Okunma; 214
24. FIKRA: Evliyâullahı insanların gözünden saklayan perde ve örtüler, insanlık sıfatlarıdır. Diğer insanlar neye muhtâc ise, bu büyükler de ona muhtâcdır. Evliyâlıkları onları bu ihtiyâclardan hâric tutmaz. Onlar da, diğer insanlar gibi kızarlar. Peygamberlerin Efendisi "aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vet-teslimât", (Ben de insanım, diğer insanlar gibi ben de kızarım) buyurunca, Evliyâya ne düşer. Bu büyükler, aynı şeklde, yimekde, içmekde, çoluk çocuğu ile görüşmekde, onlara yakınlık ve alâka göstermekde, diğer insanlarla aynıdır. İnsanlığın îcâbı ve ihtiyâcı olan çeşidli bağlar ve alâkalar, avâmdan da, havâsdan da gitmez. Allahü teâlâ, Peygamberler hakkında, (Biz Peygamberleri yemek yimez birer cesed olarak yaratmadık. Dünyâda ebediyyen kalıcı da değillerdir) [Enbiyâ sûresi, 8.ci âyeti] buyuruyor. Şekle, görünüşe bakan kâfirler diyorlardı ki, (Bu Peygambere ne oluyor? Yemek yiyor, çarşıda yürüyor...) [Furkan sûresi, 7.ci âyeti]
O hâlde Evliyâullahın dış görünüşüne bakan, mahrûm olmuş, dünyâ ve âhıretde hüsrân ve ziyâna uğramışdır. Bu dış görünüşe bakmak değil midir ki, Ebû Cehli ve Ebû Lehebi islâm devlet ve se'âdetinden mahrûm edip, sonsuz zarara sokdu. Mes'ûd o kimsedir ki, Evliyânın dış görünüşüne değil, bu büyüklerin iç güzelliğine, kalblerinin yüksek hâl ve sıfatlarına bakar. Onlar Mısrdaki Nil gibidir. İnanmıyanlara belâ, sevilenlere sudur. Hattâ şaşılacak şeydir ki, Ehlullahda insanlık sıfatları o kadar çok görünür ki, diğer insanlarda bu kadar görünmezler. Sebebi şudur ki, zulmet ve küdüret [karanlık ve bulanıklık] açık ve temiz yerde olunca, az da olsa, çok görünür. Kirli ve açık olmayan yer böyle değildir. Çok da olsa, orada, o kadar belli olmaz ve göze batmaz. Lâkin insanlık sıfatlarının zulmeti avâmın bütün varlığına sinmekde, kalıbına, kalbine ve rûhuna işlemekdedir. Ammâ havâsda, ya'nî Evliyâda bu zulmet, sâdece kalıb ve nefs de bulunmakda olup, seçilmişlerin seçilmişlerinde nefs de bu zulmetden kurtulmuşdur. Sâdece kalıbadır. Bunun gibi bu zulmet avâmda noksanlığa ve ziyâna, havâsda kemâle ve parlaklığa sebeb olmakdadır. İşte havâssın bu zulmetidir ki, avâmın zulmetlerini gideriyor, onların kalblerini tasfiye ediyor, parlatıyor. Nefslerini tezkiye ediyor, temizliyor.
Bu zulmet olmasaydı, havâssın avâmla münâsebet kurmasında hiç bir yol olmaz, ifâde ve istifâde bağlantısı kesilirdi. Bu zulmet havâsda, onun kalbini bulandıracak kadar kalmaz. Arkasından gelen pişmânlık, tevbe ve istigfâr, yalnız o zulmet ve bulanıklığı değil, onlar gibi dahâ nice nice zulmet ve bulanıklıkları temizler ve nice terakkîlere yol açar. Bu zulmet, meleklerde olmadığı için, onlar ilerleyemezler. Buna zulmet demek, zemme benziyen bir medhdir.
Sıradan insanlar, Ehlullahın sıfatlarını, kendi insanlık sıfatları gibi bilirler ve bunun için mahrûm ve mahzûl [ziyânda] kalırlar. Hâlbuki gâibi şâhide kıyâs fâsiddir. Her makâmın ayrı ayrı husûsiyyetleri ve her yerin başka gerekleri vardır. Hidâyet üzre olanlara ve Muhammed Mustafânın "aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vet-teslimât" izinde gidenlere selâm olsun!
|