|
Mebde ve Me'âd: 45. Bölüm |
|
Perşembe, 02 Ağustos 2007 |
Okunma; 201
45. FIKRA: Bu işte benim imâmım [uyduğum] Kelâmullahdır ve yine benim bu işimde pîrim [mürşidim] Kur'ân-ı meciddir. Eğer Kur'ân-ı kerîmin hidâyeti olmasaydı, hak ma'bûd olan Allahü teâlâya ibâdet yolu açılmazdı. Bu yolda, her latîf ve eltaf [dahâ latîf] "ben Allahım" nidâsı vurur idi ve bu yolun yolcularını kendilerine tapdırırlardı. Çün olan kendini bîçûn sûretinde izhâr ederdi. Teşbîh [benzetilen] ise, kendini tenzîh şeklinde gösterirdi. Burada imkân vücûbla imtizâc, hudûs [sonradan olma] kadîm olanla karışıkdır. Bâtıl ise, hak sûretinde ortaya çıkmakda, dalâlet ise hidâyet şeklinde zâhir olmakdadır. Çâresiz sâlik, kör müsâfir gibi olup, her biri "Bu Rabbimdir" diyerek, yüz gösterir. Hazret-i Hak sübhânehü ve teâlâ, kendini, (Göklerin ve yerin yaratıcısı) olarak senâ ediyor ve kendisi için: "Doğunun ve batının [ya'nî, kâinâtdaki her-şeyin] rabbi) diye tanıtıyor ve uruc [yükselme] zemânında, bu sıfatları, hayâli ilahlara arz etdiklerinde, hepsi gayri ihtiyârî bundan kaçındılar ve ortadan kayboldular. Bunun için, (Üfûl edenleri [batanları kaybolanları] sevmem) diyerek, yüzünü hepsinden çevirdi ve teveccüh kıblesini, vâ-cib-ül vücûd olan zâtdan başkası yapmadı. (Bizi buna hidâyet eden Allahü teâlâya hamd olsun. Allahü teâlâ bize hidâyet vermeseydi, biz hidâyete kavuşamazdık. Elbette Rabbimizin Peygamberlerinin söyledikleri, getirdikleri hakdır, doğrudur.)
|