Ara 06 2007
SEKİZİNCİ KISM: Hıristiyanların müslimânları aybladıkları meseleler hakkında
Perşembe, 06 Aralık 2007
Okunma; 147

Hıristiyanlar, müslimânları ba’zı bakımlardan tenkîd ederler. Bunları birer birer sıralıyalım:

1– Umûmiyyetle sâlih müslimânlar evlendikleri hâlde, hıristiyanların rûhban sınıfı evlenmezler.

Onlara şöyle denilebilir: Siz, kendi dîninizce, Dâvüd aleyhisselâmın Peygamberliğine ve saltanât sâhibi olduğuna inanırsınız. Nebînin derecesi, velînin derecesinden dahâ yüksek olduğu ma’lûmdur. Tevrâtda zikr edildiğine göre, Dâvüd aleyhisselâm yüz kadınla evlenmiş ve bunlardan kız ve erkek olmak üzere, elliyi aşkın evlâdı olmuşdur. Süleymân aleyhisselâm da Tevrâtda zikr edildiği gibi, bin kadın ile evlenmişdir. Siz Tevrâtın Allahü teâlânın kitâbı olduğuna inanırsınız. Diğer bütün Peygamberler de evlenmişler. Yalnız Îsâ aleyhisselâm ve Yahyâ aleyhisselâm evlenmemişlerdir.

Ey hıristiyanlar!

Tevrâtda, “Yiyecek ve içeceğine muktedîr olabildiğin kadar kadınla evlenmek halâl olur” gibi sözler varken, niçin Allahü teâlânın meşrû kıldığı doğru yoldan gitmeyip de; öteden beri velî tanıdığınız Pavlosun sözüne inanıp, yapışırsınız. O, size bir adam bir kadınla evlensin, eğer o aldığı kadın ölürse, üçe kadar bir başkasını alsın. Papazlar yalnız bâkire bir kadın alabilir, eğer ölecek olursa tekrâr evlenmeleri harâm olur. Bir dahâ evlenmesin, diye emr etmişdir. [Pavlos yehûdî olup, hıristiyanların dinlerini bozmak için çok uğraşmış ve muvaffak da olmuşdur.]

Kolaylıkla anlaşılacağı üzere, hıristiyanların evlenmek husûsundaki inançları da bâtıldır. İslâm dînine tâbi’ olan sâlih kulları ayblamaları hiçbir sebebe dayanmaz. Çünki, hıristiyan âlimleri onun halâl olduğunu ve kitâblarda açık bir şeklde îzâh edildiğini gâyet iyi bilirler. Allahü teâlâ, müslimânlara, her dürlü şiddet ve meşakkatden uzak, sâde ve mükemmel bir din vermişdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” de, (Nikâh ediniz, ya’nî evleniniz, çocuk yetişdiriniz. Kıyâmet günü başka ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim) hadîs-i şerîfi ile mü’minleri evlenmeğe teşvîk etmişdir. Mü’minler bu emre uymakla sevâb kazanırlar.

2– Hıristiyanların müslimânları aybladıkları diğer bir husûs da sünnet olmakdır. Hâlbuki kendi İncîllerinin nakl etdiğine göre, Îsâ aleyhisselâm sünnetli idi. Hıtân günü en büyük bayramlarındandır. Peygamberlerin işlerine hürmet edilmesi îcâb eder. İbrâhîm aleyhisselâm ve diğer bütün Peygamberlerin sünnet olmaları için, Allahü teâlânın emr buyurduğu Tevrâtda yazılıdır. Hıristiyan i’tikâdı da böyledir. Bunun üzerine kalkıp da, bütün Peygamberlerin meşrû kıldıkları bir şeyi ayblamağa çalışmak, Allahü teâlâya ve Resûlüne inanmamak demekdir.

3– Aybladıkları bir diğer husûs da, mü’minlerin Cennetde yimeleri ve içmeleridir. Matta, İncîlinin yirmialtıncı bâbında: Îsâ aleyhisselâm, yehûdîler tarafından yakalandığı gece, yemek yirken havârîlere, “Ben artık bundan sonra şerâbı ancak Cennetde içeceğim” dedi, demişdir. Markos da, İncîlinin ondördüncü bâbında böyle söylemişdir. Luka ise İncîlinin yirmiikinci bâbında, Îsâ aleyhisselâmın havârîlere, “Siz benimle Cennetde bir sofra üzerinde yiyip içeceksiniz” dediğini nakl etmişdir. (Hıristiyan din adamları pek güzel bilirler ki, Âdem aleyhisselâm Cennetde yasak ağaçdan yimişdir. Ve bu onun Cennetden yere inmesine sebeb olmuşdur. Üstelik bu husûs Tevrât ve İncîlde açıkca yazılıdır.) Ama onların inkâr damarı bir dürlü yumuşamaz. Mantıkları şöyle çalışır: “Yime ve içme netîcesinde pislikler meydâna gelecekdir. Cennet ise böyle şeylerden münezzehdir”. Bilmezler ki, Muhammed aleyhisselâm (Cennet ehlinin yiyip içdikleri şeyler misk kokulu ter olur çıkar) buyurmuşdur. Ve yine orada, tükürme ve sümkürmenin, küçük ve büyük abdestin olmadığını haber vermişdir. Cennet ehli, her istediğine kavuşacak ve gönüller hakîkî huzûr ve se’âdeti ancak orada bulabileceklerdir.


Allahü teâlânın gönderdiği kitâblar ve Peygamberler, nefsin arzû edip lezzet bulacağı her şeyin, Cennetde bulunduğunu bildirmişlerdir. Hıristiyanlar ise, öldükden sonra insanın ni’metlenip, lezzet duyması cesedle değil, rûh ile olur, diye i’tikâd ederler. Böyle akla ve nakle aykırı i’tikâddan Allahü teâlâya sığınırız. Bu i’tikâd dinsizlik fırkasına götürür.

4– Hıristiyanlar müslimânların, “Cennetde köşkler, ırmaklar, yâkutlar ve bütün güzellikler toplanmışdır” şeklindeki tertemiz inançlarını da beğenmezler. Onlara demelidir ki: Sizin “Nevvârü’l-Kudsiyyîn” dediğiniz kitâbınızda (Yuhannâ) kıssâsında şöyle yazılıdır: Bir gün ipek elbiseler giymiş, atlı iki delikanlıya rast geldi. Onları Cehennemle korkutdu. Tâ ki, onlar şân ve şöhretlerini terk ederek ona inandılar. Yuhannâ da onların mallarını kendi hizmetçilerine dağıtdı. Bir müddet sonra hizmetçiler, yanlarından mu’azzam bir saltanâtla geçerken, onlar mahzûn oldular. Dünyâ ni’metlerinin ellerinden çıkdığına pişmân olarak, bu iş kendilerine pek ağır gelmeğe başlayınca, Yuhannâ onlara, elinizden çıkan dünyâ ni’metlerinden dolayı esef mi ediyorsunuz, der. Onlar da, evet, tahammül edemedik, derler.

Bu def’a Yuhannâ, öyleyse gidin, bana dere taşları getirin, der.

Gidip getirdiklerinde, taşları elbisesiyle örtmüş ve meydâna çıkardığında hepsi pek kıymetli yâkut olmuşdur. Arkasından onlara şöyle demiş: Alın bunları çarşıya götürüp satın. Parasıyla eski ihtişâmlı hayâtınızdan dahâ iyisini yaşarsınız. Fekat Cennet size harâm oldu. Çünki ondan olacak nasîbinizi bu fânî dünyâda aldınız. Onlar böyle konuşup dururken, öteden bir grub insan bir cenâze getirdiler. Yuhannâdan ölüyü diriltmesini istediler. O da ölüye, Allahın izniyle kalk, dedi. O da kalkdı. Ve dirilen adama, şu iki gence kaybetmiş oldukları Cennet ni’metlerini söyle, dedi. O da onlara, sizin için Cennetde dürlü renklerde yâkut taşlarıyla yapılmış bir binâ vardı ki, uzunluğu şu kadardı, demiş. Ve o iki genç bu sözleri işitince, pişmân olup, her şeyden vazgeçerek tekrâr Îsâ aleyhisselâm dîni üzere Yuhannâya tâbi’ olmuşlar ve öylece ölüp gitmişlerdir.

Yine adı geçen kitâbda, Flaryan ki sizce mukaddes sayılan sâlihlerdendir. Kendisine her gün melekler altın tabaklar içinde ve üzerleri dürlü çiçeklerle ve ipek mendillerle donatılmış Cennet ta’âmları getirirdi, diye yazılıdır. Artık bu gibi ni’metlerin, Cennetde bulunmadığı ve yinilip içilmediği nasıl inkâr edilebilir? Resûllerin kitâblarından nakl edilenlerin doğruluğuna bütün selîm akl sâhibleri inanır ve tereddüt etmeden kabûl eder.

Yine adı geçen kitâbın Seneton kıssâsında yazılıdır ki: şaryan adlı sâlih kimseye, melekler, her gün akşam-sabâh Cennet ta’âmından, kendi yiyeceği kadar, birkaç dürlü yemek getirirlerdi. Hattâ bir gün kendisine Pavlos adında büyük bir zât gelince, melekler her gün getirdiklerinin birkaç katı ve ipek mendillerle örtülmüş altın kaplar içinde Cennet ta’âmı getirdiler, diye yazılıdır. Buna benzer dahâ birçok misâller vermek her an mümkin ise de, biz işi uzatmamak için burada kesiyoruz.

5– Hıristiyanların, müslimânları aybladıkları noktalardan bir diğeri de şudur: Müslimânların İbrâhîm, Sâlih, Süleymân “aleyhimüsselâm” gibi Peygamber ismlerini kendilerine ad olarak seçmeleridir. Cevâbımız gâyet mâkul ve samîmîdir: Biz teberrüken Peygamber adlarını alıyoruz. Onlar da insandır. Siz kendiniz Cibrîl, Mikâil, Mihâil gibi melek adlarını almakda niçin bir mahzûr görmüyorsunuz? Onlara bundan dahâ kesin cevâb verilemez.[1]

[1]Birçok nasrânî yanında ve fransızların kitâblarının ekserîsinde, Îsâ aleyhisselâmdan evvelki zemânda kadınlar zillet içinde ve hakâret görür ve köle muâmelesi yapılır durumda oldukları yazılıdır. Nasrânî dîninin kurulması ile bu iş değişdi. Kadınlar izzet ve ikrâm edilir oldular ve hürriyyetlerini kazandılar. Ba’zı fransızların sözlerine göre, kadınların Meryem “radıyallahü anhâ” vâlidemize ibâdet edip, tapınmaları, bu sebebdendir. “şirkden Allahü teâlâya sığınırız.” Bu sözleri iki yönden doğru değildir.

Bu sözün doğru olmadığının delîli, bütün Peygamberlerin kitâblarında ve Benî İsrâilin târîh kitâblarında ve Roma târîhinde ve geçmiş devletlerin târîhlerinde kadının izzet ve ikrâm menzîlesinde olduğunu zikr etmekdedirler.

Îsâ aleyhisselâmın şerî’ati, kadınların hâlinde hiçbir şeyi değişdirmedi. Ancak Petrus ya’nî şem’ûn ve Polus adındaki iki havârî kadınlara, kocalarına itâ’at etmelerini emr etdiler. Kadınların kiliselerde söz almalarını ve başı açık olarak kilisede bulunmalarını men’ etdiler. Frenk kadınlarının mahremi olmayan erkeklerle serbestce konuşmaları kâmil bir ihsân değildir. Bu âdet nasrânî dîninden gelmiş değil, frenk ülkelerinin çoğuna hükm eden, Roma devletine gâlib gelen eski Nemsâ kabîleleri âdetlerindendir. Bunlarda müslimânlarda olduğu gibi baş örtmek ve kadın-erkek arasında konuşmamak ubûdiyyet değildir. Ancak kötülüklerden sıyrılmakdır ve insanlardan günâhı def’ etmekdir. Hâlbuki Îsâ aleyhisselâmın sözü, Matta İncîlinin beşinci faslında, (her hangi bir erkek bir kadına şehvetle bakarsa, kalben onunla zinâ yapmış olur) şeklindedir.

O hâlde yukarıda geçen sözleri boş sözlerdir. Teemmül ile nazar gerekdiren kitâblarını küfr ve inkârdır.

Nasrânîlerin müslimânları aybladıkları bir nokta da zebh [hayvan kesme] mes’elesidir. Nasrânîler, hayvanın boğulması ile kesilmesi arasında ne fark vardır, demekdedirler. İstiyerek kesmek ile mecbûr kalarak kesmek husûsunu âlimlerin tafsîlatlı anlatmalarına çok gülerler. Hâlbuki boğularak öldürülen hayvanın etini yimek, müslimânlara harâm olduğu gibi, onlara da harâmdır. Bu mevzu’ İncîlde “Havârîler kıssası” onbeşince faslında 28-29. satırlarında yazılıdır. Çünki hıristiyanlar arasında Mûsâ aleyhisselâma uyalım mı, uymayalım mı, tartışması yapıldı. Bunun üzerine havârîler ve nasrânîlerin ilkleri arasında bu husûsda bir meclis kuruldu. Bu meclise birinci meşveret meclisi adı verildi. Bu meclis Ya’kûbun nasîhatı üzere Antakya ve diğer memleketlerde bulunan hıristiyanlar için evrak yazdı. Bu evrakda bu tenbîh bulunuyordu.

Îsâ aleyhisselâm, Cebrâîl aleyhisselâmı gördü. Havârîler, biz de sizin üzerinize gereğinden fazla yük yüklemeği istemeyiz, dediler. Bu da, putlar için kurban kesmemek, kan içmemek, boğulmuş hayvanın etini yimemek, zinâdan sakınmak lâzımdır. Bunları yapmakla kendinizi korumuş oldunuz ve eniyisini yapdınız. Âfiyetle kalınız, dedi.

Nasârâdan birisi derse ki, boğulmuş hayvanın etini yimek ve kan içmek fi’li, putlara kurban kesmek ve zinâ etmenin yanında çok küçük kalır? Kan içmek ile zinâ nasıl bir arada yasaklanır? Tevrâtın birinci kitâbının dokuzuncu faslı, 4,5,6 ncı satırlarında şöyle buyuruluyor: Allahü teâlâ, Nûh aleyhisselâma buyurdu ki: İnsanlara kan içmek harâm kılındı. Zîrâ kan hayâtdır. Adam öldürmek harâm kılınmışdır. Kâtilin cezâsı da öldürülmekdir. İnsanların harâmın küçüğünü, büyüğünü ayırmaları câiz değildir. Bu büyükdür, şu küçükdür demeleri câiz değildir. Büyük harâmdan kaçınıp, küçük harâmı önemsememek câiz değildir.

 
< Önceki   Sonraki >
eXTReMe Tracker