Eyl 22 2007
İkinci Vazife: ÎMÂN VE TASDÎK
Cumartesi, 22 Eylül 2007
Okunma; 216

Müteşâbih lafzlarda irâde olunan ma'nânın, Allahü teâlânın azamet Ve celâline yakışır bir ma'nâ kasd edildiğini kesin olarak bilmek ve Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" Allahü teâlâyı bu lafzlarla vasf etmesinde sâdık olduğunu bilmek ve inanmakdır. Resûlullahın buyurduklarının doğru, haber verdiklerinin hak olduğunu şübhe etmeden kalben tasdîk etmeli, ya'nî muhakkat, şeksiz ve şübhesiz inandık ve tasdîk etdik, demelidir. Hakîkatine vâkıf olmasam da, Allahü teâlâ kendisini ne ile vasf etmiş veyâ Resûlü Onu nasıl vasf etmiş ise, Allahü teâlâ [kendisinin ve Resûlünün] vasf etdikleri gibidir. ırâde etdikleri ma'nâ ve söyledikleri vech üzere hakdır, demelidir.


Süâl: Tasdîk ancak tasavvurdan sonra, îmân ise, ancak anladıkdan sonra olur. Müteşâbih lafzların ma'nâlarını anlamıyan kimse, bu lafzları söyliyenin sâdık olduğuna nasıl inanır?


Cevâb: İşleri icmâlî, ya'nî kısa ve toplu hâlde olarak tasdîk etmek muhal değildir. Her akl sâhibi, bu müteşâbih lafzlardan ma'nâlar murâd edildiğini ve her ismin bir müsemmâsı kasd edildiğini bilir. O hâlde haber verilen şeyin haber verildiği üzere doğru olduğuna i'tikâd etmek mümkindir. Bu icmâl yolu ile ma'kûldür. Bu lafzlardan mufassal değil, mücmel işleri anlamak ve tasdîk etmek mümkindir. "Evde canlı vardır" denildiğinde, bu söze, insan mıdır, at mıdır veyâ başka bir canlı mıdır bilmeden, evde bir canlının olduğunu tasdîk etmek mümkindir. Hattâ "Evde bir şey vardır" denildiğinde, o şeyin ne olduğunu bilmese de, evdeki şeyin varlığını tasdîk etmek mümkindir. Bunun gibi, meâl-i şerîfi (Rahmân Arşa istivâ etmişdir) olan, Tâhâ sûresi beşinci âyet-i kerîmesini duyan kimse, istivâ lafzından, mücmel olarak Arşa özel bir nisbet irâde edildiğini anlar. Bu nisbetin Arş üzerine istikrâr, mahlûklarına dönüş, Arş-ı a'lâ ile ittihâd [birleşme], Arşı istîlâ etme [hükmü altına alma] veyâ nisbete delâlet eden başka bir ma'nâya geldiğini bilmeden de, istivâdan murâdın Arşa özel bir nisbetin olduğunu tasdîk etmesi mümkindir.


Süâl: Halka anlamadığı şeklde hitâb etmenin fâidesi nedir?


Cevâb: Bu hitâbdan maksad, ehli olan kimselere anlatmakdır. Onlar da Evliyâ ve râsih ilmli âlimlerdir. Bunlar kasd edilen ma'nâyı anlamışlardır. Akllı olanlara hitâb eden kimsenin, çocukların anlıyabileceği sözlerle hitâb etmesi şart değildir. Avâmın âriflere nisbeti, çocukların bâlig olanlara nisbeti gibidir. Çocukların, anlamadığı şeyleri bâliglerden sorması, bâliglerin de çocuklara, "Bu sizin işiniz değil, bunlar üzerinde durmayınız, başka sözler üzerinde durunuz", demeleri lâzımdır. Avâmdan olan câhiller bir şey sorarlarsa, onlara meâl-i şerîfi (Ehl-i zikre [ya'nî âlimlere] sorunuz) olan Nahl sûresi kırküçüncü âyet-i kerîmesini söylemelidir.


Eğer anlama kâbiliyyetinde iseler, onlara anlatılır. Aksi takdîrde onlara, meâl-i şerîfi, (Size az bir bilgi verilmişdir) olan İsrâ sûresi, seksenbeşinci âyet-i kerîmesi ile, meâl-i şerîfi, (Size açıklanınca, hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayınız) olan Mâide sûresi, yüzbirinci âyet-i kerîmesini söylemelidir. Bu süâlin ma'nâları bunlardır. Bunlara îmân etmek vâcibdir.


Keyfiyyeti, nasıl olduğu sizin için mechûldür. Bu müteşâbih lafzlardan süâl etmek bid'atdir. İmâm-ı Mâlik "rahmetullahi aleyh", "İstivâ ma'lûmdur. Keyfiyyeti mechûldür. Ona inanmak vâcibdir" buyurmuşdur.


O hâlde zihnde tafsîlâtı olmayan mücmel şeylere îmân etmek mümkindir. Allahü teâlâ hakkında muhal olanları nefy ederek tenzîh etmek tafsîlâtlı olmalıdır. Çünki nefy edilenler cism ve cismin îcâblarıdır. Burada cismden maksadımız, eni, boyu ve derinliği olan, kuvvetli ise, bulunduğu yere geçmeği taleb edene mâni' olan, za'îf ise, kendisini yerinden çıkarmak isteyen itici bir kuvvet ile kendi yerinden ayrılan bir şeydir. Çok açık olmakla berâber cismi açıklamamız, avâmın bir kısmının belki cism ile ne murâd edildiğini anlayamazlar diye düşündüğümüz içindir.


 
< Önceki   Sonraki >
Şuanda 1 misafir bağlı
eXTReMe Tracker