May 22 2007
Risâle-i Türpüştî: Îmân ne demektir
Salı, 22 Mayıs 2007
Okunma; 366
[Birinci Fasl]Îmân demek, tasdîk etmek demekdir. Tasdîk ise, bir kimseyi söylediği sözde doğrulamak ve doğru söylediğine inanmakdır. Îmân sözü, emîn, ya'nî emniyyet, güvenilir olmak kelimesinden gelmekdedir ki, tersi güvensizlik ve korkudur. Ya'nî, emîn kılmak demekdir.
Biraz dahâ açıklıyalım: Haber veren birisi, bir şeyden haber verdiğinde, dinliyen, o şeyin hakîkatini ve doğrusunu bilmezse, söylenen şeyin doğru olup olmadığında tereddüd eder. Söyliyen, böyle yap, şöyle yapma dediğinde, dinliyen o işin doğrusunu bilmezse, elbette tereddüdde kaıp, bu kişinin yap veyâ yapma demesi, doğru mudur diye düşünür. Nihâyet kalbinde, gerçek doğru ve açık olarak karar kılar ve duyduğunun doğru olup, onda bir eğrilik ve yanlış bulmaz da, yap veyâ yapma sözüne inanırsa, işte o zemân bu i'tikâd ve inanışla özünü emîn kılıp, yalan haber olmakdan kurtulur ve bozuk bir söz olmakdan râhatlar.

Kul, kendi aklı ile, âlemin bir yaratıcısı vardır; O yaratıcı hayy [diri], âlim [bilici], kâdir [gücü yetici], kadîm [başlangıcı olmıyan], bâki [hepvardır] diye bilir, Peygamberler "aleyhimüsselâm" vâsıtası ile kendisine ulaşmış olan doğru tevhîdin şartlarına inanır, kabûl eder ve bunlarda bir şübhesi kalmadığını bilirse, nefsi [içi, kalbi] râhatlar ve bildiğinde yanlışlık korkusu kalmaz. Bildiğinin ve işitdiğinin yalan veyâ yanlış olması ihtimâli kalkar. Ayrıca, kendini tevhîde da'vet eden ve hak dîne götürene yalancı diyemez ve muhâlefet edemez. Bir de, i'tikâd sağlam ve doğru olur ve bu i'tikâd üzere ölürse, azâb korkusu bulunmaz. işte bu bir kaç şeklde olan doğru i'tikâd ve inanmağa îmân denir. Tasdîk, her ne kadar kalb ile olur ve îmânda esâsı teşkîl ederse de, dinde mu'teber olması, dil ile ikrâr ve i'tirâfdan sonradır. Kalb ile tasdîk ve dil ile ikrâr ve i'tirâf edince, o kimse mü'min olur. Evet, îmândaki mertebesi, Allahın ve Resûlünün buyurduğu gibi olursa, dahâ iyi ve mükemmel olur. Îmânın yetmiş küsûr dalı vardır. Hepsinin aslı (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü) demekdir.[1]

Bu husûsda kulun tevhîd ilminden bilmesi vâcib olanları ve diğer muhtâc olduğu bilgileri inşâallahü teâlâ ve tekaddes bildireceğiz:



"Lâ ilâhe illallah" demek, meleklere, Kurânı kerîme, peygamberlere, âhıret gününe, öldükden sonra dirilmeğe, kadere, yanî hayrın ve şerrin Allahdan olduğuna, insanların mahşer yerinde toplanmasına, Cennete, Cehenneme, Cennet ve Cehenneme insanların gitmesine, Allah sevgisine, Allah korkusuna, Allahdan ümîd etmeğe, Allaha tevekkül etmeğe, Muhammed Mustafâyı "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" sevmeğe, Resûlullaha tazîme, dînini azîz tutmağa, din ilmlerini öğrenmeğe ve öğretmeğe, Kurânı kerîme tazîm etmeğe, abdest almağa, beş vakit nemâzı kılmağa, zekât vermeğe, oruç tutmağa, itikâf etmeğe, hac yapmağa, cihâda katılmağa, cihâd sebeberini, harb âletlerini önceden hâzırlamağa, cihâdda bulunup harbden kaçmamağa, ganîmetin beşde birini vermeğe, âzâd etmeğe, keffâret vermeğe,sözünde durmağa, nimete şükr etmeğe, dilini korumağa, emâneti korumağa, insan öldürmemeğe, fercini korumağa, harâm maldan uzak durmağa, yimekde ve içmekde takvâ üzere olmağa, giyinmekde ve kullanılan eşyâda şerîatin dışına taşmamağa, oyun, çalgı, müzik ve şarkılardan uzak olmağa, harcamada orta hâlli olmağa, kin ve hasedi bırakmağa, müslimânı ayblamamağa, amelinde ihlâs üzere olmağa, ihsân ve iyilik edince sevinmeğe, günâha tevbe ile hemen çâre bulmağa, Kurban ve Akîkada gevşek lik göstermemeğe, ulûlemre itâate, ümmetin sözbirliğinden ayrılmamağa, insanlara adâletle muâmele etmeğe, emri marûf ve nehyi münker yapmağa, iyilik ve takvâ ile yardımlaşmağa, edeb ve hayâ sâhibi olmağa, anne ve babaya ihsân, iyilik üzere olmağa, sılaı rahme, iyi ahlâk üzere bulunmağa, köle ve hizmetçilerine ihsân ve iyilik etmeğe, efendisinin hakkını ödemeğe, çocuklarının hakkını gözetmeğe, dînini seven ve kayıranları sevmeğe, verilen selâmı almağa, hastaları yoklamağa, cenâze nemâzı kılmağa, aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah demeğe, küfr ve fesad ehlinden uzak durmağa, komşusuna ikrâm etmeğe, müsâfire ikrâmda bulunmağa, müminlerin ayb ve kusûrlarını örtmeğe, sabr ve zühd üzere olmağa, az yimeğe, kısa emelli olmağa, doğruda gayret sâhibi olmağa, aşağı olmamağa, boş konuşmalardan uzak olmağa, cûd ve cömerdliğe, küçüklere karşı merhametli, büyüklere karşı saygılı olmağa, dargın ve kırgınları barışdırmağa, kendisi için sevdiğini, başkası için de sevmeğe, kendine istemediğini başasına da istememeğe, insanların geçdiği yoldan onlara eziyyet veren şeyleri kaldırmağa inanmak demek olup, îmânın şubelerini ve dallarını teşkîl etmekdedir. Şuâb ül îmân - Beyhekî.

 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker