May 30 2007
Âlemi Yaratan Kadîmdir, Bâkîdir ve Eşi, Ortağı Yoktur
Çarşamba, 30 Mayıs 2007
Okunma; 340
Image[Üçüncü Fasl]Âlemin mahlûk olduğu ve onu halk eden bir yaratıcı olduğu anlaşılınca, buradan âlemin yaratıcısının, kayıtsız şartsız kadîm [ezelî] olduğu da anlaşılmış oldu. Bu sözümüzü biraz açalım:

Birisi
, Kâ'benin binâsı kadîmdir [ya'nî Kâ'be çok eskiden yapılmışdır] dese, bu demekdir ki, onun yapılması diğer mescidlere göre dahâ eski ve öncedir. Yoksa dünyâ yaratılmadan öncedir demek değildir. Bu ifâdeye mukayyed kadîm denir.
Mutlak kadîm ise, varlığının başlangıcı olmıyan ve kadîm olan vücûdu ile bütün mevcûdâtdan evvel var olan demekdir. Çünki âlemi yaratanın başlangıcı olması mümkin değildir. Ve yine başlangıcı olan, evvelâ yok idi. Sonra oldu demekdir. Buna hâdis [sonradan olma] derler. Hâdis için bir sebeb lâzımdır. O sebeb için de aynı illet [=neden] söylenebilir. Bu ise imkânsızdır.

Bir misâl dahâ verelim: Âlemin mahlûk olduğu ve yaratılmış olduğuna dâir nice eserleri taşıdığı anlaşılınca, buradan âlemi yaratanın kadîm olduğu ortaya çıkmakdadır. Çünki kadîm olmıyan noksandır. Noksanlık bulunan bir zât için ise, kâmil kudret sâhibi denmez. Zîrâ, eğer kâmil kudret sâhibi olsaydı, zâtında nâkıs olmazdı. [1]

Âlemin mahlûk olduğunda, onu yaratanın tam kudret sâhibi olduğunu gösteren açık ve seçik delîller vardır. Tam kudret sâhibi, zâtı noksandan münezzeh olandır. Kadîm olmıyanın zâtı ise, noksandan münezzeh değildir. O hâlde âlemi yaratan kadîmdir ve kadîm olan fânî olmaz,hep bâkî olur. Zîrâ fânî olan kişi, bir sebeble var olandır ve o sebeb kalkınca, fânî olmakdadır. Kadîm olan varlığın sebebi olmadığı açıkça bilinince, anlaşılır ki, o fânî olmaz ve yok olmaz.

Yaratıcı, ya'nî Allahü teâlâ birdir. Çünki iki kadîmin bulunması mümkin değildir. Zîrâ ikisinden biri diğerinden önce olursa, sonra olan kadîm olmaz. Her ikisi de kadîm olmak câiz değildir. Zîrâ hiçbirisi, mutlak kadîm olmamış olur ve yine bundan, her ikisinin de tam kudret sâhibi olmaması lâzım gelir ki, bundan, mâlik olmada noksan olduğu, tasarrufunun tam bulunmadığı ma'nâsı çıkar. Za'îşik ve âcizlik ise, hâlıkın değil,mahlûkun sıfatlarıdır.

Âlemi yaratan birdir. şerîki, ortağı yokdur. Bunun delîllerinden biri, yaratılmış olanların herbiri hep aynı cins ve şekl üzere olup, değişiklikden korunmuşdur. Yaratıldığından beri hep o hey'et üzere bulunmuşdur. Tertîb ve sırada da bir değişiklik olmamışdır. Muhtelîf tedbîrlere ma'rûz kalmamışdır. Eğer bir parçasında bir başkasının kudret ve tasarrufu olsaydı, eşyâ, her şey, gökler, dünyâ alt üst olur, karmakarışık ve düzensiz bir hâl alırdı. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde Enbiyâ sûresi, 22.ci âyetinde buna işâretle meâlen şöyle buyurur: (Eğer yerde ve gökde, Allahdan başka ilâhlar bulunsaydı, yer ve gök [bunların nizâmı] kesinlikle bozulup gitmişdi. Demek ki, Arşın rabbi olan Allah, onların yakışdırdıkları sıfatlardan münezzehdir.)



[Bu âyet-i kerîme, Allahü teâlânın birliğini gösteren en güçlü delîllerden birini ortaya koymakdadır. Bu delîl, âlemin nizâmıdır. Gerçekden, eğer birden fazla ilâh olsaydı, bunlar yâ birbiri ile anlaşır veyâ anlaşamazlardı. Birbiri ile anlaşdıkları, berâberce aynı şeyi yapdıkları, yaratdıkları, âleme birlikde nizâm verdikleri takdîrde, yâ biri diğerine muhtâc olurdu ki, muhtâc olan ilâh olamaz; veyâ yardıma muhtâc olmazdı; bu durumda da diğerlerinin varlığı gereksiz olurdu. Şu hâlde, Allah birdir. Öte yandan, eğer bu ilâhlar birbiri ile anlaşamazlar, birinin yapdığına, yaratdığına, diğeri karşı çıkarsa, o zemân da âlemde nizâmdan eser kalmaz; âyetde de meâlen buyurulduğu gibi, (Yer ve gök bozulup giderdi.) Hâlbuki âlemde eşsiz bir nizâm mevcûddur. Şu hâlde Allahü teâlâ vardır ve birdir.] (Hüseynî).


[1] imâm Mûsâ Rızâdan "rıdayallahü anh", Hakkın kadîm, halkın hâdis olduğuna delîliniz nedir diye sorulduğunda şöyle buyurdu: Sen önce yok idin.Sonra dünyâya geldin. Kendini kendin yaratamıyacağını bilirsin ve yine bilirsin ki, senin gibi, hiç kimse de kendi kendini yaratamaz. O hâlde bilmiş oldun ki, sen hâdis, yanî sonradan olmasın ve seni yaratan kadîmdir. Hadîs-i şerîfde, (Kendini bilen, Rabbini bilir) buyuruldu.

Bunun gibi, Cafer-i Sâdık hazretlerinden "radıyallahü anh" var edenin, yaratanın varlığına delîl nedir? diye sorulduğunda: "Yaratanın varlığının büyük delîli benim varlığımdır. Zîrâ benim varlığım, yâ bendendir, yâ başkasındandır. Eğer benden ise, şu ikisinden biri var demekdir: Yâ kendimi var etdiğim zemân ben var idim, ki bu imkânsızdır. Mantıksızdır. Yâhud da, kendimi var ettiğim zemân, ben yok idim. Bu da muhâldir. Yoksa yok olanın var etme kudreti manâsını taşır [ki, dahâ mantıksızdır]. O hâlde anlaşıldı ki, benim varlığım, benden değil, başkasındandır ve beni var edenin varlığı öyledir ki, yokluk Onun varlığına hiçbir zemân yaklaşamaz." (Nûr-ül-ebsâr)

 
< Önceki   Sonraki >
Şuanda 1 misafir bağlı
eXTReMe Tracker