|
FÂRÛK B. KARAI (Zengibarlı) |
|
Pazar, 10 Haziran 2007 |
Okunma; 327 Müslümanlığı, büyük Peygamber Muhammed aleyhisselâma hayrân olduğum için kabûl ettim. Zengibarda birçok müslüman ahbâbım vardı. Müslümanlık hakkında çok güzel şeyler anlatıyorlardı. Bana verdikleri müslümanlığa âid kitapları âile fertlerimden gizli olarak okuyordum. Nihâyet, 1940 senesinde, ne olursa olsun, müslüman olmaya karar verdim. Âilemin ısrârlarına ve o zamana kadar mensûb bulunduğum Parsi dîninin râhiblerinin tazyîklerine rağmen, müslüman oldum. Bu sebebden başıma neler geldiğini, ne gibi zorluklarla karşılaştığımı uzun uzadıya anlatmıyacağım. Âilem beni, îmandan mahrum etmek için akla sığmaz vâsıtalara başvurdu. Bana çok eziyyet ettiler. Fakat, bir kere hidâyete eriştikten sonra, her cins tehdîde mukavemet ederek, hak dînime kuvvet ile sarıldım. Şimdi tek Allahı ve Onun son Peygamberi Muhammed aleyhisselâmı, cânımdan çok seviyorum.
Âilemin bana çıkardığı her türlü müşkillere, Cebel-i târık kayaları gibi karşı koydum. Bu zorluklarla uğraşırken (Ben Allahü teâlânın emrettiği yoldayım. Allahü teâlâ her şeyin doğrusunu bilir ve beni korur) îtikatım bana kuvvet ve cesaret veriyordu.
Guyratide Kur'an-ı kerimi okuyup tedkîk etmek fırsatı buldum. Kur'an-ı kerimi okudukça, ona tamamen bağlandım. Dünyada başka hiçbir dînin insanlara doğru yolu gösteremiyeceğine bütün kalbimle inandım. Kur'an-ı kerim, insanlara sâdelik içinde yaşamağı, kardeşliği, eşitliği ve insanlığı öğreten, dünyada ve âhirette rahat ve huzur içinde bir hayat bahş eden mukaddes bir kitaptır. İnsanlar için en büyük rehber olan, Allahü teâlânın bu kitabının getirdiği islâm dîni, dünyanın sonuna kadar devamlı kalacaktır
|