Eki 23 2007
Dördüncü Kâide: Mukarrebât Kurbana Îmân [Îşâ-i Rabbânî]:
Salı, 23 Ekim 2007
Okunma; 162

Hıristiyanlar, papazın mayasız ekmeğe, ba’zı şeyler okumakla, o ânda o ekmeğin Îsâ aleyhisselâmın bedeni; bir bardak şerâba bir şeyler okuyunca, o ânda o şerâbın da Îsâ aleyhisselâmın kanı olduğuna inanırlar. Bu da küfr inanışlarından biridir. Bu husûsda hıristiyanlarca konulmuş üsûl ve kâide şöyledir: Her kilisede kendilerince büyük bir papaz vardır. Her gün ona, kilisenin diğer bir papazı, mayasız ekmekle, bir kadeh şerâb getirir. Büyük papazın onlara okuması ile ekmeğin Îsâ aleyhisselâmın bedeni, şerâbın da Îsâ aleyhisselâmın kanı olduğuna inanırlar.

Hıristiyanlar, bu sapık inanışı, Matta İncîlinin yirmialtıncı bâbından alırlar ki, Matta orada şöyle hikâye eder:

Îsâ, ölmezden evvel, bir gün Havârîleri toplamış, bir ekmeği parçalamış, her birine birer parça vermiş ve bunu yiyin, bu benim cesedimdir, demiş. Sonra bir bardak şerâb getirmiş. Bunu içiniz, bu benim kanımdır, demişdir.

Bu hikâye Matta İncîlinde aynen nakl edilir. Fekat, bu ekmek ve şerâb hikâyesi, Îsâ aleyhisselâmın teyzesi oğlu olan Yuhannânın İncîlinde mevcûd değildir.

İşte bu da Mattanın yalan ve iftirâlarını ortaya çıkaran ihtilâşarındandır. Hıristiyanların i’tikâdına göre, O her kilise papazının yapdırdığı ekmeğin her parçası, uzunluk, genişlik ve derinliğiyle Îsâ aleyhisselâmdır. Îsâ aleyhisselâmın cesedidir. İsterse yüzbin parçaya bölünsün, en küçük parçası yine Îsâ aleyhisselâmdır.

Onlara denilse ki:

Îsâ aleyhisselâmın meselâ uzunluğu on, genişliği iki, derinliği bir karış idi. Papazın okuduğu ekmek ise üç karış gelmez. Nasıl olur ki, uzunluğu on, genişliği iki ve derinliği bir karış olan bir cesed, üç karış mikdârında olan bir şeyde olur. Bu, her akl-ı selîm indinde mümkin değildir.

Hıristiyanlar buna cevâb olarak: Ayna dünyâ kadar değildir. Ama insan aynaya bakınca, büyük binâları, yüksek kal’aları görebilir. Hâlbuki onlar aynadan bin kerre büyükdür, derler.

Onlara deriz ki: Aynada görülen arazdır, özellikdir, cevher, madde değildir. Siz ise, Îsânın araz ve cevherinin o ekmekde olduğuna inanıyorsunuz ki, bu aklen mümkin değildir.

Bir de siz, Îsâ aleyhisselâmın göğe çıkıp, –hâşâ– Allahın sağ tarafında oturduğuna inanırsınız. [Allahü teâlâyı gökde, mekânlı biliyorlar. Böyle inanmak küfrdür.] şimdi acabâ onun cesedini o ekmeğe indiren kimdir?

Bundan başka, Îsâ aleyhisselâm bir ademdir, sonradan yaratılmışdır. Sizin inancınıza göre, ekmeğin her parçasında Îsânın bütün cesedi, o ekmek yüz bin parçaya ayrılsa da mevcûddur. Bu hâlde yüz bin Îsâ olması ve belki bu husûs her kilisede icrâ edildiğinden, kiliselerin adedince ve o ekmekler artdıkca çok sayıda Îsânın bulunması lâzım gelir.

Böyle inananları ve bu âyine iştirâk edenleri, Allahü teâlâ âlemlere gülünç, şeytânlara maskara etmişdir.

Allahü teâlâ, bize kâfîdir ve O ne güzel bir vekîldir.

Adı geçen kurbanın ne sûretle yapıldığı ve bu husûsda nasıl ibâdetlerde bulunulduğu husûsu da şöyledir:

Bahs edilen baş papazın emriyle, hizmetçisi, gâyet has ve temiz hamurdan bir ekmek yapar. Onu, bir şişe şerâb ile papaza götürür. Kilisenin çanını çalar. Hıristiyanlar çan sesini işitince, ibâdet için kiliseye toplanırlar. Saf saf olurlar. Papaz, şerâbın bir kısmını, bir gümüş kâse içine ve has ekmeği de, bir mendil içine koyarak safların önüne geçer. Güneşin doğduğu tarafa dönüp, ekmeği eline alır ve der ki:

Îsâ Mesîh, yehûdîlerin kendisini yakaladıkları gece, mubârek eline ekmek alıp, gözlerini semâya ve her şeye kâdir olan Cenâb-ı Hakka kaldırarak, lâzım gelen düâyı yapdıkdan sonra, ekmeği kırıp, Havârîlere parça parça verdi. Onlara “Yiyin, bu benim cesedimdir” dedi.

Kilisenin papazı böyle söyledikden sonra, kendisi, ekmeği, hakîkaten Îsâ aleyhisselâmın cesedi bilerek ve Îsâ aleyhisselâmı Allahü teâlânın oğlu tanıyarak, ekmeğe secde eder. Ve secdede ona şöyle hitâb eder:

Sen, yerlerin ve göklerin İlâhı olan Îsâsın! Sen Meryemin karnında cesedlenen zâtsın! Sen, bütün âlemlerden evvel doğan Allahın oğlusun! Sen, bizi kendin için şeytânların elinden kurtaracaksın! Sen, semâda pederinin sağ tarafında oturansın! Sana düâ ederiz ki, beni ve kendi kanınla kurtardığın ümmetini mağfiret edesin.

Böyle söyledikden sonra, o ekmeği cemâ’at saflarına arz eder. Onlar da secdeye kapanırlar. Ondan sonra papaz eline şerâb kupasını alıp, cemâ’ate hitâben:

Rabbimiz Îsâ, ölümünden evvel eline bir kâse şerâb alıp, onu Havârîlere vermiş ve içiniz bu benim kanımdır, demişdi! diyerek, o şerâba secde eder. Sonra kalkıp, onu cemâ’ate arz edince, onlar da secde ederler. Bu işler bitdikden sonra papaz, o ekmeği yir ve şerâbı içer. İncîlden bir şeyler okuyarak düâ eder ve böylece dağılırlar.

İşte hıristiyanların düâ ve kurubat kurbanları budur.[1]

[1] şeyh Abdüllah beğ diyor ki: Bunların akîdelerinin bâtıl olduğunu isbât için delîl getirmekle meşgûl olmaya lüzûm yokdur. Bu akîdelerin bozukluğu âşikârdır. Zîrâ hepsi uydurma işler olup, hiçbir Nebî veyâ Resûlden nakl edilmemişdir. Hepsi akl ve mantık dışıdır. Îsâ aleyhisselâmdan 300 yıl sonra papazlar tarafından uydurulmuşdur. Tevrât ve diğer mukaddes kitâblar bunların bâtıl ve bozukluğuna şehâdet etmekdedir.

Bu papazların dayandıkları hiçbir şey yokdur. Allahü teâlâya hangi kitâbda üç uknûm isnâd edilmişdir. Bu bozuk i’tikâdı hangi Peygamber haber vermişdir. Allahü teâlânın oğlu olduğunu, hangi Resûl isbâta kalkmışdır ve Allahü teâlâya rûh isnâd etmişdir ve ekmek yiyip şerâb içmişdir. Ne zemân Allahü teâlâya papazların düâsı ile kendisi ve oğlu için cesed ve kan isnâdetmişdir. Hangi dînin kitâblarında hazret-i Âdem aleyhisselâmın tevbesikabûl edilmeyip, suçu zürriyyetine intikâl edip, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerilmiş ve öldürülmüşdür. Hâşâ bunların hiçbiri doğru değildir. İnkâr ve dalâlet ehlinin iftirâsıdır. Hayâl sâhiblerinin uydurduğu şeylerdir.

 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker