Okunma; 224
14. FIKRA: Son Peygamber "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" diğer Peygamberler "aleyhimüssalevâtü vet-teslimât" arasında zâtın tecellîsine kavuşmakla mümtâzdır ve bütün kemâlâtın fevkınde olan bu devlet ve se'âdet Ona mahsûsdur. Ona tâbi' olanların en kâmillerinin de bu husûsî makâmdan nasîbleri vardır. Bu sözümüzden, o hâlde, bu ümmetin en kâmil evliyâsı diğer peygamberlerden üstün olmak îcâb eder anaşılmasın. Böyle düşünmek Ehl-i sünnet ve cemâ'at i'tikâdına aykırıdır.
Bu cüz'î bir fazîlet değildir ki, onunla şübhe izâle edilmiş olsun. Hâyır küllî bir fazîletdir. Zîrâ insanların fazîleti Allahü teâlâya yakınlıklarına göredir. Her fazîlet bu üstünlüğün altında kalır.
CEVÂBında deriz ki, bu ümmetin en kâmil Evliyâsının ve büyüklerinin o makâmdan nasîb almaları ve o makâma kavuşmalarından, diğer peygamberlerden üstün olmaları lâzım gelmez. Fazîlet vusûle [üstünlük kavuşmaya] bağlıdır. Ümmetlerin en hayrlısı olan bu ümmetin en büyük Evliyâsının yükselmesi, Peygamberlerin "aleyhimüssalevâtü vet-teslimât" ayaklarının altına kadardır. Peygamberlerden "aleyhimüssalevâtü vet-teslimâtü vet-tehıyyât" sonra bütün insanlardan yüksek olan Sıddîk-ı Ekberin "radıyallahü anh" yükselmesinin sonu bir Peygamberin ayağının altına kadar olup, bütün peygamberlerden aşağıdır. Ya'nî demek istiyoruz ki, bu ümmetin Peygamberine en çok tâbi' olanları için, Peygamberlerine "aleyhissalâtü vesselâm" mahsûs fevk-ul fevk makâmına mahsûs
kemâlâtın altındaki makâmdan tam nasîbleri vardır. Hâdim [hizmet edici] nerede olsa, mahdûmun [efendinin] artığı ona yetişir. Uzak olan hâdim, mahdûmun tufeylisi olarak öyle şeyler bulur ki, yakında olanlara hizmet se'âdeti olmaksızın müyesser olmaz.
Beyt:
Onun kâfilesine ulaşamam bilirim,
Çıngırak seslerini duymayı ni'met bilirim.
Şunu da bilmelidir ki, müridler ba'zan pîrleri hakkında bir tevehümme kapılıp, pîrlerin makâmına kavuşduklarını, onunla berâber ve eşit
olduklarını düşünürler. İşin hakîkati anlatdığımız gibidir. Onunla eşit görmesi, ancak o makâmlara kavuşması hâlindedir, o makâmların hâsıl olmasında değildir. Zîrâ hâsıl olan, tufeylî olmakla hâsıl olmuşdur. Buradan, müridin mürşidi derecesine çıkamayacağı, onunla aynı seviyeye gelemiyeceği de anlaşılmasın. Öyle değildir. Aynı seviyeye gelmek mümkin ve câizdir. Hattâ vâkı'dır. Lâkin fark, o makâmın hâsıl olması ile, o makâma vâsıl olmakda olup, çok incedir. Her mürid bunu anlıyacak dereceye ve hâle kavuşamaz. Bu farkı anlıyabilmekde sahîh keşf ve sarîh ilhâm şartdır. Allahü teâlâ en doğrusunu ilhâm edicidir. Hidâyet üzre olanlara selâm olsun!
|