|
Pazar, 18 Mart 2007 |
Okunma; 365
Kûfe evliyâsından “Ömer bin Zer” hazretlerine, bir gün bir talebesi;
- Hocam, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, neden ileri gelir? diye sordu.
Cevabında;
- Kalbin bozuk olmasındandır, buyurdu.
- Kalbin bozuk olması nedir efendim?
- İslâmiyete tam inanmamasıdır.
- Anlamadım, nasıl yâni?
- Yâni mümin olmak için, yalnız “Kelime-i şehâdet”i söylemek yetişmez evladım.
- Yetişmez mi, neden?
- Çünkü münâfık olanlar da bunu söylüyorlar.
- Doğru îmanın alâmeti nedir öyleyse?
- Kalbte doğru îmanın bulunduğuna alâmet, İslâmiyetin emirlerini seve seve yapmaktır.
Ve ilave etti:
- Önce “Farz ibadetler”i yapmalıdır ki, farz ibadet yanında nafile ibadetin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında damla kadar bile değildir.
Ve misal verdi:
- Mesela zekât niyetiyle fakire “bir altın” vermek, “yüz bin altın” sadaka vermekten daha sevaptır.
- Hikmeti ne hocam?
- Çünkü, zekât vermek “Farz”, sadaka ise “Nâfile” ibadettir.
Gıybet nedir?
Bir gün de sohbetinde;
- Kardeşlerim, bu kıymetli ömrü, lüzumsuz şeylerle, oyun ve eğlenceyle geçirmeyin, buyurdu.
Ve ekledi:
- Haram ile geçirmemek, elbette lâzımdır.
- Gıybet de haram mıdır? dediler.
- Elbette, buyurdu. Bu günahtan da çok sakınmalıdır.
- Gıybet nedir hocam?
- Gıybet, bir Müslümanın gizli bir kusurunu, arkasından söylemektir.
Sordular yine:
- Peki hocam, bid’at sahiplerinin ve açıkça günah işleyenlerin bu günahlarını söylemek de gıybet olur mu?
- Hayır, olmaz.
- Başka neler gıybet olmaz hocam?
- Müslümanlığı yanlış söyleyen ve yanlış yazanların bu iftirâlarını da diğer Müslümanlara söylemek lâzımdır ki, bu da gıybet olmaz.
Ve ilave etti:
- Hattâ çok da sevap olur. |