Okunma; 323 Âlemin sonradan olduğu ve onu yaratan bir yaratıcının bulunduğu iyice anlaşılınca, buradan yaratıcının hay [diri], alîm [herşeyi bilen], kâdir [herşeye gücü yeten] ve hakîm [her işinde hikmet sâhibi] olduğu da bilinmiş oldu. Çünki böyle sağlam, hikmetlerle dolu, güzel, muntazam bir san'atın sâhibi muhakkak diridir, büyük ilm sâhibidir, dilediğini yapmağa, yaratmağa kâdirdir. Âlemdeki bu metânet ve güzellik, sâhibinin hakîm olduğunu gösteriyor. Ve yine gösteriyor ki, O her yapdığını kendi irâde ve ihtiyârı ile yapmakdadır.
Âlemi yokdan var edenin kadîm olduğu anlaşılınca, Onun sıfatlarının bulunduğu da anlaşılmış oldu. Zâtının sıfatları olduklarından hiçbirisi sonradan olma değildir. Hepsi kadîmdir. Hiçbir şeklde mahlûk sıfatları gibi değildirler. Zîrâ mahlûk sıfatlarına benzerler denirse, kadîm olan sıfatlara mahlûk [sonradan olma] denmiş olur ki, Allahü teâlâ, mahlûk ve sonradan olmuş herşeyden münezzehdir. O hâlde buradan bilinmiş oldu ki, Allahü teâlâ, mutlak hayât ile haydır. Onun hayâtı, mahlûkâtın hayâtı gibi değildir. Mahlûkât bir sebeb, bir mudâhale ile dünyâya gelmiş olup, başlangıcı ve sonu vardır. Allahü teâlâ ise, başlangıcı olmayan Evveldir. Sonu olmayan Âhırdir. Mutlak kâdirdir. Ona hiçbir şey zor olmaz. Kudreti tamdır. Bütün sıfatları da böyledir. Sıfatların isbâtı [varlığı] hakkında söylediklerimiz, sıfatları inkâr edenlere huccetdir, delîldir.
Sıfatları kabûl etmiyenler iki fırkadır: Biri felsefeciler, diğeri mu'tezîle.[1]
Felsefeciler, Allah cezâlarını versin, "Allahü teâlânın sıfatları" yokdur. Hak teâlâ birdir, sıfatları var dersek, birden çok olmuş olur, diyorlar. Hâlbuki, açıkça bilinmekde ve anlaşılmakdadır ki, hayâtsız, ilmsiz, kudretsiz, irâdesiz, ihtiyârsız yaratıcı olamaz. Nitekim yukarıda işâret olundu. Onların bu iddi'âlarından aleyhlerine bir huccet ve delîl ortaya çıkıyor. Şöyle ki, kendilerine deriz ki, siz diyorsunuz ki, Allahü teâlâ sâni'dir [[yapıcıdır, yaratıcıdır], yine diyorsunuz ki, hakîmdir, yine diyorsunuz ki, Ona hiçbir şey gizli değildir, yine diyorsunuz ki, her şeye kâdirdir. işte bunların herbirinden anlaşılan ma'nâ, diğerlerinden anlaşılmaz. Sizin içinde bulunduğunuz bu bâtıl şübhelerde, sizin i'tirâf etdiğiniz sıfatlarla bizim
söylediğimiz diğer sıfatlar arasında bir fark yokdur. işitici, görücü ve söyleyici gibi. Bunların gerekdirdikleri, sizin i'tirâf etdiklerinizin de gerekdirdikleridir.
Mu'tezîliler ise, Allahü teâlâ hay'dır diyorlar, ammâ hayât sıfatı yokdur diyorlar. Âlim diyorlar, ammâ ilm sıfatı yokdur diyorlar. Ehl-i sünnet ve cemâ'at mezhebi şöyledir ki, âlemi yaratan, hayât sıfatı ile hay, ilm sıfatı ile âlim, kudret sıfatı ile kâdir, sem' sıfatı ile semî', basar sıfatı ile basîr, kelâm sıfatı ile mütekellimdir. Diğer sıfatları da böyledir. Felsefecilerin hucceti, aynı zemânda, mu'tezîlenin huccetidir. Zîrâ onlar da felsefecilerin şübhelerine gömülmüş ve batmışlardır. Bu şübhelerden ancak, kabûl etdikleri Kur'ân-ı kerîmin huccet ve delâleti ile kurtulabilirler. Nitekim,
Allahü teâlâ kendi sıfatları hakkında meâlen buyurur: (Onun bildirdiklerinin dışında insanlar Onun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler...) [Bekara: 255], (Onu kendi ilmi ile indirdi) [Nisa: 166], (Eğer onlar size cevâb veremiyorlarsa, bilin ki, o, ancak Allahın ilmiyle indirilmişdir) [Hûd: 14], (Şübhesiz rızk veren, güç ve kuvvet sâhibi olan ancak Allahdır) [Zârîyât: 58], (Onlar kendilerini yaratan Allahın, onlardan dahâ kuvvetli olduğunu görmediler mi?) [Fussilet: 15], (Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allahındır)[Fâtır: 10], (Allah büyük lutf sâhibidir) [Cum'a: 4], (Büyüklük ve ikrâm sâhibi Rabbinin adı yücelerden yücedir) [Rahmân: 78].
Bunlar ve bunlara benzer dahâ nice âyet-i kerîmelerde Allahü teâlânın sıfatlarından bahs edilmekdedir.[2] Müslimân olan ve Kur'ân-ı kerîme inanan için, Allahü teâlânın sıfatlarının mevcûdiyyeti hakkında bunlar yeterlidir. Dalâletde olanları Allahü teâlâ kurtarsın!
[1] Felsefeciler ve Mutezîle fırkası, Allahü teâlânın sıfatlarını inkâr ediyor ve sıfatlarının zâtının aynı olduğunu iddiâ ediyorlar. Şöyle ki, Zât-i teâlâ, ilmle alâkalı şeylere bağlanırsa, âlim derler, kudretle alâkalı şeylere bağlanırsa, kâdir derler. Diğer sıfatları da bunlara benzetebilirsiniz. Böylece zât da kesret [çokluk], kadîm ve vâcib olanda birden fazla olmaklık lâzım gelmez derler. Ehl-i sünnet ve cemâatin bunlara cevâbı şöyledir: Muhâl [imkânsız] olan,kadîm olan zâtın birden çok olmasıdır. Bu bizim için gereksizdir. Size göre ise, ilmin, kudret ve hayâtın, bilenin, diri olanın ve gücü yetenin, âlemi yaratanın ve insanların ibâdet etdiklerinin hep bir olması îcâb eder. Ayrıca vâcib, kendi zâtı ile kâim olmamış olur ve benzeri muhaller ortaya çıkar. Kitâblarda bunlar uzun yazılıdır (Şerh-i akâid-i Nesefî).
[2] Allahü teâlânın bu, Zül-Celâl-i vel-ikrâm ism-i şerîfindeki mubâre Celâl isminin manâsı, Zât-ı ilâhînin her bakımdan kemâlini, izzet, kibriyâ ve azamete yakışmıyan her eksik ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu göstermekdedir. Hakîkate ermiş büyük âlimlerden çoğu diyorlar ki, Celâl, kahr sıfatlarına, ikrâm da lutf ve rahmet sıfatlarına işâret olmakla, Zül-Celâl-i velikrâm, Allahü teâlânın bütün sıfatlarını birlikde bulundurmuş olur. Bunun için bu şerefli isme, ism-i azam demişlerdir. (Tefsîr-i Hüseynî).