Kelâm-ı Kibar
Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. "Muhammed Masum hazretleri"
Vintage
Something Different for Joomla
| Risâledeki Çürük İtirâzlara Cevâplar 1 |
| Perşembe, 12 Haziran 2008 | |
|
Okunma; 1380 Şimdi, insanların büyük sâhibi, hâkimi olan Allahü teâlânın yardımına sığınarak, o risâledeki çürük i’tirâzları cevâbla ndıralım.1- Mâverâ’ünnehr âlimleri [Allahü teâlâ, onların çalışmasına bol bol mükâfat versin. Aral gölüne dökülen Seyhûn ve Ceyhûn nehrleri arasındaki geniş yerlere Mâverâ’ünnehr denir] diyor ki: (Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” üç halîfeye çok kıymet verir, çok severdi. Herbirini medh eden sahîh hadîsler çokdur. Onun her sözü vahy ile [Cebrâîl aleyhisselâmın bildirmesi ile] idi. Nitekim, Vennecmi sûresi, üçüncü âyetinde, (O, boş şey söylemez. Yalnız, vahy edileni söyler) buyuruldu. Bu üç halîfeyi kötüleyen kimse, vahye karşı gelmiş oluyor. Vahye uymamak ise küfrdür). Risâlede, bu yazıya cevâb olarak diyor ki: Bildirdiğiniz bu sebebler, üç halîfenin sevilmesinin değil, söğülmelerinin lâzım olduğunu bildirmekdedir. Haksız yere halîfe olduklarını göstermekdedir. Çünki, (Şerh-i Mevâkıf) kitâbında, Ehl-i sünnetin büyük âlimlerinden olan Alî bin Muhammed Âmidî [551 de Diyârı Bekrde Âmid kasabasında doğmuş, 631 [m. 1234] de Bağdâdda vefât etmişdir] diyor ki, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, vefâtı yaklaşınca, müslimânlar arasında ayrılıklar baş gösterdi. Bunlardan birincisi Resûl “aleyhisselâm”, (Bana kâğıd getiriniz? Benden sonra yoldan çıkmamanız için, size birşeyler yazacağım) dedi. Ömer “radıyallahü anh”, bu emri beğenmedi. Bu zâtı, ağrılar, sancılar sardı. Bize Allahü teâlânın Kitâbı yetişir, dedi. Eshâb uyuşamadı. Sesler yükseldi. Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu hâlden incinerek, (Gidiniz, yanımda gürültü etmek yakışmaz) buyurdu. İkinci ayrılık şöyle oldu: Kâğıdı isteme ayrılığından sonra, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Üsâmenin emri altında bir ordunun, cihâda gitmesini emr etdi. Ba’zıları gitmek istemedi. Bu hâli bildirdiklerinde, tekrâr sıkı emr ederek (Üsâme ordusu, hâzırlansın! Bu orduya katılmayanlara, Allah la’net etsin!) buyurdu. O kimseler, yine ayrıldı. Bu emre uymadı. Yukarda bildirdiğiniz âyet-i kerîmeye göre, vasıyyet yazmak için kâğıd istemesi, vahy ile idi. Ömer “radıyallahü anh” bunu men’ etmekle, vahyi red etmiş oldu. Vahyi red ise, dediğiniz gibi, küfrdür. Bundan başka, Mâide sûresi, 47, 48 ve 50. ci âyetlerinde (Allahü teâlânın indirdiği ahkâma, emrlere uygun hükm vermiyenler kâfirdir) buyuruluyor. Kâfir ise, Peygamber vekîli, halîfe olamaz. Bunun gibi, Üsâme ordusuna katılmayan da, kâfir olur. Üç halîfe de katılmadı. Siz, Resûlullahın her işi vahy iledir, demişdiniz. Burada da, öyle olmuşdur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Mervânı Medîneden çıkarmışdı. Bu da elbette vahy ile idi. [Mervân bin Hakem bin Ebil’âs bin Ümeyye hicretin ikinci yılı doğdu. Osmânın “radıyallahü anh” amcası oğlu idi. Halîfe iken 65 de vefât etdi.] Halîfe Osmânın “radıyallahü anh” onu tekrâr Medîneye alması ve hilâfet işlerinde yazıcı olarak kullanması, ona kıymet vermesi de, küfr olur. Hem de iki sebeb ile küfrdür. Birincisi, sizin bildirdiğiniz sebebledir. İkinci sebeb, Mücâdele sûresi, yirmiikinci âyetidir. Bu âyet-i kerîmede meâlen, (Allahü teâlâya ve kıyâmet gününe îmân edenler, babaları, kardeşleri ve akrabâsı olsa bile, Allahü teâlânın ve Resûlünün düşmanını sevmez) buyuruldu. Allahü teâlânın yardımı ile, bu risâleye cevâb olarak deriz ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” her sözü ve her işi vahy ile değil idi. Bu risâleyi yazanın bu âyet-i kerîmeyi şâhid göstermesi yanlışdır. Çünki, o âyet, Kur’ân-ı kerîmin vahy olduğunu haber vermekdedir. Müfessirlerin baştâcı olan Beydâvî [Abdüllah bin Ömer 691 [m. 1291] de Tebrizde vefât etdi] bu âyetin tefsîrinde (Kur’ân-ı kerîmden söyledikleri kendinden değildir. Hepsi vahy iledir) diyor. Her sözü, her işi vahy ile olsaydı, ba’zı sözüne ve işine, Allahü teâlâ i’tiraz etmez, itâb eylemezdi. Meselâ, Tahrîm sûresi, birinci âyetinde meâlen, (Ey Peygamberim “sallallahü aleyhi ve sellem!” Allahü teâlânın halâl etdiğini, neden kendine harâm yapıyorsun?) ve Tevbe sûresi, kırkdördüncü âyetinde meâlen, (Niçin onlara izn verdin? Allahü teâlâ, bu işini afv etdi) ve Enfâl sûresi, altmışyedinci âyetinde meâlen, (Harbde alınan esîrleri mal karşılığı olarak salıvermek, hiçbir Peygambere yakışmaz. Yer yüzünde onların çoğunu öldürmek, za’îflemelerine sebeb olur. Siz dünyâ mâlını istiyorsunuz. Allahü teâlâ ise, sevâb kazanmanızı, Cennete ve ni’metlere kavuşmanızı istiyor) buyurulmuşdur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bir münâfıkın cenâze nemâzını kılmağa hâzırlandığı zemân, Tevbe sûresi seksenbeşinci âyetinde meâlen, (Ebedî olarak ölen kâfirlerin hiçbiri için nemâz kılma!) buyuruldu. Bunlar gibi âyet-i kerîmeler, Kur’ân-ı kerîmde çokdur. Bundan anlaşılıyor ki, ba’zı sözleri ve işleri, kendi isteği ve ictihâdı ile idi. Beydâvî tefsîrinde, esîrleri koyuvermeği bildiren âyet-i kerîmenin tefsîrinde deniliyor ki, (Bu âyet-i kerîme, Peygamberlerin ictihâd etdikleri ve ictihâdlarında yanılabileceklerini gösteriyor. Fekat, hatâlarının, kendilerine hemen bildirildiğini, yanlışlarının düzeltildiğini göstermekdedir). Akla bağlı dünyâ işlerinde ve ictihâd ile anlaşılan işlerde, Eshâb-ı kirâmın Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” uymaması, ayrılmaları câizdir. Ba’zan, Eshâbın anladığına uygun vahy gelmişdir. Meselâ, Bedrde alınan esîrlere yapılacak mu’âmele hakkında hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” ictihâdı, Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” uymadı. Vahy, hazret-i Ömerin ictihâdının yapılmasını bildirdi. Çünki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” akl ile bulunabilecek şeylere mubârek kalbini bağlamazdı. Beydâvî diyor ki, (Bedr gazâsında yetmiş esîr alındı. İçlerinde, Resûlullahın amcası Abbâs ve Alînin büyük kardeşi Ukayl [hicretin sekizinci yılında müslimân oldu] de vardı. Bunları ne yapalım diye Eshâbına danışdı. Ebû Bekr “radıyallahü anh” (Bunlar, hemşehrîlerin ve akrabândır. Bunlara cezâ yapma! Allahü teâlâ, belki kendilerine tevbe nasîb eder. Bunları para karşılığında salıver. Böylece, Eshâbın da kuvvetlenmiş olur) dedi. Ömer ise, (Bunlar, din düşmanlarının ele başlarıdır. Allahü teâlâ, bizi onların parasına muhtâc bırakmadı. Bunlar, seni ve bizi öldürmek için geldiler. Bana emr et falancayı öldüreyim. Alîye ve Hamzaya emr eyle, kendi kardeşlerini öldürsünler) dedi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Allahü teâlâ, ba’zı kalbleri yumuşak yaratır. O kadar ki, sütden dahâ yumuşak olur. Ba’zı kalbleri de, katı yaratır. Taşdan dahâ katı olur. Yâ Ebâ Bekr! Sen, İbrâhîm “aleyhisselâm”a benziyorsun. O buyurmuşdur ki: Benim yolumda giden, benimle berâber olur. Bana uymayan ise, Allahü teâlâ, gafûrdur, rahîmdir... Yâ Ömer! Sen, Nûh “aleyhisselâm”a benziyorsun. O, buyurmuşdu ki: Yâ Rabbî! Kâfirlerden kimseyi, yeryüzünde diri bırakma!) Eshâb-ı kirâmın çoğu esîrlerin mal karşılığında bırakılmalarını söyledi. Esîrleri bırakdılar. Bunun üzerine yukardaki âyet-i kerîme geldi. Ömer “radıyallahü anh” Resûlullahın yanına geldi. Ebû Bekr ile birlikde ağladıklarını gördü. Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve sellem”! Niçin ağlıyorsunuz! Söyleyiniz, ben de ağlıyayım, dedi. (Eshâbım için ağlıyorum. Mal karşılığında esîrleri bırakdıkları için, onlara gelen azâb bana gösterildi. Şu ağaçdan da dahâ yakın oldu) buyurarak, mubârek eli ile, karşıdaki bir ağacı gösterdi.) Beydâvî sonra diyor ki: Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Eğer azâb geri çevrilmeseydi, Ömer ile Sa’d bin Mu’âzdan başka kimse kurtulmazdı). Çünki, Sa’d, Ömer gibi öldürülmelerini istemişdi “radıyallahü teâlâ anhümâ”. [Sa’d Evs kabîlesinin reîsi olup, hicretden bir yıl önce îmâna geldi. Emrindekileri îmâna getirdi. Gazâlarda bulunup, Hendekde aldığı yaradan vefât etdi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” nemâzını kıldı ve çok ağladı.] Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” kâğıd istemesi ve Üsâme ordusunun hâzırlanmasını emr buyurması ve Mervânı Medîneden çıkarması vahy ile olmıyabilir. Kendi düşünce ve ictihâdı ile idi. Bunları yapmıyanlara kâfir denemez. Çünki, Eshâb-ı kirâmın uymadıkları, başka şeyler de biliyoruz. Bunlardan birini yukarda bildirdik. O zemân, vahy gelmekde, yanlış doğrudan ayrılmakda iken, emre uymıyanlara suçlu denilmemişdi ve azarlanılmadı. Hâlbuki bir kimseden Resûlullaha karşı ufak bir saygısızlık görülseydi, Allahü teâlâ, hemen bunu bildirir ve vazgeçirirdi ve yapanın cezâ göreceğini haber verirdi. Hucurât sûresi, ikinci âyetindeki, (Ey îmân etmekle şereflenenler! Sesinizi, Nebiyyullahın sesinden yukarı çıkarmayınız. Ona karşı, birbirinize bağırdığınız gibi seslenmeyiniz! Ona saygısızlık gösterenin ibâdetleri yok olur) meâlindeki emr, bunlardan biridir. (Mevâkıf) kitâbını açıklıyan, Seyyid şerîf Alî bin Muhammed Cürcânî [740-816 [m. 1413] Şîrâzda] diyor ki, Âmidî buyurdu ki, (Münâfıklardan, ya’nî kalbi bozuk olduğu hâlde, inanıyor görünenlerden başka, Eshâb-ı kirâmın hepsi, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” kâğıd istediği zemân, bunun için ayrılık oldu. Bundan sonra, Üsâme ordusunun hâzırlanmasında, ictihâdlar ayrılarak, bir kısmı, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” emrine uymak lâzımdır, dedi. Bir kısmı ise, hastalığın artdığını görerek, şimdilik yormıyalım, sonunu bekliyelim, dedi). Bir kimse, olmıyacak şey söylerse, meselâ (Resûlullahın her ictihâdı vahy ile idi. Bunun için, her sözü ve bütün işleri vahy ile olur) derse, deriz ki, ictihâd ile olmıyan sözleri ve işleri vahy ile idi. Üç halîfeyi medh eden hadîs-i şerîfler, böyle idi. Bunlar, gaybdan, bilinmiyen şeylerden haber vermekdir. Bu ise, ancak vahy ile bildirilir. İctihâd ile söylenecek şey değildir. En’âm sûresi, ellidokuzuncu âyet-i kerîmesinde meâlen, (Gaybları [ya’nî akl ile, hesâb ile, islâmiyyet ile anlaşılmıyan şeyleri], ancak Allahü teâlâ bilir. Ondan başka, kimse bilemez) ve Cin sûresi, yirmialtıncı âyetinde meâlen, (Gizlilikleri bilen yalnız Odur. Bildiği gizli şeylerden dilediği kadarını yalnız Peygamberlerinden, beğendiğine, [ya’nî Muhammed “aleyhisselâm”a] açıklar) buyuruldu. (O, kendiliğinden söylemez) meâlindeki âyet-i kerîme, Kur’ân-ı kerîmi ve gizli vahy edilenleri göstermekdedir. Böyle sözlerine ve işlerine inanmamak, elbet küfr olur. Üç halîfeyi “radıyallahü teâlâ anhüm” öven hadîs-i şerîflerin de, Allahü teâlâ tarafından vahy edildiğini gösteren hadîsler çokdur. Bu hadîs-i şerîfleri haber verenler, o kadar çokdur ki, meşhûr olmuşlar, hattâ mütevâtir hadîs hâline gelmişlerdir. Bunlardan birkaçını bildirelim: |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
İlahi Arşivi |
Namaz Vakitleri |
ndıralım.