|
Mebde ve Me'âd: 37. Bölüm |
|
Çarşamba, 01 Ağustos 2007 |
Okunma; 216
37. FIKRA: Bir gün dervişler ile oturuyorduk. Bu fakîr, Resûl-i ekremin "sallallahü aleyhi ve alâ âlihi ve sellem" hizmetçilerine olan muhabbetimden, "O Serverin muhabbeti beni öyle kaplamışdır ki, Allahü teâlâyı, Onun vâsıtası ile, ya'nî Allahü teâlâyı Muhammedin "sallallahü aley- hi ve âlihi ve sellem" Rabbi olduğu için seviyorum" dedim. Hâzır olanlar bu sözden hayretde kaldılar, ammâ muhâlefet edemediler. Benim bu sözüm, hazret-i Râbi'anın sözünün tersi oluyor. O şöyle demişdi: Resûlullahı "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" rü'yâda gördüm. Kendisine, "Allahü teâlânın muhabbeti beni öyle sardı ve kapladı ki, senin muhab-betine kalbimde yer kalmadı." Bu sözlerin ikisinde de sekr [muhabbet serhoşluğu] var ise de, benim sözümde asâlet vardır. O tam sekrde iken söylemiş, bense sahvın [ayılmanın] başında söylemişim. Onun sözü sıfatlar mertebesinde, benim sözüm ise, Zât mertebesinden geriye dönüşden sonradır. Çünki Zât mertebesinde böyle muhabbete yer yokdur. Bütün nisbet ve bağlantılar, o mertebe yanında eksikdir. Orada hep hayret, ya da cehl vardır. Belki o mertebede, zevkle muhabbeti uzaklaşdırmakdır. Hiçbir şeklde kendini Onun muhabbetine lâyık göremez. Muhabbet ve ma'rifet sıfatlarda olur. Bahs etdikleri zâta âid muhabbetden maksad, Zât-i ehadiyyet değil, zâtın ba'zı i'tibârları ile, zât demelerindendir. O hâlde hazret-i Râbi'anın muhabbeti sıfatlar mertebesindedir. Allahü teâlâ doğruları ilhâm dicidir. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyid-il beşer ve âlih-il ether.
|