Okunma; 214
18. FIKRA: Allahü teâlâ, vücûdları ile mevcûd olan diğer varlıkların hilâfına, vücûdü ile değil, zâtı ile mevcûddur. O hâlde varlığında vücûda
ihtiyâcı yokdur ki, "Allahü teâlânın vücûdu, zâtının aynıdır, ondan başka değildir ki, başkasına ihtiyâcı yokdur densin. Yoksa vücûdün zât ile aynı olduğunu isbâtda uzun delîllere ihtiyâc düşer. Eğer vücûd zâtın aynıdır dersek, bu sözle Ehl-i sünnet ve cemâ'atin cumhûruna uymamış oluruz. Zîrâ bu büyükler ikisinin aynı olmadığını bildiriyorlar. Vücûdu zâid, ayrı olarak telakkî ediyorlar. Şûrâsı gizli değildir ki, vücûdün ziyâdeliğini söylemek, Vâcib teâlâ ve tekaddesin başkasına muhtâc olduğunu gerekdirir. Eğer Vâcib teâlha ve tekaddes vücûd-i zâid ile mevcûddur, yâhud Hak teâlâ zâtı ile mevcûddur dersek ve bu vücûdu umûmî araz [sıfat] kabûl
edersek, hem Ehl-i sünnet âlimlerinin müşterek sözüne uyarız, hem de muhâliflerin i'tirâzlarına hiç yer bırakmamış oluruz. Vâcib teâlâ için, zâtı ile mevcûddur deyip, vücûdü hiç karışdırmamak ile vücûd ile mevcûddur deyip, o vücûda zâtın aynısıdır demek arasında büyük ve açık fark vardır. Bu, Allahü teâlânın bana mahsûs kıldığı ma'rifetlerdendir. Bunun için Allahü teâlâya hamd ederim ve Resûlüne salâtü selâm ederim.
|