Tem 29 2007
Mebde ve Me'âd: 11. Bölüm
Pazar, 29 Temmuz 2007
Okunma; 216

11. FIKRA: Tâlibin [Lâ derken] âfâkî ve enfüsî [dışındaki ve içindeki] bâtıl ilâhları [Allahdan başka tapdığı, gönül verdiği, kulluk etdiği her şeyi] silip yok etmeğe çok çalışması lâzımdır. İllallah derken, ya'nî Hakdan başka ma'bûd yokdur derken, hâtırına ve düşüncesine gelen her şeyi, lâ derken kasd etdiklerine dâhil etmeli, Allahü teâlânın vücûdü ile yetinmelidir; her ne kadar o makâmda vücûd bile yolda kalıyor ve vücûdün ötesini aramak gerekiyor ise de. Ehl-i sünnet âlimleri, "Allahü teâlânın vücûdü zâtından başkadır" demekle ne güzel söylemişlerdir. Vücûda zâtın aynısı demek ve vücûddan başka bir şey yokdur. Allahü teâlânın zâtı vücûddür  demek,  görüş,  bakış  ve  gerçeği  bilmekdeki  kusûr  ve  eksiklikden doğmakdadır. Şeyh  Alâüddevle  Semnâni  hazretleri  "kuddise  sirruh", "Vücûd âleminin üstü, melik-i vedûd âlemidir" demişlerdir.
Bu fakîri vücûd âleminden yukarı çıkardıklarında, bir müddet bu hâle mağlûb oldum. Taklîdî ilm mucibince kendimi müslimânlardan sayardım. Velhâsıl mümkin ve mahlûk olanın havsala ve hâtırına gelen şeylerin de mümkin ve mahlûk olmaları lâyık ve uygundur. İnsanlara, kendisini tanıyamamakdan başka açık yol bırakmayan Allahü teâlâ her eksik ve aybdan münezzehdir. Buradan bu fenâ ve bekâya kavuşan mümkinin [velînin] vâcib olacağı, sakın akla ve hayâle gelmesin. Bu imkânsızdır ve hakîkatlerin değişmesine yol açar. O hâlde mümkin vâcib olmayınca, vâcib teâlâdan nasîbi, anlıyamamazlıkdan başka birşey olamaz.

Beyt:
Anka kuşu avlanamaz, tuzağını topla,
Çünki orada sâdece hava girer tuzağa.

Yüksek himmetli olmak, hiç kavuşulamıyan, kendisinden nâm ve nişân  görünmiyen  böyle  bir  maksûdu  matlûb  edinmekle  ifâde  edilir.  Bir kısmları vardır ki, kendilerinin aynı görmek istedikleri matlûbu isterler ve isterler ki, onunla aralarında yakınlık ve berâberlik olsun.

Mısra':
Onlar onlardır ve ben böyleyim, yâ Rab.

 
< Önceki   Sonraki >
Şuanda 1 misafir bağlı
eXTReMe Tracker