Eki 23 2007
İkinci Kâide: Teslîse (Üçlemeye) Îmân
Salı, 23 Ekim 2007
Okunma; 171

Hıristiyanlarca Cennete girmek, kendilerini bozuk yola ve küfre götüren yol göstericilerinin, ya’nî sapık papazlarının anlatdıkları gibi, ancak teslîse îmân etmekle mümkindir. şöyle inanırlar ki, (hâşâ) Allah üçden biridir. Îsâ aleyhisselâm Allahın oğlu olup, insanlık ve ülûhiyyetden ibâret iki tabî’atı vardır. O iki tabî’at tek bir şey olmuşdur. Ülûhiyyeti yaratılmış tam bir insan, insâniyyeti de yaratan ve yaratılmamış olarak bir ilâh olmuşdur.

Ba’zıları üçden murâd; “Allah”, “Îsâ” ve “Meryem”dir, derler.

Her iki şeklde düşünenlerin de kâşr olduklarında şübhe yokdur. Sâdece yalan ve iftirâdan ibâret olan ve çocuk aklının bile red edip, kabûl etmeyeceği böyle bir küfrü, bir parça aklı olanların, i’tikâd olarak kabûl edemiyeceklerinde şübhe yokdur. Hıristiyanların bu i’tikâdlarına göre, Îsâ aleyhisselâmın zâtı, Allah, ilmi ve kudreti de Allahın ilmi ve Allahın kudreti olması lâzım gelir ki, bunun bâtıl olduğu [ve mümkin olmıyacağı] hıristiyanların mukaddes kitâbları ile de sâbitdir. Markos İncîlinin onüçüncü faslında şöyle yazıyor:

Havârîler, Îsâ aleyhisselâma sâati, ya’nî kıyâmet gününü sorduklarında: “O günü, semâda olanlar bile bilmez. Onu yalnız Babadan, ya’nî Allahdan başka kimse bilmez” demişdir. [Îsâ aleyhisselâmın böyle söylediğini Matta da İncîlinin yirmidördüncü faslında zikr ediyor.]

Bu söz, Îsâ aleyhisselâmın ilminin meleklerin ilminden de az olduğunu, kıyâmet gününü bilmenin ancak Allahü teâlâya mahsûs bulunduğunu, Allahü teâlâ kendine neyi bildirmiş ise, ancak onu bilebileceğini kabûl etmekden ibâretdir.

Matta İncîlinin yirmialtıncı faslında da şöyle denilmekdedir: Îsâ aleyhisselâmın, yehûdîler kendisini öldürmeğe karâr verdiklerinde o gece hâli değişmiş, pek mahzûn olmuş, elem çekmişdir.

Hüzün ve elem ile müte’essîr olan kimse, ne ilâhdır, ne de ilâhın oğludur.

Hıristiyanların bu kâidelerinden, ya’nî Îsâ aleyhisselâmın ülûhiyyet ve insâniyyetinden ibâret iki tarafı olup, ikisi bir şey olmuşdur, sözünden dahâ kötü bir inanç olamaz.

Bu sözün, su ile ateş birleşip, tek şey olmuşlardır sözünden dahâ çirkin olduğunu, her akl-ı selîm sâhibi teslîm eder. Nûr ile zulmet, ışıkla karanlık, birbirine zıt ve aykırı olup, bir yerde bulunmaları imkânsız olduğu hâlde, zât ve sıfatlarıyla her şeyden müstagnî, azâmet ve büyüklüğünde mahlûkâta benzemekden münezzeh ve berî olan Allahü teâlânın yaratdığı varlıklardan biriyle birleşip, tek şey olmasını akl-ı selîm nasıl kabûl eder?

Acabâ, Îsâ aleyhisselâm insânî bir varlık olduğu zemân, ülûhiyyeti nerede idi? Hıristiyanlar bu süâle, Îsâ aleyhisselâmın insâniyyetiyle ülûhiyyeti birleşmiş ve birbirine kaynaşmışdır, diyorlar.

şimdi, kendi zanlarında, onun cesed ve insâniyyeti kırbaçlarla dövülüp, başına dikenler giydirildiğinde, bu iki kaynaşan cihetin arasını kim ayırmışdır? Kendisi, çarmıha gerilerek mızraklarla vurulup, yaralandığı ve bunların te’sîriyle feryâdlar içinde rûhunu teslîm etdiği sırada [ki öyle sapık bir şeklde inanıyorlar] onun ülûhiyyeti, insâniyyetinden nereye ayrılmış ve kaybolmuşdur?

Hâlbuki, kendileri derler ki: Onun ülûhiyyeti, öldürülüşü esnâsında ondan ayrılıp, Cehenneme inmiş, oradan Peygamberleri çıkarmışdır. O vakt insâniyyeti, ya’nî bedeni medfûn idi. Tâ ki, ülûhiyyeti ona dönüp, kabrden çıkardı. Ondan sonra birlikde semâya çıkdılar.

Bunların hepsi bâtıldır ve aslsız iddi’âlar ve akl-ı selîmin kabûl etmiyeceği bir takım küfr sözleridir. Îsâ aleyhisselâmın birleşik ve iki tabî’atdan meydâna gelmiş tek bir şey olduğunu nasıl iddi’â edebilirler ki, kendi İncîllerinde, Îsâ aleyhisselâmın yalnız âdemiyyet tabî’atı olduğuna işâret eden parçalar vardır. Matta İncîlinin onüçüncü faslında yazılı olduğu üzere; Îsâ Mesîh, içinde doğduğu memleketinden başka yere gitdiği zemân, insanların kendisini küçük görmeleri üzerine: “Peygamber ancak kendi şehrinde küçümsenir” demişdir. Bu sözle, Îsâ aleyhisselâm, kendisinin ancak Peygamberlerden biri olduğunu belirtmişdir. Peygamberlerin ise, insanlık tabî’atından başka bir tabî’atları yokdur. Bunu, yehûdîlerin Îsâ aleyhisselâm aleyhine ayaklandıkları sırada, havârîlerin reîsi olan şemûnü’s-Safânın onlara hitâben söylediği şu sözler de te’yîd eder:

Ey İsrâil oğulları! Sözüme kulak verin. Mesîh bir âdemdir ki, size Allah tarafından, kuvvet ve te’yîd ile ve Allahü teâlânın, onun elinde icrâ etdiği birtakım mu’cizelerle gelmişdir. Lâkin siz ona îmân etmediniz!

Havârîlerin Kıssaları” adlı kitâbın ikinci faslında aynen yukarıda bildirildiği şeklde yazılıdır. Bu kitâb ise, hıristiyanlar nezdinde İncîl gibidir. Artık, bundan dahâ çok i’timâda şâyân hangi haber olur? Hem “şemûnü’s-Safâ”dan dahâ âdil bir şâhid nasıl bulunabilir? Hıristiyanlar, onun zikriyle bereket ümîd ederler. Üstün fazîlet ve meziyyet sâhibi olduğuna inanırlar. şemûnü’s-Safâ ise, Îsâ aleyhisselâmın bir insan ve Allahü teâlânın kendilerini mu’cizelerle te’yîd buyurmuş olduğu, Peygamberler zümresinden, şânlı bir Peygamber olduğuna; hattâ Îsâ aleyhisselâmın elinde vukû’ bulan mu’cizelerin de hep kudret-i ilâhî ile olup, Mesîhin kudreti ile olmadığına şehâdet etmişdir. Doğruluğunda şübhe olmıyan bu söz nerede? Onların, İlâhî Îsâ, kendi cesedi olan insânî Îsâ ile birleşmiş ve etleşerek, yaratılmamış bir ilâh olmuşdur, sözü nerede? Bu şeklde inanmak küfrdür, inananlar muhakkak ki, kâşr olmuşlardır.

Ey Allahın kulları! Düşünün ki şeytân, küfr karanlığı ile bunların basîretlerini nasıl bağlamış ki, akl ve mantık dışı olan böyle bir şeye inanmışlardır. Kendilerine bu rezîl ve kötü inancı, uydurup aşılayan ilk şeytânlarına kapılıp, uymuş ve taklîd etmişlerdir. Onların hâlinden ve uğrayacakları âkıbetden Allahü teâlâya sığınırız.

Luka İncîlinin son kısmında yazılı olduğu şekliyle, Îsâ aleyhisselâm, kabrden kalkdı. Talebelerinden Filyofas ve Luka ile karşılaşdı. Onlara, “Size ne oldu ki, böyle mahzûn duruyorsunuz?” diye sordu. Talebeler onu tanımadan, Sen herhâlde Kudüs şehrinde herkesden uzak ve garîb kalmışsın ve bu günlerde, sözlerinde ve işlerinde, Allah ve insanlar katında emîn ve doğru bir zât olan hazret-i Mesîh hakkında vuku’ bulan işlerden haberdâr olmamışsın, diye cevâb verdiler. Bu da, Îsâ aleyhisselâmın Allahü teâlâ katında doğru ve emîn bir insan olup, ilâh ve oğul olmadığına, talebelerinin şehâdetidir.

 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker