Okunma; 389 Birinci sırrın tadını tattıktan sonra, ikinci sırrı da öğrenmek için, can atıyordum. Nihâyet bir gün sekreter, söz verdiği ikinci sırrı da açıkladı. İkinci sır, bir asırlık bir zaman içinde İslâmı yokedip unutturmak gayesi ile, nâzırlıkta bu iş için çalışan yüksek rütbeli ingilizlere mahsûs hazırlanmış, elli sayfalık bir plân mecmûası idi. Bu plânlar ondört maddede toplanmıştı. Müslümanların eline geçme tehlikesine karşı, tedbîr olarak, bu plânları çok gizli tutuyorduk. O plânlar şunlardır:
1- Buhârâyı, Tacikistânı, Ermenistânı, Horâsân ve etrâfını istilâ etmek için, rus çârı ile çok iyi bir ittifâk ve yardım anlaşması kurmamızdır. Yine, Rusya ile hudûdu olan Türk topraklarını da istîlâ etmek için, ruslarla bir anlaşma yapmamız lâzımdır.
2- İslâm âlemini, hem içerden, hem de dışarıdan yıkmak için, Fransa ve Rusya ile, işbirliği yapmamız lâzımdır.
3- Türk-Îrân hükûmetleri arasına çok şiddetli fitne ve ihtilâflar sokup, her iki tarafta milliyetçilik ve kavmiyyet fikirlerini kuvvetlendirmemiz lâzımdır. Ayrıca, birbirine komşu bütün müslüman kabîle ve milletlerin arasına ve müslüman memleketler arasına fitne ve düşmanlık sokmamız lâzımdır. Gayb olmuş olanları dahil, bütün bozuk mezhepleri ihyâ edip, canlı tutmak ve birbirine düşürmek lâzımdır.
4- İslâm memleketlerinden bazı parçaları gayrı müslimlerin eline vermek lâzımdır. Meselâ: Medîneyi yahudilere, İskenderiyeyi hıristiyanlara, İmâreyi sâibeye, Kermanşâhı Aliyi ilahlaştıran nusayrîlere, Mûsulu yezîdîlere, Îrân körfezini hindûlara, Trablusu dürzîlere, Karsı ermenilere ve alevîlere, Maskatı hâricîlere vermek lâzımdır. Sonra, bunları, para, silâh ve gerekli bilgilerle takviye etmek Îcap eder ki, bunlar İslâmın vücûdunda birer diken olsunlar. İslâm iyice yıkılıp gayb oluncaya kadar, bunların yerlerini genişletmek lâzımdır.
5- Müslüman Osmanlı ve Îrân hükûmetlerini, mümkin mertebe, birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahallî devletlere bölmeyi plânlamak lâzımdır. Hindistânın şimdiki hâli gibi. Zîrâ, şöyle bir nazariyye vardır: (Parçala, hükm edersin) ve (Parçala, mahv edersin).
6- İslâmın bünyesinde, tahrîf edilmiş din ve mezhepler ihdâs etmek lâzımdır ve îcâd edeceğimiz bu dinlerin her birisinin bir memleketin insanlarının hevâ ve hevesine uygun olması için, çok ince bir plân yapmalıyız. Şî'anın memleketinde dört din îcâd edeceğiz: 1- Hz. Hüseyni ilahlaştıran bir din, 2- Câfer-i Sâdıkı ilahlaştıran bir din, 3- Mehdîyi ilahlaştıran bir din, 4- Ali Rızayı ilahlaştıran bir din. Birincisi Kerbelâya, ikincisi İsfahâna, üçüncüsü Samarrâya, dördüncüsü de Horâsâna muvâfıktır. Aynı zamanda sünnîlerin de, mevcut dört mezheplerini, birbirinden ayrı dört bağımsız din hâline getirmeliyiz. Bunu yaptıktan sonra, Necdde yeni bir İslâm fırkası kurup, aralarında kanlı çekişmeler ihdâs edeceğiz. Dört mezhebin kitaplarını imhâ edeceğiz ki, bu fırkalardan herbiri, sâdece kendilerini müslüman kabûl edip, diğerlerini, öldürülmesi lâzım olan kâfirler bilsinler.
7- Zînâ, livâta, yâni homoseksüellik, içki ve kumar ile, müslümanların arasına fitne ve fesat tohumları saçılacak. Bunun için, bu memleketlerde yaşayan gayrı müslimler kullanılacaklardır. Onlardan bu gayeyi gerçekleştirmek için, muazzam bir ordu teşkil etmemiz lâzımdır.
8- İslâm memleketlerinde fâsid liderler, zâlim kumandanlar yetiştirmeye, bunları hükûmetin başına geçirerek, şeriate uymağı yasaklıyan kânûnlar çıkarmaya azami önem vermek lâzımdır. Onları kullanıp, nâzırlığın yap dediğini yapacak, yapma dediğini yapmayacak duruma getirmeliyiz. Onların vâsıtası ile müslümanlara ve İslâm memleketlerine isteklerimizi kânûn zoru ile cebr ederek yaptırmalıyız. Şeriate uymağı suç, ibâdet yapmağı gericilik hâline getirmeliyiz. Müslüman memleketlerdeki hükûmet adamlarını, mümkin olduğu kadar aslı gayri müslimlerden seçtirmeliyiz. Bunu yapmak için, bazı ajanlarımızı sûreten müslüman, din adamı şekline sokup, isteklerimizi icrâ etmek için, yüksek makamlara getirmeliyiz. [İngilizler, bu çalışmalarında muvaffak oldular. Mustafâ Reşid pâşa, Alipâşa, Fuâd pâşa ve Talat pâşa gibi masonları ve yahudi, ermeni asllı soysuzları başa getirdiler. Abdullah Cevdet ve Mûsâ Kâzım ve Abduh gibi masonları dinde söz sahibi yaptılar.]
9- Mümkin mertebe arabînin öğretilmesine mani olacaksınız. Arabînin hâricindeki dilleri, meselâ: Fârisîyi, Kürtçeyi ve Peştucayı yayacaksınız. Arab memleketlerinde, ecnebî lisanları, ihyâ edecek ve Kur'an ile Sünnetin lisanı olan fasîh arabîyi yok etmek için, mahallî lehçeleri neşredeceksiniz!
10- Devlet adamlarının etrâfına adamlarımızı yerleştirip, onların vâsıtası ile, nâzırlığımızın arzularını tatbîk etmek için, onları bu devlet adamlarının müsteşârları hâline getirmeliyiz. Bu işin en kolay yolu, köle ticâretidir: Köle ve câriye olarak göndereceğimiz câsûsları, evvelâ lâyıkı ile yetiştireceğiz. Sonra, müslüman devlet adamlarının yakınlarına, meselâ onların çocuklarına, hanımlarına ve onların indinde hâtırı sayılır insanlara satmalıyız. Sattığımız bu köleler, tedrîcî olarak, devlet adamlarına yaklaşacaklardır. Onların anneleri ve mürebbiyeleri olup, bileziğin bileği ihâta ettiği gibi, onlar da, müslüman devlet adamlarını ihâta edeceklerdir.
11- Misyonerliğin sâhasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhâssa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslâm memleketlerinde kilise, mektep, hastahâne, kütübhâne ve hayr Cemiyetleri ismi altında propaganda, neşriyat merkezleri açmalı ve bunları, İslâm memleketlerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca hıristiyan kitaplarını meccânen dağıtmalıyız. İslâm tarihinin yanında, hıristiyan tarihini, devletler hukûkunu da neşretmeliyiz. Kilise ve manastırlara râhib ve râhibe ismi altında câsûslarımızı yerleştirmeliyiz. Bunları vâsıta olarak kullanıp, hıristiyan hareketlere rehberlik yapmalarını te'mîn etmeliyiz. Müslümanların her hareket ve fikirlerini öğrenip bize aktarmalarını te'mîn etmeliyiz. İslâm tarihini bozup, tahrîf edecek ve müslümanların ahvâl ve şeriatlarını iyice öğrendikten sonra, onların bütün kitaplarını imhâ edecek, islâm ilimlerini yok edecek, profesör, ilim adamı, araştırmacı gibi ismler altında, bir hıristiyan ordusu kurmalıyız.
12- Kız, erkek, bütün İslâm gençliğinin kafasını karıştırıp, İslâmiyet hakkında şüphe ve tereddüde düşmelerini te'mîn etmeliyiz. Mektep, kitap, mecmû'a [spor kulübleri, sinema filmleri, televizyon] ve bu iş için yetiştirilmiş elemanlarımızın vâsıtası ile, onların ahlâklarını sıfıra indirmeliyiz. Yahudi, hıristiyan ve bütün gayrı müslim gençleri, onları avlamak için, birer tuzak olarak yetiştirmek ve kullanmak ve bu iş için, gizli cemiyetler açmalıyız!
13- Dahilî harb ve ayaklanmaları teşvîk etmeli ve kendi aralarında ve gayri müslimler ile dâimâ mücâdele hâlinde olmalarını te'mîn etmeliyiz ki, kuvvetleri zâil olsun, terakkîleri ve birleşmeleri imkânsız olsun. Fikrî tâkatları, mâlî kaynakları yok olsun. Genç ve faal olanları ortadan kalksın. Sulh ve huzur, yerini dehşete ve ihtilâle bıraksın.
14- İktisâdları, her cihetten tahrîb edilecek, gelir kaynakları ve zirâat sâhaları bozdurulacak, su bendleri yıktırılacak, nehrler kurutulacak, insanlar namaz kılmaktan, çalışmaktan nefret ettirilecek ve tembellik yaygınlaştırılacaktır. Tembeller için, oyun yerleri açılacak. Uyuşturucu madde, içki kullanmak, yaygın bir hâle getirilecektir.
[Yukarıda saydığımız maddeler, çok güzel bir şekilde harîta, resim ve şekllerle açıklanmıştır.]
Bana bu muhteşem vesikanın bir kopyasını verdiği için, sekretere teşekkür ettim.
Londrada bir ay daha kaldıktan sonra, tekrar Necdli Muhammed ile görüşmek üzere, Irâka gitmek için nâzırlıktan emir aldım. Sefere çıkarken, sekreter bana: (Sakın hâ! Necdli Muhammed hakkında bir ihmâlkârlık yapmayasın! Şimdiye kadar câsûslarımızın gönderdikleri raporlardan anlaşıldığı vech ile, Necdli Muhammed, plânlarımızı gerçekleştirmek için, çok münâsib bir ahmaktır.
Necdli Muhammed ile açık açık konuş! İsfahânda ajanlarımız, onunla açıkça konuşmuş, o da, isteklerimizi bir şart ile kabûl etmiştir. Onun şartı şudur: Fikir ve görüşlerini açıklayınca, kendisine saldırması muhakkak olan, devlet adamlarından ve âlimlerden kendini korumak için, kâfî derecede mal ve silâhla takviye edilmesi, memleketinde kendisine küçük de olsa, bir beylik kurulmasıdır. Nâzırlık da, bu şartları kabûl etmiştir) dedi.
Bu haberin verdiği sevinçle, az daha uçacaktım. O zaman, sekretere bu husûsta, ne yapmam Îcap ettiğini sordum. Cevabında, (Necdli Muhammedin tatbîk etmesi için, nâzırlık ince bir plân hazırlamıştır, şöyle ki:
1- Bütün müslümanları, tekfîr edip, onları öldürmenin, mallarını ellerinden almanın, nâmuslarına tecâvüzün, erkeklerini köle, hanımlarını câriye yapıp, köle pazarlarında satmanın helâl olduğunu söyleyecek.
2- Mümkinse, Kâbenin bir put olduğu için, yıkılmasının lâzım olduğunu belirtecek. [Put, kendisine ibâdet edilen, secde edilen, herşey yalnız kendisinden istenen şeylere, heykellere denir. Müslümanlar, Kâbe için secde etmez. Kâbeye karşı olarak, Allahü teâlâya secde ederler. Her namazda, Kâbeye karşı secde ettikten sonra, (Fâtiha) sûresini okurlar. Bu sûrede, (Ey! Âlemlerin yegâne [bir] olan Rabbi! Biz yalnız sana ibâdet ederiz. Herşeyi yalnız senden isteriz) denilmektedir.] Hac ibâdetini ortadan kaldırmak için, kabîleleri hâcılara saldırtıp, mallarını ellerinden almaya ve onları öldürmeye teşvîk edecek.
3- Müslümanları, Halîfeye itaat etmekten men etmeye çalışacak. Onları Halîfeye karşı isyân etmeye teşvîk edecek ve bu iş için, ordular hazırlayacak. Her vesîle ile, Hicâz eşrâfı ile harb etmenin ve onların nüfuzlarını azaltmanın lâzım olduğunu yayacak.
4- Mekke, Medîne ve diğer İslâm memleketlerinde bulunan türbe, kubbe ve mukaddes yerlerin put ve şirk olduklarını söyliyerek, yıkılmalarının lâzım olduğunu ilân edecek. Mümkin mertebe, Muhammed Peygambere, Halîfelerine ve bütün mezhep büyüklerine hakâret olunmasına vesîle olacak.
5- İslâm memleketlerinde mümkin mertebe ihtilâl, zulüm ve anarşiyi te'mîn edecek.
6- Hadislerde yapılmış olduğu gibi, ilâve ve noksanlıklarla, tahrîf edilmiş bir Kur'an neşretmeye çalışacak. [Meşhûr ve mûteber kitaplardaki, hadis-i şeriflerde ilâve ve noksan var demek, büyük iftirâdır. Binlerce hadis âliminin, hadis-i şerifleri nasıl topladıklarını öğrenen bir kimse, böyle çirkin yalan söyleyemez ve böyle yalanlara aslâ inanmaz.]
Sekreter, yukardaki altı maddelik plânı söyledikten sonra: (Bu büyük program seni korkutmasın. Çünki vazîfemiz, islâmiyeti yok etme tohumunu atmaktır. Bu işi tamamlayacak nesller gelecektir. İngiliz hükûmeti, sabr etmeyi ve adım adım yürümeyi âdet edinmiştir. Büyük ve baş döndürücü islâm inkılâbını yapan Muhammed Peygamber de, sâdece bir insan değil miydi? İşte bizim Necdli Muhammed de, Peygamberi gibi, bu inkılâblarımızı gerçekleştirmeye söz verdi) dedi.
Bir kaç gün sonra, Nâzır ve sekreterden izin aldım, âile ve dostlarıma vedâ' ettim. Basraya doğru yola çıktım. Evden çıkarken, küçük oğlum: (Baba çabuk dön!) dedi. Gözlerim yaşardı. Teessürlerimi hanımımdan gizleyemedim. Yorucu bir seferden sonra, nihâyet geceleyin Basraya vardım. Abdürrızânın evine gittim, uyandırdım. Beni görünce, çok sevindi. Beni ağırladı. O gece, orada kaldım. Sabahleyin bana (Necdli Muhammed bana uğradı ve sana bu mektûbu bırakarak gitti) dedi. Mektûbu açtım. Memleketi olan Necde gittiğini ve adresini yazıyordu. Ben de hemen oraya doğru yola çıktım. Son derece meşakkatli bir yolculuktan sonra, oraya vardım. Necdli Muhammedi evinde buldum. Fakat, çok zayıflamıştı. Kendisine hiçbir şey söylemedim. Sonra, evlendiğini duydum.
Biz aramızda, benim onun kölesi olduğumu ve beni bir yere gönderdiğini, şimdi de avdet ettiğimi, herkese söylemek için anlaştık. Beni böyle bildirdi.
Necdli Muhammedin yanında iki sene kaldım. Dâvetini ilân etmek için bir program hazırladık. Nihâyet, hicrî 1143 [m. 1730] senesinde, onun azmini kuvvetlendirdim. O da, kendine yardımcı topladıktan sonra, kapalı bazı cümlelerle dâvetini kendine çok yakın olanlara anlattı. Sonra, dâvetini günbegün genişletti. Onu düşmanlarından korumak için, etrâfına muhâfızlar koydum. Ve onlara istedikleri kadar mal ve para verdim. Necdli Muhammedin düşmanları tecâvüz etmek istediği zaman, muhâfızların gayretlerini arttırıyordum. Ve onları manen destekliyordum. Dâveti yayıldıkça, muhâlifleri çoğalıyordu. Kendisine fazla hücûm yapıldığı zaman, dâvetten vazgeçmek istiyordu. Fakat, onu yalnız bırakmıyor ve azmini kuvvetlendiriyordum. Ona, (Ey Muhammed, Peygamber senden daha fazla eziyyet gördü. Biliyorsun, bu şeref yoludur. Her inkılâbcı gibi, biraz meşakkate tehammül etmelisin!) diyordum.
Biz dâimâ düşmanların hücûmuna uğrayabilirdik. Onun muhâliflerine karşı, parayla aldığım câsûslar koydum. Düşmanları ona bir zarar yapmak istediğinde, onlar beni haberdâr ediyor, ben de, zararlarını te'sîrsiz hâle getiriyordum. Bir sefer, düşmanların onu öldürmek istedikleri haberini aldım. Hemen, onların hazırladıklarına mani olmak için, gerekli tedbîrleri aldım. İnsanlar, düşmanlarının Muhammede böyle bir şey yapmak istediklerini duyunca, onlardan nefret etmeye başladılar. Böylece, kazdıkları kuyuya kendileri düştüler.
Necdli Muhammed, plânın her altı maddesini icrâ edeceğini bana vaat etti ve (Şimdilik, bunlardan ancak bir kısmını yerine getirebilirim) dedi. Bu sözünde haklı idi. O zaman, hepsini yapması gayrı mümkin idi.
Kâbenin yıktırılmasını çok zor buluyordu. Ayrıca, onun bir put olduğunu açıklamaktan da vazgeçti. Tahrîf edilmiş bir Kur'an neşretmeyi de red etti. Bu husûsta, en çok Mekkedeki Şeriflerden ve İstanbuldaki hükûmetten korkuyordu. Bana, (Bu iki husûsu açıkladığımız takdîrde, kuvvetli bir ordunun hücûmuna maruz kalacağız) dedi. Onun mâzeretini kabûl ettim. Zîrâ, doğru söylüyordu. Şartlar müsâid değildi.
Birkaç sene sonra, müstemlekeler nezâreti, Der'iyye emîri Muhammed bin Sü'ûdu da safımıza çekmeye muvaffak oldu. Bana bunu haber vermek ve her iki Muhammedin arasında muhabbet ve muâveneti te'sîs etmek için, bir haberci gönderdi. Müslümanların kalblerini ve itimatlarını, dînî yoldan te'mîn için, Necdli bizim Muhammedden, siyâsî yoldan te'mîn için de, Muhammed bin Sü'ûddan istifâde ettik. Tarih isbât etmiştir ki, dîne istinâd eden devletler daha uzun ömürlü ve daha nüfuzlu ve heybetli olurlar.
Böylece, devamlı, kuvvetlendik. (Der'iyye) şehrini merkez yaptık. Din olarak da, yeni (VEHHÂBÎLİK) dînini te'sîs ettik. Nâzırlık, yeni vehhâbî hükûmeti gizlice destekliyor ve takviye ediyordu. Yeni hükûmet, arabcayı ve çöl muhârebesini çok iyi öğrenmiş onbir ingiliz zâbitini, köle ismi altında satın aldı. Plânları, bu subaylarla berâber hazırlıyorduk. Her iki Muhammed de, gösterdiğimiz yolda yürüyorlardı. Nâzırlığın husûsî bir emri olmadığı zaman, mevzû'ları biz karara bağlıyorduk.
Hepimiz aşîret kızları ile evlendik. Müslüman kadının kocasına bağlılığı çok hoşumuza gitti. Şimdi, vaziyet iyi gidiyor.
Tenbîh: Bu kitabı dikkat ile okuyan, islâmın en büyük düşmanının, ingilizler olduğunu anlıyacak, şimdi bütün dünyadaki müslümanlara saldıran vehhâbîliği, ingilizlerin kurduğunu ve onları beslemekte olduğunu iyi öğrenecektir. İlmi, aklı ve vicdânı olan ingilizler de, ingilizlerin bu alçak düşmanlıklarından nefret eder.
Her memlekette bulunan mezhepsizlerin, vehhâbîliği yaymaya çalıştıklarını işitiyoruz. Hattâ, Hempherin itiraflarının, hayâl mahsûlü olarak başkaları tarafından yazıldığını söyliyenleri var. Fakat, bu sözlerine bir vesika gösterememektedirler. Vehhâbîlerin kitaplarını okuyarak, onların aslını, iç yüzünü öğrenen büyük islâm âlimi Habîb Alevî bin Ahmed Haddâd, (Misbâh-ul-enâm) kitabında, ingilizlere satılmış olan Muhammed bin Abdülvehhâbın Hempher ile berâber hazırladıkları, âdî, alçak yazılarına vesikalarla cevap vermektedir. 1216 [m. 1801] da yazılmış olan bu kitap, 1416 [m. 1995] da Hakîkat Kitabevi tarafından ofset ile basılarak bütün islâm memleketlerine gönderilmektedir. İngilizler, ne kadar, çalışırlarsa çalışsınlar, hakîkî müslüman olan Ehl-i sünneti yok edemiyecekler, kendileri yok olacaklardır. Çünki, Allahü teâlâ, İsrâ sûresinin 81. âyetinde, bozuk yolda olanların da, zuhûr edeceklerini, fakat hak yolda olanların karşısında, bunların mağlup olarak, yok olacaklarını müjdelemektedir.