Okunma; 199
44. FIKRA: Allahü teâlânın fadlı ve ihsânı ile tâlibin sînesi, bütün arzû ve murâdlardan boşalır ve Allahü teâlâdan başka hiçbir isteği kalmazsa, o zemân yaradılışından maksad ne ise, ele geçmiş ve kulluğun hakîkati yerine gelmiş olur. Bundan sonra, eğer nâkısların terbiyesi [yetişdirilmesi ve olgunlaşdırılması] için geri gönderilmesi istenirse, kendi tarafından ona irâde ve ihtiyâr verilir de, söz ve fi'ldeki tasarruflarında muhtâr ve mucâz [serbest ve iznli] olup, me'zûn olan kul gibi olur.
Allahü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmak olan bu makâmda, irâde [istek] sâhibi, ne isterse, başkaları için ister ve hep başkalarının menfe'atini göz önünde bulundurur. Kendi menfe'at ve çıkarını düşünmez. Vâcib teâlâ-nın irâdesi işte öyledir ve âyet-i kerîmede, (En büyük sıfatlar Allahındır) buyuruldu. Bu irâde sâhibinin kendi menfe'atini düşünmesi lâzım değildir, hattâ câiz değildir. Çünki bu irâde sâhibi ne isterse, olur. O hâlde kendi menfe'atini düşünmesi ve göz önünde tutması şirkdir ve kulluk bunu kaldırmaz. Allahü teâlâ Habîbine "aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm", (Muhakkak ki, Sen istediğine hidâyet veremezsin. Lâkin Allah dilediğini hidâyete getirir) buyurmakla, insanların Efendisinin irâdesinde duraklama olunca, başkaları kendi için nasıl isteyebilirler. Aynı şeklde, bu irâde sâhibinin bütün isteklerinin Hak teâlânın rızâsına uygun olması lâzım değildir. Görmez misin ki, O insanların en büyüğü Efendimizin "sallallahü aleyhi ve âlihi ve sellem" ba'zı davranışlarına ve sözlerine Allahü teâlâ tarafından i'tirâz vâkı' oldu. Nitekim Tahrîm sûresi birinci âyetinde, (Ey Peygamberim! Zevcelerinin gönül rızâsını arayarak, Allahın sana halâl kıldığını, niçin harâm edersin. Bununla berâber üzülme, Allah Gafûr ve Rahîmdir [magfireti boldur ve çok
merhametlidir]), Âl-i imrân sûresi 161. âyetinde, (Bir peygamber için emânete [ganîmet malına] hıyânet hiç olmuş şey değildir), Tevbe sû-resi, 43.cü âyetinde, (Ey büyük Peygamber! Allah senden hüznü gidersin! Doğru söyliyenler belli oluncaya kadar ve yalancılar bilinciye kadar, niçin beklemeyip, onlara izn verdin) buyuruyor. Buradaki afv kelimesi, bir taksîri hâtırlatıyor. Hâlbuki, Allahü teâlâ, kendinin bütün irâde tdiklerinden râzı değildir. Küfr ve günâhlar böyledir.
|