Okunma; 249
Müslimân oldukdan beş ay sonra, Tunus beği Ebül Abbâs Ahmed bana liman reîsliği me’mûriyyeti verdi. Bundan maksadları, bu hizmet sırasında hıristiyanlar ile müslimânlar arasında meydâna gelecek hâdiselere dâir, elimden pekçok tercemeler geçeceğinden, arabî lisânını çok çabuk öğrenmem idi. Hakîkaten öyle oldu. Bir yıl geçince, arabîyi öğrendim. Mehdiye şehrine giderek, Fransız ve Ceneviz donanması tarafından gelen mektûbları terceme etmeğe başladım. Sonra, Ebül Abbâs Ahmed beğ ile, Kabis kal’asına gitdik. Orada da hazîneler müdîri oldum. Sonra, Kafsa kal’asına vardık. Burada, Ebül Abbâs Ahmed beğ hastalanıp, 796 [m. 1393] senesi şa’bân ayının üçüncü günü vefât etdi. Ebül Abbâs Ahmed beğin ölümünden sonra, yerine oğlu Ebül Fâris Abdül’azîz geçdi. Babasının şahsıma gösterdiği teveccüh ve vermiş olduğu mertebe ve tahsîsâta ilâve olarak, beni misâfirhâne idâresi ile de vazîfelendirdi.
Bu sultân zemânında, liman reîsi ve mütercim olduğum sırada, bir gün müslimân mallarını taşıyan bir gemi gelip, limanda demirledi. Onun ardından Sicilyadan iki gemi dahâ geldi. Bu iki geminin mürettebâtı, müslimânlara âid olan gemiyi zapt etdiler. Gemideki eşyâ ve malları yağma etdiler. Geminin içindeki müslimânlar, canlarını zor kurtardılar. Ebül Fâris Abdül’azîz bu hâdiseyi duyunca, divânın başkan ve âzâlarına, Halkul-Vad denilen yere çıkmalarını söyledi. Müslimânların mallarının bedel ödemek sûreti ile kurtulması için, hıristiyanlarla pazarlık yapmalarını emr eyledi. Onlar bu emr üzerine, Halkul-Vad denilen yere gidip, mâiyyetlerinde bulunan tercümânı gemiye gönderdiler. Tercümân, gemideki hıristiyanlarla anlaşmaya çalışdı. Fekat çok yüksekden konuşdukları için, muvaffak olamadı.
Sonrada anlaşıldı ki, bu gemilerin biri ile Sicilya hıristiyanları arasında hâtırı sayılan bir papaz da gelmiş. Bu papaz, benim talebelik arkadaşım olup, vakti ile birbirimizi kardeş gibi sevdiğimiz bir papaz idi.[2]Benim müslimân olduğumu işitmiş. Bu hâl kendisine çok güç gelip, çok üzülmüş ve beni tekrâr hıristiyan dînine döndürmek için, bu gemi ile buraya kadar gelmiş. Gemiye giden tercümân ile karşılaşınca, ona adın nedir diye sormuş, o da Alî demiş. Ona, ey Alî! Bu mektûbu divânda liman reîsi olan Abdüllaha ver. İşte sana bir altın veriyorum. Cevâbını getirdiğinde bir altın dahâ veririm, demiş. Tercümân Alî, mektûbu alıp, Halkul-Vad denilen yere geri gelir. Vaziyyeti bildirir ve papaz ile arasında geçen konuşmayı nakl eder. Divân başkanı mektûbu alıp, Cenevizli bir tüccâra terceme etdirdikden sonra, aslı ile berâber, Ebül Fâris Abdül’azîze gönderir. Ebül Fâris Abdül’azîz mektûbu okudukdan sonra, bir adamını göndererek, beni çağırtdı. Yanlarına girdiğimde dedi ki: Ey Abdüllah, bu mektûb deniz ötesinden gelmişdir. Oku bakalım ne yazmışlar, anlıyalım. Ben de okudum ve gülmeye başladım. Bana, ne gülüyorsun, dedi.
Dedim ki: Allahü teâlâ size zaferler versin. Bu mektûb bana eskiden dostum olan bir papazdan gelmişdir. Hemen terceme edelim diyerek, kenâra oturdum. Arabî tercemesini yapıp kendilerine verdim. Tercememi eline alıp, okudukdan sonra, kardeşi İsmâ’île dedi ki: Allahü teâlâya yemîn ederim ki, aynen terceme yapmış, hiçbir sözü atlamamış. Ben de, bunu nereden anladınız, diye sordum. Cenevizlilerin yapdığı başka bir tercemeden, dedi. Sonra, ey Abdüllah, bu papaza ne cevâb vereceksin, dedi. Dedim ki: Benim vereceğim cevâb, tarafınızdan bilindiği gibi, hak olan dîne kendi isteğimle girdiğimi ve müslimân olduğumu bildirmek olacakdır. Bana yazı ile bildirmiş olduğu diğer şeylerin hiç birine, cevâb vermek istemem.
Bunun üzerine, Ebül Fâris Abdül’azîz beğ dedi ki: Ey Abdüllah! Senin tam ve hakîkî müslimân olduğunu öğrenmiş oldum. Bu husûsda hiçbir şübhemiz yokdur. Fekat, (Harb hîledir) hadîs-i şerîfine dayanarak, yazacağın cevâbda müslimânların mallarının geri verilmesi husûsunda papazın gemi sâhibine söyleyip, yardım etmesini ve müslimân tüccârlarla bir anlaşmaya varıldığı takdîrde, malların tartılmasını behâne ederek, senin de kantarcı ile berâber çıkıp, gece vakti gemiye kaçacağını bildir.
Ebül Fâris Abdül’azîzin emr etdiği gibi cevâb yazıp, gönderdim. Papaz mektûbumu okuyunca çok sevinmiş ki, malların geri verilmesi husûsundaki taleb etdikleri ücreti azaltdılar. Sonra tartacak olan adam, birkaç def’a gemiye gidip, geldiyse de, ben gitmedim. Papaz gelmemden ümmîdini kesince, gemiyi kaldırıp, Cehennem olup gitdi.
Papazın yolladığı mektûbda şunlar yazılı idi:
“Kardeşin Fransiz Papaz, selâmdan sonra sana şunları bildirir: Ben bu beldeye seni bulup, geri götürmek için geldim. Bugün Sicilyaya hâkim olan zâtın yanında yüksek bir mertebeye sâhibim. Ta’yîn yapmak, azl etmek gibi, memleketin bütün işleri benim elimdedir. şimdi benim sözüme iyice kulak ver de, Allahın bereketinin bulunduğu bu tarafa gel. Malların ve diğer eşyâların elimden çıkar diye sakın korkma. Ben senin zan etdiğinden dahâ çok tatmîn edecek mal ve makâma sâhibim. İstediğini vermeğe hâzırım. Selâm.”
|