le, giderken oğlu Cafer, Gördüler bir gün onu, Resul ile beraber.
Baktılar, sağ yanına durmuş hem de Resul'ün, İkisi, cemaatle namaz kılıyor o gün.
İbadette görünce Ebu Talip, Ali'yi, Dedi ki: (Haydi Cafer, çabuk gidip sen dahi,
Muhammed-ül emin'in, sol yanına dur hemen. Sen de namaz kılarak, bu devletle şereflen.)
O da gelip, hemence, namaza oldu dahil. Resul'ün sevgisine, o günden oldu nail.
Resulullah, onun da namaza durmasına, Sevinip, buyurdu ki: (Müjdeler olsun sana!
İki kanat verir ki, Rabbimiz sana yarın, Onlarla, yeryüzünden cennetlere uçarsın.) Buyurdu: (Fakirlerin, hakkıdır bu develer. Onların işlerini, yapmalı bizzat Ömer. Bana tevdi etmiştir bu işi Hak teâlâ. Yarın mahşer gününde, benden sorar evvela.) Dediler ki: (Ya Ömer, görürüz ki gece hep, Gezersiniz şehirde, her yeri, neden acep?) Buyurdu: (Dolaşırım, uzak, ücra yerleri. Kendim arar bulurum, aciz ve fakirleri. Zira budur evvela benim asli vazifem. Onlara yardım etmek, zevk veriyor bana hem.) Bir yere, yeni vali gönderirken, ilk önce, Ona, vazifesini söylerdi ince ince. Sonra da, bir kağıda, cümle vazifesini, İki nüsha olarak, yazdırırdı hepsini. Birinci nüshasını, verirdi kendisine. Yollardı diğerini, şehrin ahalisine. Ve onlara emredip, derdi ki: (Ey ahali! Bilin ki, şehrinize geliyor yeni vali. Eğer Hakkın emrini, tutarsa bu valiniz, Siz de, onun emrine itaat eyleyiniz.) Abdurrahman bin Avf da, nakleder ki şöylece: Hazret-i Ömer Faruk, bana geldi bir gece. Dedi ki: (Şehrimize, küffar diyarlarından, Bir ticaret kervanı geldi ve kondu şu an. Gerçi bunlar, müslüman değiller, hepsi kâfir. Ve lakin şehrimize gelmişlerdir misafir. Çok kıymetli mallarla yüklüdür kervanları. Bizlere emanettir, canlarıyla malları. Gel, gidip bekleyelim o kervanı bu gece. Bir zarar görmesinler yurdumuzda böylece.) (Peki!) deyip, kervanı, bekledik sabaha dek. Lakin biri fark etmiş, bizi takip ederek. Sonra, diğerleri de buna vakıf olmuşlar. Kendi aralarında, şöylece konuşmuşlar: (İslamın halifesi, cihan titreten Ömer, Bizim kervanımıza, nasıl bekçilik eder? Halbuki muhaliftir dinimiz, dinlerine. Buna rağmen o bizzat, beklemiş bizi yine. Bu, ne ince düşünce, bu ne ahlak, ne edep! Demek ki, islam dini, bunları emreder hep.) Böylece hayran olup, hepsi islamiyet’e, Topyekün iman edip, geldiler hidayete. Dinlemek için aşağıdaki ses oynatıcısının "oynat(play)" tuşuna basınız. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
İlahi Arşivi |
Namaz Vakitleri |