|
Cuma, 20 Temmuz 2007 |
Okunma; 198 Meşâyıh [büyük tesavvuf âlimleri] buyurmuşlardır ki, Evliyânın, vilâyet mertebesine kavuşdukdan sonraki müşâhedesi enfüsde-dir. Seyr-i ilallahda yolda ilerlerken hâsıl olan âfâkın müşâhedesi mu'te-ber değildir. Bu fakîre keşf olunan ise, dahâ başka olup, onda nefsdeki [kendindeki] müşâhede de, âfâkdaki [dışarıdaki] müşâhede gibi mu'teber değildir. O müşâhede Hak teâlânın gerçek müşâhedesi değildir. Hak teâlâ bîçûn ve bîçigûnedir [Nasıl ve ne hâlde olduğu bilinemez]. Çün [ta'rîf edilen] aynasına sığmaz; bu ayna ister âfak, ister enfüsde olsun. Allahü teâlâ, âlemin ne içindedir, ne dışındadır. Ne âleme bitişikdir, ne de ondan ayrıdır. Allahü teâlâyı müşâhede ve rü'yet de, ne âlemin için-dedir, ne de dışındadır. Ne âleme bitişikdir, ne de âlemden ayrıdır. Bunun içindir ki, âhıretdeki rü'yete, ya'nî Cennetde Allahü teâlâyı görmeğe, na-sıl olacağı bilinmiyen bir görmedir demişlerdir. Bu akl ve düşünce ile an-laşılamaz. Dünyâda bu sırrı seçilmişlerin seçilmişlerine açıklamışlardır. On-lara olan rü'yet değilse de, rü'yet gibidir. Bu öyle büyük devlet ve se'âdet-dir ki, Eshâb-ı kirâmın "aleyhimürrıdvân" zemânından sonra çok az kimse bununla şereflenmişdir. Bu gün bu söz kabûlden uzak görünse ve çokları doğruluğuna yanaşmasalar da, büyük bir ni'meti izhâr etmekdedir. Kısa görüşlü ve dar düşünceliler inansın veyâ inanmasın! Bu nisbet bu özelliği ile yarın hazret-i Mehdîde görülecekdir, inşâallahü teâlâ. Doğru yolda olanlara ve Resûlullaha "sallallahü aleyhi ve sellem" uyanlara selâm olsun! Salevâtullahi teâlâ ve teslimâtühü aleyhi ve alâ âlihi ve eshâbihi ecma'în.
|