Okunma; 207
28. FIKRA: Mâdem ki, nemâzda kırâet farzdır ve hadîsde gelmişdir ki, (Fâtihasız nemâz yokdur). Bunun için hakîkî kırâeti bırakıp, hükmî kıâete karar vermek, ya'nî kendisi Fâtiha okumayıp, imâmın okuduğu Fâtiha ile yetinmek, bana pek ma'kûl gelmediğinden, hanefî mezhebinde imâm arkasında kırâete dâir, sarîh delîlin bulunmasını arzû ederdim.
Ammâ mezhebe ri'âyet sebebiyle, yine Fâtihâ okumazdım ve bu okumamayı riyâzet ve mücâhede kabîlinden sayardım. Nihâyet Allahü teâlâ mezhebe ri'âyet etmenin bereketiyle -ki durup dururken [veyâ dünyevî bir menfe'at için] başka mezhebe geçmek ilhâddır- hanefî mezhebinde imâmın arkasında nemâz kılan cemâ'atin Fâtiha okumamasının hakîkatini bildirdi ve basîret nazarımda, hükmî kırâetin, hakîkî kırâetden dahâ güzel olduğunu gösterdi. Şöle ki: İmâm ve cemâ'at hep birlikde, münâcât makâmında duruyorlar. Çünki nemâz kılan Rabbine münâcâtdadır buyurulmuşdur ve imâmı bu işde re'îs edinmişlerdir. O hâlde imâm ne okur, ne söylerse, sanki cemâ'atinin dilinden söylemekdedir. Şuna benzer ki, bir gurup insan büyük bir pâdişâhın huzûruna bir iş için çıkarlar ve içlerinden birini re'îs [başkan] seçerler ve hepsinin ağzından onun konuşmasını ve ihtiyâclarını arz etmesini isterler. Re'îsleri ihtiyâclarını arz etmek için konuşurken, onlar da konuşmağa başlarlarsa, edeb dâiresinin dışına çıkmış olurlar ve pâdişâhın rızâsından dışarı taşarlar ve o huzûrda uygun olmıyan iş yapmış olurlar. Demek ki, bu cemâ'atin seçdikleri re'îsin onların dilinden ihtiyâcları arz etmesindeki hükmî konuşmaları, onların ayrı ayrı konuşmalarından dahâ iyidir. Bunun gibi, imâm okurken, cemâ'atin de okuması, ortalığı karışdırmak, huzûru bozmak olup, edebden uzakdır.
Hanefî mezhebi ile şâfi'î mezhebe arasındaki ihtilâflı mes'elelerin çoğu bu şeklde olup, görünüş ve şekl şâfi'î tarafını tercîh, içi ve hakîkati hanefî mezhebini te'yîd tarafındadır. Bu fakîre bildirildi ki, kelâm ilmindeki ihtilâflarda hak [doğru ve isâbetli görüş] hanefî tarafındadır. Ebû Hanîfe hazretleri Tekvîn sıfatını, hakîkî [sübûtî] sıfatlardan biliyor. Her ne kadar görünüşde Tekvîn [yaratma], Kudret ve irâdet sıfatlarına rücû' ediyorsa da, ince ve dikkatle ve firâset nûru ile bakılırsa, Tekvînin ayrı bir sıfat olduğu anlaşılır. Diğer ihtilâflı mevzû'lar da buna benzetilebilir.
Fıkh ilmindeki ihtilâflı mes'elelerin çoğunda, hakkın, ya'nî doğru ictihâdın ve isâbetin hanefî tarafında olduğu şübhesizdir. Az bir kısmında ise tereddüd vardır. Bu fakîr, bu büyükler yolunun dahâ ortalarında idim ki, Resûlullahı "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" vâkı'amda [uyanıkken gözlerim kapalı veyâ rü'yâda] gördüm. Bana: "Sen, kelâm ilmi müctehidlerindensin" buyurdu. İşte o zemândan beri kelâm ilmindeki mes'elelerin her birinde, bu fakîrin ayrı bir görüşü ve husûsî bir ilmi vardır. Mâtüridî ve Eş'arîler arasındaki ihtilâf olan mes'elelerin çoğunda, o mes'elelerin ilk anlaşılması zemânında hak Eş'arîler tarafında anlaşılıyor ise de, firâset nûru ve keskin nazarla bakınca, Mâtüridîlerin haklı olduğu ortaya çıkıyor. Kelâm ilmindeki ihtilâflı mes'elelerin hepsinde, bu fakîrin görüşü Mâtüridî âlimlerinin görüşlerine [ictihâdlarına] uygundur ve gerçekden Mâtüridî büyükleri, Sünnet-i seniyyeye "alâ sâhibihassalâtü ves-selâmü vet-tehıyye" mütâbe'atda yüksek ve büyük şân sâhibleridir. Diğerlerine ise, bir takım felsefî görüşler karışdırılmış olmakla, o mertebe
müyesser olmamakdadır, her ne kadar ikisi de Hak ehli iseler de.
Bu büyüklerin en büyüğü olan İmâm-ı a'zam, en büyük rehber Ebû Hanîfenin "radıyallahü anh" yüksek şân ve mertebesinden ne yazayım ki,
Şâfi'î, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel "radıyallahü anhüm" dâhil, bütün
müctehidlerin ilmi, vera'ı ve takvâsı en çok olanı idi. Nitekim imâm-ı Şâfi'î "rahmetullahi aleyh", "Bütün fıkh âlimleri Ebû Hanîfenin çoluk çocuğudur" buyurmuşdur. Sağlam haberlerle bize geldi ki, imâm-ı Şâfi’î, ımâm-ı a'zam Ebû Hanîfenin kabrini ziyârete gitdiği zemân, kendi ictihâdını bırakır, kendi ictihâdı ile amel etmez ve: "Bu büyük imâmın huzûrunda, onun ictihâdına uymayan ictihâdımla amel etmekden hayâ ederim"
buyurur ve orada nemâz kıldığı zemân imâmın arkasında Fâtiha okumaz ve sabâh nemâzında da kunût düâsını okumazdı. Evet, Ebû Hanîfenin büyüklüğünü, kıymet ve şânının yüceliğini Şâfi’î "radıyallahü anhümâ" bilir.
Yarın kıyâmete yakın Îsâ "alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm" gökden inince, Ebû Hanîfenin mezhebi ile amel edecekdir. Nitekim, Muhammed Pârisâ hazretleri (Fusûl-i Sitte) kitâbında bunu yazmakdadır. Sâdece bu büyüklük ona yetişir ki, ülûl-azm bir peygamber onun mezhebi ile amel edecek. Diğer yüzlerce büyüklük ve mertebe buna eşit olamaz.
Yüksek mürşidim [Muhammed Bâkı Billah] "kuddise sirruh" buyurdular ki, bir kaç gün imâmın arkasında olduğum hâlde Fâtiha okudum. Bir gece rü'yâda İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretlerini gördüm. Kendisini medh eden çok güzel bir kasîde okuyordu. Okuduğunun kısaca ma'nâsı şöyle idi: Benim mezhebimde nice evliyâlar var idi.
O geceden i'tibâren cemâ'atle kıldığım nemâzlarda artık bir dahâ Fâtiha okumadım…
|