Kelâm-ı Kibar
Onun yolunda olmayanların zikirleri, fikirleri, şevkleri ve zevkleri kıymetsizdir. "Muhammed Masum hazretleri"
Vintage
Something Different for Joomla
| Allahü Tealanın Sıfatları Hakkında Bilinmesi Gerekenler |
| Cuma, 20 Temmuz 2007 | |
|
Okunma; 1902 [Beşinci Fasl] Allahü teâlânın ismleri ve sıfatları vardır. Bu ismleri ve sıfatları da, Zâtı gibi kadîm olup, ezelî ve ebedîdir. Böyle olmasaydı, Allahü teâlâyı anlatamaz ve sıfatlandıramazlardı. Hiçbir mahlûka, Allahü teâlânın ism ve sıfatları söylenemez, verilemez. Çünki sonradan var olanın, kadîmin sıfatlarını kendinde bulundurması ve Onun ismi ile ismlendirilmesi mümkin değildir. Allahü teâlânın sıfatları kendine mahsûs, ismleri sâdece Ona hasdır. insanlar bu sıfatları ve ismleri kullansa da, kullanmasa da, bunlara sâhib olamazlar. Kullar, Allahü teâlâ için Âlim, Kâdir ve Mütekellim dediklerinde, Allahü teâlânın Zâtı ile kâim olan sıfatlarını kasd ederler. Ya'nî bu sıfatlar ve ismler, insanlar için kullanılmış olsa da, Allahü teâlâdan ayrılıp, başkasına gitmezler. Biraz dahâ açıklıyalım: Allahü teâlânın ilm sıfatı vardır deriz. Kulları Onu ilmle tavsîf etsinler veyâ etmesinler, ilm Onun zâtından ayrılmaz. Allahü teâlânın sıfatları, Onu vasf edenlerle kâimdir diyenlere cevâb olarak deriz ki, hâyır, o zemân kadîm olan sıfatlar, muhdes [sonradan olma] olur. Muhdesle kâim olan da muhdes olur. Diğer bir cevâb olarak deriz ki, müşrikler, Allahü teâlâya yakışmıyan öyle sıfatlar söylediler ki, eğer onların bu vasflarını Allahü teâlâ için söylersek, o uygunsuz sıfatlarla Onu sıfatlamış oluruz. Allahü teâlâ, kâfirlerin kabûllenmeme ve kibrlenmeleri ile söylediklerinden, ya'nî Allahü teâlânın sıfatları sonradan olmadır, hanımı ve çocukları vardır sözlerinden, çok yüksek ve âlidir. Allahü teâlânın, insanların sıfatlandırması ve ismlendirmesi ile değil, kendi sıfatları ve ismleri ile sıfatlanmış ve ismlendirilmiş bulunduğu anlaşıldıkdan sonra bilinmesi lâzımdır ki, Allahü teâlânın ism ve sıfatlarını bilmek, ancak, Allahü teâlânın Kitâbından, yâhud Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" sahîh hadîs ve haberlerinden öğrenilir. [1] Böyle bir haber veyâ âyet-i kerîme ile, bunları kabûl etmiyenin özrü aradan kalkmış olur. Zîrâ mahlûk, kendiliğinden, yaratanın sıfatlarını anlıyamaz. Orada akl ve kıyâs da iş görmez. Bu da bilinince, anlaşılmış olur ki, Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde ve âlimlerin Resûlullahdan haber verdikleri sahîh haberlerde bildirilmiş olan ism ve sıfatları bırakıp, başka ism ve sıfatlar söylememelidir. Meselâ, Allahü teâlânın ilm sıfatı yerine, Ma'rifet kelimesi kullanılamıyacağı gibi, Muhabbet yerine de aşk kullanılamaz. Cûd sıfatı yerine de, yine cömerd ma'nâsında olan Sehâ kullanılamaz. Çünki Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, Allahü teâlânın Sıfatları anlatmağa devâm edelim: Allahü teâlânın sıfatları, Onun aynı da değildir, gayrı da değildir. Ya'nî ne Odur, ne Ondan gayrisidir. Çünki sıfat, mevsuf [O sıfata sâhib ism] olamaz. Mevsûf [ism] de sıfat olamaz. Bir kimse: "Ben Allahü teâlânın sıfatlarına tapıyorum" dese, bâtıl, [boş ve aslsız] söz söylemiş olur. Aynı şeklde, benim ma'bûdum, hayâtdır, ilmdir, kudretdir dese, yine yanlışdır. Benim ma'bûdum hayy'dır, hayât Onun sıfatıdır, âlimdir, ilm Onun sıfatıdır, kâdirdir, kudret Onun sıfatıdır demelidir. Eğer düâ ederken, ya hayât, ya ilm derse, bâtıl söz söylemiş olur. Buradan anlaşıldı ki, sıfatlar O değildir. Şimdi Onun "celle celâlühü" gayri olmadıklarını da açıklıyalım: Başkalık, Allahü teâlâ ve sıfatları için câiz değildir. Çünki başkalık iki ayrı şey için söylenir ki, bunlardan biri yok olunca, diğeri yerinde kalır. Yâhud bunlardan birinin olmaması, diğerinin vücûduna [varlığına], te'sîr etmez. Bu ise, Allahü teâlâ ve sıfatları için câiz değildir. Sıfatları hakkında bilinmesi îcâb edenlerden biri de, Allahü teâlânın sıfatlarından hiçbiri, bir başka sıfatının gayri de değildir. Biraz önce bunun açıklaması yapıldı. Ammâ bir sıfat diğer sıfatın aynı da değildir. Çünki iki sıfat bir sıfat olmaz. Kudret sıfatı kudretle alâkalı şeylerde söz konusu olup, ilmle alâkalı şeylerde kullanılmaz. ilm de, bilgi ile alâkalı olup, kudretle alâkalı şeylerde kullanılmaz. Buradan anlaşılmış oldu ki, hiçbir sıfat diğer bir sıfatın aynı değildir, gayri de değildir. Allahü teâlânın sıfatları için, mütegâyir [başka başka], yâhud mütemâsil [benzer], yâhud mütecânis [hem cins, aynı cins], yâhud mütedâdd [birbirine zıt] demek doğru değildir.[2] Zîrâ bunlar mahlûklara âid sıfatlardır. Allahü teâlânın sıfatları mahlûkâtın sıfatları gibi değildir ki, mahlûkâtın hâlleri Onun için söylenebilsin. Böyle şeyler, Allahü teâlâ ve Onun sıfatları için câiz değildir. Allahü teâlânın ezelî ismlerinden biri Hâlıkdır. Hâlık [halk edici,yaratıcı]lık Onun sıfatıdır. O mahlûk değildir. Râzıkdır [rızk vericidir], rızk verilen değildir. Aynı şeklde Rabdır [terbiye eden, yetişdirendir], terbiye olunan değildir. Bu ikincilerin hepsi mahlûkâta âid olup, fi'lden önce, onlara fâil denmez. Allahü teâlâ kadîm olduğundan, kadîm olmıyan, yeni sıfatlar, sonradan olma vasflar, Allahü teâlâ için söylenemez. Allahü teâlânın zâtî sıfatları ile fi'lî sıfatları arasında, ezelî olmaklık bakımından fark yokdur. Allahü teâlâ meâl-i şerîfi, (Kendinden başka ma'bûd bulunmıyan Allah, Hayydır ve Kayyûmdur) olan Bekara sûresi 255.ci âyet-i kerîmesi ile ve meâl-i şerîfi, (O işitendir ve görendir) olan Şûrâ sûresi 11.ci Buradan anlaşılmış oldu ki, Allahü teâlâyı fi'lî sıfatlarla anmak, Onu medh etmekdir. Eğer mahlûkâtı yaratdığı için bu medhi hak etmiş olsaydı, halka muhtâc olurdu. Hâlbuki muhtâc olmaklık, sonradan yaratılmış olanın sıfatı olup, kadîm olanın hâli değildir. Bu sıfatlar mahlûkâtı yaratmakla alâkalıdır denirse, yaratmadan önce medhi hak etmemiş olur ma'nâsı taşıdığından, bu da Allahü teâlâya nâkısa getirir. Allahü teâlâ noksanlık ve kusûrdan münezzehdir. Onların, önce hâlık değildi, sonra hâlık oldu sözleri, sıfatların değişirliğini, başka şekle girdiğini, bir hâlin bitip başkasının başladığını ifâde etmekdedir ki, bunların hiçbiri Allahü teâlâ ve Onun sıfatları için doğru değildir. Hâlıklık, yaratmak, hep Onun Bilinmesi lâzım gelenlerden biri de, Allahü teâlânın sıfatlarını belli bir sıra dâhilinde bildirmek doğru değildir. Ya'nî sıfatlarından hiçbiri diğerinden önce değildir. Orada öncelik ve sonralık olmaz. Öncelik ve sonralık mahlûklara âid sıfatlardandır [3]. Zîrâ önce yaşayan bir kişi olacak ki, ardından ona âlim denebilsin. [Ya'nî insanlar için önce hayât, sonra ilm ismleri hakkında da, bir mes'ele hâric, sıfatlar için söylenmiş olanları söyleriz. Bu da ism ve müsemmâ mes'elesi olup, ehl-i kıble arasında ihtilâşıdır. Ya'nî ism zâtının aynı mıdır, yoksa Ondan gayrisi midir? İsm müsemmâdan, ya'nî zât-ı ilâhîden gayridir diyenlerin sözünü i'tikâd olarak almamalıdır ki, beğenilen kavl [söz] değildir. Çünki Allahü teâlâdan gayri olan her şey muhdesdir, ya'nî mahlûkdur ve sonradan olmadır. Allahü teâlâ için ise, mahlûk kelimesini söylemek hiç uygun değildir. O "celle ve alâ" böyle sıfatlardan, noksanlık ve ihtiyâc ma'nâsı taşıyan vasflardan çokyücedir, münezzehdir. Gelelim Selef-i sâlihîn ve onlardan sonra gelen Ehl-i sünnet ve cemâ'at âlimlerinin sözlerine: ilk asrın ileri gelen âlimleri bunun gibi mes'elelerde konuşmağı bid'at saymışlar ve buyurmuşlardır ki, bizim, Allahü teâlânın ismleri ve sıfatları olduğuna, bu ism ve sıfatların sonradan olma eksiklik ve lekelerinden temiz bulunduğuna tam i'tikâdımız olunca, aynı Birinci asrdan ve Selef-i sâlihînden sonraki âlimlerden bir kısmı, "ism,müsemmâ değildir, müsemmâdan gayrisi de değildir" demişlerdir. Sıfat ve mevsûfda geçdiği gibi. Orada bu bahsi, delîlleri ile açıklamışdık. Diğer bir kısm âlimler diyor ki, aslında ism ve müsemmâ birdir. Delîli de şudur: Allahü teâlâ Nisâ sûresi 36.cı âyetinde meâlen, (Allaha ibâdet edin Âlimlerimizden her üç fırkanın, hepsinin delîlleri vardır. Herbiri kendi re'yini isbât etmekde ve yine herbiri Allahü teâlâyı tenzîhde çok dikkat göstermekdedir. Fekat ihtilâf olduğu ve insanlar tam anlıyamadığı için, bu sözlerde düşünüp, bu üçünden birini kendine i'tikâd edinme endîşesiyle, onlara yardım için diyelim ki, ism müsemmâdan gayridir demesinler. Allahü teâlânın ismlerini ve sıfatlarını, zâtı gibi hudûs emârelerinden, ya'nî mahlûkâta benzer, sonradan olma sıfatlardan münezzeh bilmelidir ve yine bilmek lâzımdır ki, Kitâb ve Sünnetde, nerede Allahü teâlânın bir ismi geçmişse, ondan murâd müsemmâdır, ya'nî O ismin sâhibidir. Murâd ve maksad müsemmâ olunca, ism ve müsemmâ bir olmuş olur. Eğer bir kimse bu sözü anlıyamazsa, biraz önce söylediğimiz usûlü esâs kabûl etsin ve o, Allahü teâlâyı, bütün ism ve sıfatları ile Kadîm bilince, bu mes'eleyi bilmemesinin ona bir zararı dokunmaz inşâallah-ül azîz. [1] Allahü teâlânın bu sıfatları, zâtının aynı değildir, zâtının gayri de değildir. Eğer aynı olurlarsa, sıfatlar olmamış olur. Eğer zâtdan gayri olurlarsa, zât onlarsız mevcûd olmuş olur. Hâlbuki Allahü teâlânın zâtı sıfatlarsız mevcûd değildir. Eğer başka olsalardı, zâtdan ayrı olmaları mümkin olurdu. Hâlbuki Allahü teâlânın sıfatları, Onun zâtından aslâ ayrılamaz. (Şerh-i Akâid-i Nesefî)
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
İlahi Arşivi |
Namaz Vakitleri |