May 22 2007
Mebde ve Me'âd: 1. Bölüm
Salı, 22 Mayıs 2007
Okunma; 475
Image Bu(Mebde ve Me’âd) kitâbı, Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî Müceddîd-i elf-i sânî Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin eseridir.
Tesavvuf, i’tikâd ve bilhassa Allahü teâlânın sıfâtları üzerindeki kıymetli yazıları, talebesi Muhammed Sıddîk-i Bedahşî Kişmî tarafından 1019 senesinde toplanarak bu kitâb meydâna getirilmişdir. Hakîkat Kitâbevi sitesinden PDF formatında da temin edebilirsiniz.

MEBDE' VE ME'ÂD
İmâm-ı Rabbânî, Müceddid-i elf-i sânî
Ahmed Fârûkî Serhendî
"Radıyallahü anh"


Gayb perdesi ardında olan güzelliklerin,
Hepsini Senin güzel sûretine koydular.

Hayâl kalemi düşünce sahîfesine ne çizse,
Mütenâsib şeklini ondan güzel yapdılar.

Abdüllah-ı Dehlevî
"Kuddise sirruh"


[Bu kitâb, fârisî dil ile yazılmış olup, bir kısmı arabîdir.]
Bismillâhirrahmânirrahîm

Allahü teâlâya ibtidâ ve intihâda, ya'nî dünyâ ve âhıretde, her zemân hamd ederim. Habîbi Muhammede "sallallahü aleyhi ve sellem" ve Onun temiz ve yüksek Âline salât ve selâm ederim.

Bundan sonra derim ki, bu şerefli risâle, latîf ve tadlı işâretlerden, ince ve yüksek sırlardan bahs eder. Müellifi, büyüklerin imâmı, ya'nî bütün mahlûkât üzerine Allahü teâlânın hücceti, aktâb ve evtâdın önderi, ebdâl ve efrâdın gönüllerinin kıblesi, Kur'ân-ı kerîmden ibâret olan Seb'ül-me-sânînin kâşifi bulunan Müceddid-i elf-i sânî, Üveysi-i Rahmânî, ârif-i Rabbânî, islâmın ve müslimânların şeyhi, şeyhimiz ve imâmımız, mezhebi Hanefî, tarîkati Nakşibendî, nesebi Fârûkî fieyh Ahmed hazretlerinin "kuddise sirruh" eseridir.

Hidâyetinin güneşleri hiç batmasın ve insanlar feyzinden kıyâmete kadar fâidelensin. Bunun için yalnız Allahü teâlâdan yardım isteriz ve yalnız Ona güveniriz.

1. FIKRA: Bu fakîrin kalbine bu yolun hevesi düşünce, Allahü teâlânın inâyet ve ihsânı onu, Nakşibendî Hâcelerinin "kaddesallahü esrârehüm" hânedânının halîfelerinden birinin sohbetine erişdirdi. Ondan bu büyükler yolunu alıp, o azîzin sohbetine devâm etdi. Ondan hiç ayrılmadı.
O büyüğün [Hâce Muhammed Bâkibillah hazretlerinin] teveccühünün bereketi ile, istihlâk bakımından kayyûmluk sıfatına erişen hâcegânın yüksek cezbesi kendisinde hâsıl oldu. Ayrıca, bidâyetinde nihâyetin hâlleri münderic olan yoldan da bir parça nasîbi oldu. Bu cezbe ile hâllendikden sonra, işi ve mu'âmelesi sülûkde karar kıldı. Bu yolu hazret-i Alînin "kerremallahü vecheh" rûhâniyyetlerinin terbiyesi ile sonuna kadar kat' etdi. Ya'nî Onun Rabbi olan ismin yardımı ile gitdi. O ismden kâbiliyyet-i ûlâ[ilk kâbiliyyet] -ki, buna Hakîkat-i Muhammediyye denir "alâ sâhibihessalâtü vesselâmü vettehıyye" hazret-i Hâce Nakşibendin "kaddesallahü
teâlâ sirreh" rûhâniyyetinin yardımı ile yükseldi. Oradan, hazret-i Fârûkun "radıyallahü anh" rûhâniyyetlerinin vâsıtası ile, o kâbiliyyetin üstüne çıkmak ele geçdi. Oradan da, o kâbiliyyetin üzerinde bulunan ve onun tafsîli gibi bulunan makâma -ki O makâm aktâb-ı Muhammediyye makâmıdır- Resûl-i ekrem "sallallahü aleyhi ve sellem" hazretlerinin rûhâniyyetlerinin terbiyesi ile ulaşdı. Bu makâma kavuşma zemânında, Hâce Nakşibend hazretlerinin "kaddesallahü teâlâ esrârehümâ" halîfesi olup, irşâd kutbu bulunan Alâeddîn Attâr hazretlerinin rûhâniyyetlerinden de o dervişe bir nev' yardım ulaşdı. Aktâbın, ya'nî irşâd kutublarının nihâyeti bu makâma kadardır. Zıl dâiresi de bu makâmda sona erer.

Bundan sonra ya tam asldır, yâhud zılle karışık asldır. Efrâd ismini alan büyük evliyâ bu devlete kavuşmakla şereflenirler. Kutublardan ba'zısı da, efrâdla sohbet netîcesinde, asl ile zıllın karışık olduğu makâma kadar yükselip, bu ka-rışık asla bakar. Fekat tam asla kavuşmak, yâhud ona nazar etmek, de-recelerine göre, efrâda mahsûsdur. Bu Allahü teâlânın büyük ihsânıdır.Dilediğine verir. O, büyük ihsân sâhibidir.

Bu dervişe kutubluk hil'atı [büyük makâmı], kutubların makâmı olan dereceye kavuşdukdan sonra, din ve dünyânın Efendisi "aleyhissalevâtü vet-teslîmât-ül-mübârekâtü vet-tehıyyâtü-t-tâmiyât" tarafından ihsân edildi. Böylece bu fakîri bu makâmla şereflendirdiler.

Bundan sonra, Allahü teâlânın inâyet ve ihsânları yine onun hâlini kaplayıp, bulunduğu bu makâmdan dahâ yukarıya yöneldi. Bir def'ada aslla karışık olan makâma ulaşdı ve o makâmda bir nev'î fenâ ve bekâ ele geçdi. Geçmiş olduğu makâmlarda da böyle olmuşdu. Aslla zıllın karışık olduğu bu makâmdan da ileri geçirip, asla âid makâmlarla şereflendirip, aslın aslına kavuşdurdular. Asl makâmlarında yükselme olan bu son urûc, ya'nî ilerleme ve yükselmede Gavs-ı a'zam Muhyiddîn şeyh Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin "kaddesallahü teâlâ sirreh-ül-akdes" rûhâniyyetlerinden yardım geldi ve tasarruf kuvveti ile, o makâmlardan geçirip, asl-ül asla erişdirdiler ve o makâmdan tekrâr âleme döndürdüler.

Nitekim bu geri döndürme işi, her makâmda olmuş idi.

Bu fakîre, son yükselmenin kendisine mahsûs olduğu ferdiyyet nisbetinin mayası, yüksek babasından hâsıl olmuş, yüksek babası da, bu makâmı, kuvvetli cezbe ve meşhûr hârikalar sâhibi bir azîzden elde etmişdi. Lâkin bu fakîr, basîretinin [kalb gözü ile görmesinin] za'îfliği ve o nisbetin ortaya çıkmasının azlığı sebebiyle sülûk konaklarını aşmadan, onu kendinde bulamadı ve asla bundan hiç haberi olmadı.
O derviş, nâfile ibâdetlerde, bilhâssa nâfile nemâzlarda, babasından çok yardım gördü. Yüksek babası ise bu se'âdete Çeştî yolunda bulunan şeyhi vâsıtası ile kavuşmuşdu.

O dervişin [ya'nî imâm-ı Rabbânî hazretlerinin] ledünnî ilmlerle şereflenmesinde Hızırın "alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü ves-selâmü vettehıyye" rûhâniyyetinin yardımları oldu. Fekat bu hâl kutublara âid makâmdan geçmediği zemân süresince idi. O makâmdan geçdikden ve yüksek makâmlarda terakkiye kavuşdukdan sonra ilmin alınması kendi hakîkatinden olmakda, kendinde, kendiyle ve kendinden bulmakdadır. Zîrâ başkasının araya girmeğe mecâli kalmamışdır.

O dervişe, seyr-i anillahi billah diye tâbir olunan nüzûl, ya'nî iniş ve geriye dönüş zemânında, diğer silsilelerdeki meşâyıhın makâmlarından geçmek de elverdi ve her makâmdan büyük pay aldı ve geçdiği makâmlardaki meşâyıh onun işi ve mu'âmelesine yardımcı oldular ve kendi nisbetlerinin hülâsâlarını, öz ve esâslarını ona verdiler. İlk önce Çeştî büyüklerinin makâmından geçirildi ve o makâmdan büyük haz ve nasîb aldı

Çeştî tarîkatindeki büyük meşâyıh arasından, Hâce Kutbüddîn Bahtiyârî hazretlerinin rûhâniyyeti diğerlerinden önce yardımda bulundu ve gerçekden kendileri o makâmda büyük şân sâhibi olup, o makâmın reîsidirler.

Bundan sonra Kübrevî tarîkati büyüklerinin makâmlarından geçmek vâkı' oldu. Bu iki makâm urûc, ya'nî yükselme bakımından berâberdir. Lâkin bu makâm, yukarıdan iniş, ya'nî geriye dönüş vaktinde, o ana caddenin sağında bulunmakdadır. Birinci makâm ise, o sırât-ı müstekîmin solundadır. Bu ana cadde öyle bir yoldur ki, irşâd kutublarının büyüklerinden ba'zısı o yoldan ferdiyyet makâmına ulaşırlar ve nihâyet-ün-nihâyeye kavuşurlar. Efrâd-ı tenhâ, yalnız olan efrâdın ayrı bir yolu vardır ki, kutubluk olmadan o yoldan geçilemez. Bu makâm sıfatlar makâmı ile bu ana cadde arasında bulunmakdadır. Sanki o, bu iki makâm arasında geçitdir ve her iki tarafdan nasîb almakdadır. Birinci makâm ise, o ana
caddenin bir başka tarafında bulunmakda olup, sıfatlar ile münâsebeti
azdır.

Dahâ sonra, şeyh fiihâbüddînin reîsi bulunduğu, Sühreverdî büyüklerinin makâmlarından geçildi. Bu makâm sünnete uymak nûrları ile parlamakdadır. "Alâ masdarihessalâtü vesselâmü vet-tehıyye." Aynı zemânda fevk-ul fevk müşâhedesinin aydınlığı ile süslenmişdir. İbâdetler bu makâmı elde etmekde yardımcıdır. Nâfile ibâdetlerle meşgûl olan ba'zı yetişmemiş, olgunlaşmamış sâlikler, nâfile ibâdetlere ülfetle, o makâma münâsebetleri sebebiyle, o makâmdan bir pay almışlardır. Nâfile ibâdetler, asâleten, ya'nî doğrudan doğruya o makâmla münâsebetdedir. Diğerlerinin, mübtedî olsun, müntehî olsun, ya'nî yolun başında bulunsun veyâ sonunda bulunsun vâsıtalı, ya'nî dolaylı olarak o makâm-
la münâsebetleri vardır. [Burada vâsıta yine nâfilelerdir.] O makâm çok parlakdır. Bu makâmda müşâhede edilen nûrâniyyet, diğer makâmlarda azdır. Bu makâmdaki meşâyıh, sünnet-i seniyyeye ittiba' ile, büyük şân ve yüksek mertebede bulunmakdadır.

Kendileri gibi olanlardan husûsî özellikleri ile apayrı bir imtiyâzla ayrılmakdadırlar. Onlara bu makâmda müyesser olanlar, başka makâmlarda, yükselme bakımından dahâ üstün olsa da, ele geçmez.

Ondan sonra cezbe makâmına indirdiler. Bu makâm, hesâbsız cezbe makâmlarını câmi'dir. Oradan da aşağı indirdiler. Geriye dönüş, ya'nî yükseldikden sonra tekrâr inme makâmlarının sonu, hakîkat-i câmi'a denilen kalb makâmıdır. İnsanları irşâd etme ve kemâle getirme bu makâma inmeğe bağlıdır. Bu fakîri bu makâma indirdiler. Bu makâma iyice yerleşmeden tekrâr bir urûc, yükselme vâkı' oldu. O zemân aslı da, zıl gibi geride bırakdı. Kalb makâmında vâkı' olan bu urûc sebebiyle temkîne kavuşdu.

Vesselâm.
 
Sonraki >
Şuanda 3 misafir bağlı
eXTReMe Tracker