Eki 20 2007
Hıristiyanların din ve itikâdlarında mevcûd olan ayrılıklar ve onların fırkaları hakkındadır:
Cumartesi, 20 Ekim 2007
Okunma; 181

Hıristiyanlar i’tikâdlarında yetmişiki fırkaya ayrılmışlardır. Birinci fırkanın i’tikâdına göre, –hâşâ– Îsâ aleyhisselâm Allahdır, hâlık ve bârîdir! Yerleri, gökleri yaratmışdır. şimdi onlara deriz ki: Siz yalancı ve kâşr olmuş ve İncîllerinize muhâlefet etmişsiniz. Zîrâ Matta İncîlinin yirmialtıncı faslında şöyle denilmekdedir: (Îsâ aleyhisselâm, yehûdîlerin kendini yakaladıkları geceden evvel havârîlere, ölüm kaygısından dolayı, “Pek sıkıntıdayım, bayılacak hâldeyim” deyip, sonra üzüntüsü artdı, hâli değişerek yüzüstü kapandı. Ağlayıp, yalvararak, “İlâhî! Bu ölüm kâsesinin benden sarf ve tahvîli mümkinse sarf eyle. Benim dilediğim değil, senin istediğin olsun” dedi.)

Bu hikâyeye göre, hazret-i Mesîh, bir insandır. Ölümden korkmakda ve âciz kalmakdadır. Ayrıca, “İlâhî” diyerek, yalvarmağa başlaması ile, bir ilâhı, bir ma’bûdu olduğunu ortaya koymuş olmakdadır.

Hıristiyanlar bir tarafdan Îsâ aleyhisselâmda mahlûklara mahsûs, korku ve hüzün gibi bir takım hâllerin görüldüğünü söylerken; bir tarafdan da, Allahü teâlânın kudretinden şübhesi olduğunu ilâve etmişlerdir. Çünki “ölüm kâsesinin benden sarf ve tahvîli mümkin ise” demek, Allahü teâlânın kudretinden şek ve şübhe etmekdir. Îsâ aleyhisselâm eğer, Allahü teâlânın hiçbir şeyden âciz olmadığını biliyorsa, “mümkin ise” demesinin bir ma’nâsı olamaz. Yok, eğer ölüm kâsesinin kendisinden uzaklaşmasına, Allahü teâlânın kuvvet ve kudreti olmadığını biliyorsa, Ona o husûsda yalvarmasının ne ma’nâsı olur. Allahın Resûlü, Allahü teâlânın kudret ve kuvvetinden hiçbir zemân şübhe etmez. Doğru olan şudur ki, Îsâ aleyhisselâm, Allahü teâlânın hiçbir şeyde âciz kalmayacağını, kendilerinden mu’cize ve hârika olarak ne çıkdı ise, ilâhî kudret ile meydâna gelmiş olduğunu yakînen bilirdi.

Böyle sapık i’tikâda saplanan hıristiyanlara yine şöyle denilebilir ki: “Siz Îsâ aleyhisselâmı Allah tanımakla, Yuhannâ İncîlinin onyedinci faslında olan beyânına da muhâlefet etmiş olursunuz. Çünki, bu faslda Mesîh aleyhisselâmın yüzünü semâya kaldırıp, Allahü teâlâya yalvararak, “Yâ Rab! Ben, Sana, düâmı kabûl kıldığından dolayı şükr eder ve bunu sana i’tirâf ederim ve bilirim ki, Sen benim düâmı her zemân kabûl buyurursun. Lâkin ben Sana şu cemâ’at için niyâz ve ricâda bulunuyorum ki, onlar beni gönderene îmân ederler” demekdedir, diye yazılıdır.

Bu ifâdeye göre, Îsâ aleyhisselâm kendisinin Rabbi ve ilâhı olduğunu söylemiş, ona düâ etmiş, yalvarmış, düâsının kabûlünden dolayı da şükr etmişdir. İşin aslı böyle olunca, siz nasıl olur da, “Îsâ, yerleri, gökleri yaratan Allahdır” diyebilirsiniz? Akl-ı selîm sâhibleri yanında bundan dahâ çirkin bir şey olamaz.

Yine Yuhannâ İncîlinin beşinci faslında şöyle yazılıdır: Îsâ, yehûdî tâifesine, “Benim sözümü dinleyen ve beni gönderene îmân eden Cennete girer” dedi. Yine bu faslda şöyle denilmekdedir: Yehûdî tâifesi Îsâya, “Senin dediklerine kim şehâdet eder” demiş, Îsâ aleyhisselâm da onlara, “Beni gönderen Rab bana şâhiddir” diye cevâb vermişdir.

İşte bu da, Îsâ aleyhisselâmın Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş bir Peygamber olduğuna delîldir. Kendisini gönderen, îmân ederek getirdiği ilâhî emrleri yapanların Cennete gireceğini bildirmişdir.

Îsâ aleyhisselâmın, ilâh olduğunu iddi’â eden hıristiyanların, bu iddi’âlarının bozuk olduğuna bir delîl dahâ gösterelim:

Markos, İncîlinin birinci faslında şöyle hikâye etmişdir: Kudüs-ü şerîfde bir mecnûn vardı. Ağzında bir cin konuşurdu. Îsâ oradan geçerken cin bağırdı: Ey Îsâ! İster misin ki, bu cesedden beni çıkarasın. Böylece, halk senin Peygamber olduğunu bilsin. Ben de senin Allah tarafından gönderilmiş hak Peygamber olduğunu bileyim. Îsâ da çıkması için emr edince, adam sâlim olarak kalkmış ve hâzır bulunanlar hayret etmişlerdir.

Bu da pek açık olarak göstermekdedir ki, Îsâ aleyhisselâm insandır ve Peygamberlerden bir Peygamberdir.

Hıristiyanların başka bir fırkasının inancı da şöyledir: Îsâ aleyhisselâm, Allahın oğludur. Hem ilâh, hem insandır. Babası cihetinden ilâh, anası cihetinden insandır. Yehûdîlerin onun insâniyyetini, ya’nî mahlûk olmak tarafını öldürmesiyle, insan olma cesedi kabre konuldu ve ülûhiyyeti Cehenneme indi. Oradan Âdem, Nûh, İbrâhîm ve diğer bütün Peygamberleri

çıkardı. Onlar, babaları Âdemin, Cennetdeki yasak ağaçdan meyve yimesi hatâsından dolayı, Cehennemlik olmuşlardı. Bütün Peygamberler, hazret-i Mesîhin ülûhiyyet tarafı ile yaratılış tarafının birleşmesinden sonra, berâberce semâya çıkmışlardır.

Bu inanış da küfr ve ahmaklığın son derecesidir. Bunlara deriz ki: Siz, Allahü teâlâ ve Resûlü olan Îsâ aleyhisselâm hakkında yalan söylüyorsunuz. Sizin bu yalanınızın delîli, yine kendi kitâblarınızdan Markos İncîlinin onikinci faslında, yirmidokuz yazılı olan fıkradır. Markos orada Îsâ aleyhisselâmın havârîlere, “Bilin ve i’tikâd edin ki, sizin semâvî babanız, ya’nî şânı yüce olan Ulu ilâhınız birdir ve tekdir” demiş olduğunu nakl etmişdir. Onların yalanlarına, Îsâ aleyhisselâmın, kendi İncîllerinde olan, bu şehâdetinden dahâ açık bir şehâdet olabilir mi, olamaz.[1]

Onlar bu süâller karşısında dilsize dönmüş ve helâk yoluna sapmışlardır. Hıristiyanların diğer fırkaları da hep yalan ve küfr üzerine kuruludur. Fekat söz uzayacağından dolayı, îzâhına lüzûm yokdur. Her dürlü yardım Allahü teâlâdandır.

[1]şeyh Abdüllah beğ diyor ki: Ne kadar tuhafdır ki, Nasârâ, Mesîhden alınarak zikr edilen yukarıdaki yazıları işitdikden sonra, tevhîdi reddedip şirki seçdiler. Ehad ve Samed olan Rabbimizi üç uknûma taksîm etdiler. Sonra da bir kısma baba, diğer kısma oğul ve öbür kısma da rûh-ul-kuds dediler. Sanki böyle yapmakla sâdece bütün Peygamberlere “aleyhimüsselâm” muhâlefet ve hâsseten Mesîhi “aleyhisselâm” tekzîbi irâde etdiler. Bu husûs, onların yalan uyduran felsefecilerin ve putperestlerin tuzağına düşmesinden ileri gelmişdir. Bu felsefeci ve putperestler dîni ifsât için hıristiyanlığa girdiler ve nasârâya takvâ sâhibi göründüler. Sanki melâikeyi mukarrebîn gibi sanılıp, onları doğru yoldan sapdırıp, kendilerine köle kıldılar ve hattâ onları resmler ve heykellere secde etdirdiler. Hakkı bâtıllarla değişdirip, onlara sundular. Ne büyük hîle ve sapıklıklar! Bu husûsu hıristiyan târîhciler de İncîllerinde açıkladılar. Nakli Mesîhden yaparak Markos 12.ci faslda diyor ki: “Kendisine herşeyden önce nevasiyyet ediyorsun diye sorulunca, Îsâ aleyhisselâm dedi ki: Dinle ey İsrâil, Rabbimiz ilâhınızdır. Tek bir ilâhdır. Rab olan ilâhını bütün kalbinle ve bütün nefsinle ve bütün niyyetinle ve bütün kuvvetinle sev! Bütün vasiyyetlerin birincisi budur. İkincisi ise, bunun gibidir: Akrabânı kendin gibi sev! Bu ikisinden dahâ büyük nasîhat yokdur. Matta kitâbındaki rivâyetinde 22.ci faslda bu

iki vasiyyetde diyor ki, bütün melekler ve Peygamberler (zincir halkaları gibi) birbirine bağlıdır.


 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker