Kelâm-ı Kibar

Hastanın ilâç kullanması bir sebeptir. Şifâyı verecek olan Allahü teâlâdır. İmâm-ı Rabbânî "Rahmetullahi Aleyh"

Vintage

Something Different for Joomla

Risâledeki Çürük İtirâzlara Cevâplar 1(Devamı)
Perşembe, 12 Haziran 2008
Okunma; 1444
Mervânın Medîneden çImageıkarılması vahy ile idi desek bile, sonsuz olarak çıkardı denemez. Belli bir zemân için çıkarılması, niçin mümkin olmasın? Osmân “radıyallahü anh” sürgünlük zemânını bilerek, zemânı bitince, tekrâr Medîneye aldı.

(Îmânı olan, Allahü teâlânın ve Resûlünün düşmanlarını sevmez) meâlindeki âyet-i kerîme, kâfirleri sevmekden men’ etmekdedir. Mervân, kâfir değildi ki, onu sevmek, yasak olsun.

Bu risâlede diyor ki, üç halîfeyi medh eden hadîsler bizim kitâblarımızda yokdur. Hâlbuki, onları kötüleyen, kâğıd ve Üsâme ordusu hadîsleri, sizin kitâblarınızda da yazılı. Bundan başka, Ehl-i sünnet âlimlerinden birkaçı, fâideli bir söze hadîs demek câiz olur demişdir. Bunun için, şî’î kitâblarında bulunmıyan hadîslere güvenilmez.

Buna cevâb olarak, Allahü teâlânın yardımı ile, deriz ki: Haksızlıkda, çok aşırı gidenler üç halîfeyi kötülüyor. Hattâ bunlara kâfir diyor. Böyle söylemeği müslimânlık ve ibâdet biliyorlar. Bu yüzden onları medh eden sahîh hadîslere inanmıyorlar. Bu hadîsleri atıyor veyâ değişdiriyorlar. Hattâ İslâmiyyetin temeli olan ve asrlar boyunca, herkesce doğruluğu söylenerek, zemânımıza kadar, el dokunmadan gelen, Allahın kitâbı Kur’ân-ı kerîme el ve dil uzatıp, âyet-i kerîmelerde değişiklik yapıyorlar. Meselâ, Kıyâmet sûresi, yirmialtıncı âyet-i kerîmesindeki (aleynâ cem’a hu ve Kur’âneh) yerine, (Alîyen Ceme’a Kur’âne) dediler ki, (Kur’ânı Alî topladı) demekdir. Sapıklıklarından, aklları giderek, Osmân “radıyallahü anh” Ehl-i beyti öven âyetleri Kur’ândan çıkardı demeğe kalkışıyorlar. Yukarıda çeşidli fırkaları anlatırken bildirildiği gibi ba’zı fırkaları, fâideli gördükleri yerde, yalancı şâhidliği câizdir, diyorlar. Bu yüzden, bunlara ne söylense yeri vardır. Bunlara inanmak, doğru bilmek, saflık olur. Kitâbına güvenilmez. Değişdirilen, bozulan Tevrât ve İncîl gibi olur. Hâlbuki, Ehl-i sünnet kitâbları çelik gibi sağlamdır. Meselâ (Buhârî), Kur’ân-ı kerîmden sonra, din kitâblarının en doğrusudur. Bunda ve (Müslim) kitâbında ve dahâ birçok kıymetli kitâblarda üç halîfeyi medh eden hadîs-i şerîfler pek çokdur. Bunları lekeleyen, kötüleyen birşey yokdur. Âyet-i kerîmelerden, hadîs-i şerîflerden, bunları küçültecek ma’nâ çıkarmak, kalblerin bozuk, niyyetlerin kötü olduğundandır. Anladıkları yanlış, zan etdikleri yersiz ve hayâldir. Böyle aldanmaları, safrası bozuk olan hastanın şekerin tadını alamamasına, tatlıyı acı sanmasına benzer. Allahü teâlâ, Âl-i İmrân sûresi, yedinci âyetinde bunlar için meâlen, (Kalbleri bozuk olanlar, hakkı örtmek, fitne, fesâd çıkarmak için Kur’ân-ı kerîmden yanlış ma’nâ çıkarır, yanlış yola saparlar) buyuruyor. Ehl-i sünnetden, fâideli söze hadîs demeği câiz gören olmuş ise de, hadîs âlimlerimiz bunu red etmiş, kitâblarında, bu hadîslerin yalan ve iftirâ olduğunu bildirmişlerdir. Bunlara kıymet verilmemiş, hadîs diye yapışan olmamışdır. Bunun için, bu sözü koz olarak kullanmak, büsbütün yersiz ve saçma bir delîldir. (Bir kişinin bildirdiği hadîse uymamak, küfr olmaz. Çünki, Ehl-i sünnet müctehidlerinden, böyle hadîslere uymıyanlar vardır) demek de yersizdir. Çünki, üç halîfeyi medh eden, yükselten hadîs-i şerîflerin birkaçını bir sahâbî bildirmiş ise de, bunları çok kimseler, çeşidli yollardan haber vermiş, bu yüzden, tevâtür derecesini bulmuşdur. Bunlara da inanmamak, elbette küfr olur. Müctehidler arasında, böyle hadîslere uymıyan hiç yokdur. Hattâ Ehl-i sünnetin reîsi olan imâm-ı a’zam Ebû Hanîfe “radıyallahü anh”, bir kişinin bildirdiği hadîs-i şerîfi ve hattâ, Sahâbe-i kirâmın sözlerini, kendi anladığından üstün tutmuş, bunlara uymamak câiz değildir, buyurmuşdur.

Üç halîfeyi öven hadîs-i şerîflerin çokluğunu görerek, buna karşı duramıyacaklarını anlayıp, üç halîfe medh edilmiş ise de, uygunsuz işleri görülmeden önce medh olunmuşdur. Bu övmeler, Onların ölünciye kadar iyi ve îmânlı kalacaklarını göstermez. Çünki, birini, kötülük yapmadan önce, kötülemek doğru olmaz. Bunun için, Emîrülmü’minîn Alî “radıyallahü anh”, İbni Mülcemin işliyeceği cinâyeti biliyordu. Fekat, işlemeden önce, cezâsını vermedi, diyorlar. Hâlbuki, çeşidli hadîs-i şerîfler, üç halîfenin “radıyallahü teâlâ anhüm” ölünciye kadar, iyi ve üstün kalacaklarını, îmânla gideceklerini açıkça bildiriyor. Bunlardan birkaçını yukarıda bildirdik. Sahîh kitâblarda bunlar gibi, dahâ nice hadîs-i şerîfler var. Yapılacağı önceden bilinse bile, suç işlemeden, cezâ verilmez sözü doğru olduğu gibi, kötü olacağı bilinen, cezâ göreceği belli olan kimseyi medh etmek de, doğru değildir. O hâlde, hadîs-i şerîfler ile medh olunan kimse, önce de, sonra da, her zemân iyi ve üstün olur. Bunun için, Emîr “radıyallahü anh”, İbni Mülceme cezâ vermediği gibi onu hiçbir şeklde övmedi. Onu kötülemediği gibi, üstün tutmadı, saymadı. Bu cevâbımızı, Feth sûresinin onsekizinci âyetini açıklarken, dahâ genişleteceğiz.
 
< Önceki   Sonraki >

İlahi Arşivi

Namaz Vakitleri

Joomla Templates by JoomlaShack