Kelâm-ı Kibar

Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ona tâbi olmak şarttır. "Muhammed Masum hazretleri"

Vintage

Something Different for Joomla

Risâledeki Çürük İtirâzlara Cevâplar 4
Perşembe, 12 Haziran 2008
Okunma; 1397
4- Mâverâ’ünnehr âliImagemleri diyor ki: Emîr Alî “radıyallahü anh” çok kuvvetli ve Eshâb arasında çok sevilen olduğu hâlde, üç halîfeyi kabûl etdi. Hiç karşı gelmedi. Bu da, üç halîfenin haklı olduğunu gösteriyor. Haksız idiler denirse, Alî “radıyallahü anh” da kötülenmiş olur.

Risâlede, buna cevâb olarak, diyor ki: Emîr “radıyallahü anh” cenâze işleri ile uğraşmakda iken, üç halîfe, Benî Sâ’ide çardağı altında, Eshâbın çoğunu topladı. Ebû Bekri halîfe yapdılar. Alî “radıyallahü anh” bunu haber alınca, adamları az olduğu için ve iyilerin ölmesini önlemek için, veyâ bilinmiyen başka sebebler için, harb etmeği yersiz buldu. Bu ise, Ebû Bekrin haklı olduğunu göstermez. Çünki, Alî “radıyallahü anh”, o kadar kuvveti ve cesâreti olduğu hâlde, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ile ve birçok Eshâb ile, Mekkeden Medîneye, harb etmeden hicret etdi. O zemân, harb etmeği uygun görmediler. Hicretin altıncı yılında binbeşyüz Sahâbî ile Mekkeye giderken, Hudeybiye denilen yerde sulh yapıp geri döndüler. Resûlullahın, Alînin ve diğer Eshâbın buralarda harb etmemesi câiz olduğu gibi, Alînin yalnız başına harb etmemesi elbet câiz olur. Oralarda harb edilmemesi, Kureyş kâfirlerinin haklı olduğunu göstermiyeceği gibi, Alînin harb etmemesi de, Ebû Bekrin haklı olduğunu elbette göstermez. Bunun gibi, Fir’avn Mısrda, dörtyüz sene, tanrılık da’vâ etdi. Şeddâd ve Nemrud gibi krallar da, yıllarca bu bozuk da’vâda bulundu. Allahü teâlâ, sonsuz kuvvet, kudret sâhibi iken, bunları öldürmedi. Allahü teâlâ bile, düşmanından intikâm almakda acele etmediğine göre, bir kulun, düşmanına karşı koymaması, niçin câiz olmasın? Emîr, onların hilâfetinde, istemiyerek, ortalığı idâre etmek için susdu. Severek kabûl etmedi.

Cevâbında deriz ki:
Mâverâ’ünnehr âlimlerine göre, Alînin Ebû Bekr “radıyallahü anhümâ” ile harb etmemesi ve Ona uyması, Onun doğru halîfe olduğunu gösteriyor. Bu ise, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”, Kureyş kâfirleri ile harb etmediği için ve Allahü teâlânın Fir’avn, Şeddâd ve Nemrud gibi düşmanlarını öldürmeği gecikdirdiği için red ve inkâr edilemez. Risâlenin bu misâlleri, kendi sözlerini çürütmekdedir. Çünki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Allahü teâlâ, bu düşmanlarını hep kötüledi. Hep kötü ve alçak olduklarını bildirdi. Onlar nerede, bu iş nerede? Benzerlik, nerede? Alînin, Ebû Bekri “radıyallahü anhümâ” kabûl edip Ona uyduğunu bildiren haberlerin çokluğu karşısında, bunu inkâr edemedikleri için, işi başka yola çevirmek zorunda kalıyor ve istemiyerek, idâre için kabûl etdi, diyorlar. Ebû Bekrin “radıyallahü anh” hilâfetini haksız göstermek için, başka cevâb bulamıyorlar. Bu işin içinden, başka sözle kurtulamıyorlar. Burada, Ebû Bekrin “radıyallahü teâlâ anh” nasıl halîfe seçildiğini, en sağlam kaynaklardan alarak, açıklıyalım. Alîyi “radıyallahü anh” zor ile, ortalığı idâre için, yanlış iş yapmak küçüklüğüne düşürmeğe imkân olmadığını bildirelim.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât edince, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm ecma’în”, defn işlerinden önce, halîfe seçmeğe başladı. Önce, mü’minlere bir başkan bulmağı, kendilerine vazîfe bildiler. Hattâ bu işi, birinci vazîfe gördüler. Çünki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, had cezâlarının verilmesini, vatanı düşmana karşı korumağı, asker hazırlamağı ve benzerlerini emr buyurmuşdur. Bu işler ise, ancak devlet tarafından yapılır. Bunun için, bir devlet reîsi seçmek, müslimânlara vâcib olur. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtını her işiten üzüntüden, ne yapacağını şaşırıyor, çok kimsenin aklı başından gidiyordu. Eshâbın bu büyük yarasını saracak, acılara çâre bulacak biri lâzımdı. Ebû Bekr “radıyallahü anh”, tam bir olgunlukla, Eshâbı topladı. Yüksek sesle:

Ey Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm ecma’în”! Kim, Muhammed “aleyhisselâm”a tapınıyorsa, bilsin ki, O ölmüşdür. Kim Allahü teâlâya tapınıyorsa biliniz ki, O hep diridir. Hiç ölmez! dedi. Dahâ nice te’sîrli sözler söyledi. Sonra Ensârın toplanarak, aralarından halîfe seçeceklerini işitdi. Ebû Ubeyde ve Ömerle oraya gitdi. Onlara, Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yapdırmak için, bir baş seçiyormuşsunuz. Düşününüz, araşdırınız! Halîfenin Kureyşden olması lâzımdır. Ebû Ubeyde ile Ömeri göstererek, bunlardan birini seçiniz, dedi. Ömer, söz alıp halîfe sensin yâ Ebâ Bekr, dedi ve elini uzatdı. Ensârın hepsi, söz birliği ile halîfeyi kabûl etdi. Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, ertesi salı günü, mescide geldi. Minbere çıkdı. Cemâ’ate bakdı. Zübeyr bin Avvâmı göremedi. Çağırın gelsin, dedi. Zübeyr gelince, müslimânların sözbirliğinden ayrılmak ister misin? dedi. Zübeyr, ey Resûlün halîfesi! ayrılmam, diye elini uzatdı, kabûl etdi. Halîfe, yine etrâfa bakdı. Alîyi “radıyallahü anh” göremedi. Çağırtdı. Emîr gelince, müslimânların sözbirliğinden ayrılmak ister misin? dedi. Alî de, ey Resûlün halîfesi, ayrılmam, deyip elini uzatdı, kabûl etdi. Zübeyr ve Alî, halîfeyi kabûlde gecikdikleri için özr dilediler. Halîfe seçilirken bize haber verilmediği için üzülmüşdük. İyi biliyoruz ki, halîfe olmağa, içimizde, Ebû Bekrden dahâ haklı kimse yokdur. Çünki O, mağarada arkadaş olmakla şereflenmişdir. Onun şerefini, üstünlüğünü iyi biliyoruz. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” nemâz için, imâmlığa aramızdan Onu seçdi, dediler. [Zübeyr bin Avvâm “radıyallahü teâlâ anh”, Cennet ile müjdelenen on kişiden biridir. Hadîce valdemizin erkek kardeşinin ve Resûlullahın halası Safiyyenin oğlu idi. Onbeş yaşında müslimân oldu. İslâmda ilk kılınç çeken, Habeşe ve Medîneye, ilk hicret edendir. Bedr, Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke, Huneyn ve Tâif gazvelerinde birçok yerinden yaralandı. Mısrın fethinde de bulundu. Çok zengin idi. Bütün vârını, Allah yolunda verdi. Deve vak’asında hazret-i Alîye karşı bulunmuşdu. Otuzaltı senesinde, altmış yedi yaşında şehîd oldu.]

İmâm-ı Muhammed Şâfi’î “rahmetullahi aleyh” [150-204 [m. 819] Mısrda] buyuruyor ki: (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât edince, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” düşündü, aradı, yer yüzünde Ebû Bekrden “radıyallahü anh” dahâ üstün kimseyi bulamadı. Onu söz birliği ile halîfe yapdı). Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” söz birliği ile Ebû Bekr, Alî ve Abbâsdan “radıyallahü anhüm” birinin halîfe olmasını istedi. Alî ile Abbâs, Ebû Bekrin halîfe olmasına karşı birşey söylemedi. İkisi de, Ebû Bekrin halîfeliğini kabûl etdi. Böylece, Ebû Bekr, söz birliği ile halîfe seçilmiş oldu. Ebû Bekrin halîfeliği haklı olmasaydı, Alî ile Abbâs, kabûl etmez, haklarını isterdi. Nitekim, Alî “radıyallahü anh” Muâviyenin “radıyallahü anh” halîfeliğini haklı görmediği için, kabûl etmedi. Muâviyenin askeri ve kuvveti, kendisinden dahâ çok olduğu hâlde, hakkını istedi ve çok kimsenin ölümüne sebeb oldu. Hâlbuki, Ebû Bekrden hak istemesi pek kolay idi ve kolay seçilirdi. Çünki, o zemân, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” zemânına dahâ yakın idi ve hakkı meydâna çıkarmak isteği herkesde çok vardı. Bundan başka Abbâs, Alîden halîfe olmasını istedi. O, kabûl etmedi. Kendini dahâ haklı görseydi kabûl ederdi. Hâlbuki Zübeyr, o büyük şöhreti ve cesâreti ile bütün Hâşim oğulları ve başka birçok Sahâbî, Alî ile “radıyallahü anhüm” berâber idi. Ebû Bekrin hak üzere halîfe olduğunu göstermeğe, bu icmâ [sözbirliği] yetişir. Bunu bozacak bir emr, hattâ bir işâret bile bulunmaması, haklı olduğunu dahâ kuvvetlendirmekdedir. Hattâ, âlimlerin çoğuna göre, icmâ’ı ümmet, ya’nî Eshâbın söz birliği, meşhûr olmıyan emrden dahâ kuvvetlidir. Çünki, icmâ’ olunan bir iş, kesin olarak doğrudur. Meşhûr olmıyan emr ise, zan ile doğrudur. Şunu da bildirelim ki, Ebû Bekrin halîfe olması için işâret, hattâ emr de vardır. Tefsîr ve hadîs ilmlerinin derin âlimleri, bunları bildirmekdedir. Evet, Ehl-i sünnetin derin âlimlerinden çoğuna göre, böyle bir emr yokdur. Fekat bu söz, başkasının da hakkı bulunmadığını göstermekdedir. Bundan da, Ebû Bekrin, söz birliği ile, haklı halîfe olduğu ve Alîye, istemiyerek, idâre-i maslahat için kabûl etdi denilemiyeceği meydâna çıkmakdadır. Sahâbe-i kirâm, doğruyu kabûl etmez kimseler olsaydı, o zemân idâre-i maslahat düşünülebilirdi. (Zemânların en iyisi benim zemânımdır) hadîs-i şerîfi ile şereflenmiş kimseleri idâre etmek için, hakdan vazgeçmek, Alîye “radıyallahü anh” yakışdırılır mı?

Osmân bin Abdürrahmân İbnissalâh [Aks-ül-amel kitâbı Londrada basılmışdır. 577-643 (m. 1245)] ve Abdül’azîm Münzirî [581-656] “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” buyuruyorlar ki, Eshâb-ı kirâmın hepsi âdildir. Eshâb-ı kirâmın hepsi, kesin olarak Cennete gidecekdir. Hadîd sûresi, onuncu âyetinde meâlen, (Ey mü’minler! Sizden, Mekkenin fethinden önce Allahü teâlâ için mal veren ve muhârebe edenlere, fethden sonra verenlerden ve harb edenlerden dahâ yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Cenneti söz veriyorum) buyuruldu. Demek ki, Eshâb-ı kirâmın hepsi Cennete girecekdir. Bu âyet-i kerîmede mal ve cân verenlere söz verilmesi, sadaka vermiyen ve cihâd etmiyenlerin Cennete girmiyeceğini göstermez. [Beydâvî ve Hüseynî ve Mevâkıb tefsîrlerinde diyor ki, müfessirlerin çoğuna göre, bu âyet-i kerîme, Ebû Bekr-i Sıddîkın şânının yüksekliğini bildirmek için geldi. Çünki ilk önce îmân etdi ve malını dağıtdı ve kâfirlerle döğüşdü.]

İmâm-ı Alî “radıyallahü anh”, halîfelik hakkı olduğunu bildiği hâlde, hoş geçinmek için, istemiyerek hazret-i Ebû Bekri kabûl etdi demek, O Allahın arslanını küçültmek olur. Çünki, hakkı, doğruyu söylememek günâhdır. İstemiyerek iş yapmak ise, en aşağı bir mü’minin beğenmediği şeydir. Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı, cesâretde ve kahramanlıkda eşi bulunmıyan Emir, böyle beğenilmiyen işi yapacak kadar küçülür mü? Câhiller, ne aşırı taşkınlık yapıyor ki, hazret-i Alîyi “radıyallahü anh” yükselteceğiz diye, kötülüyorlar. Onu aşağılamağı, övmek sanıyorlar.
 
< Önceki   Sonraki >

İlahi Arşivi

Namaz Vakitleri

Joomla Templates by JoomlaShack