| Annelerin annesi; annemiz...
Hadice anne radıyallahü anha... ilerde Peygamberimize zevce olarak seçilmişlerin
seçilmişi. Emsalsiz bir güzellik
ve bu güzelliğin nurlandırdığı üstün akıl, erişilmez iffet, gıptalar ötesi
haya ve engin edeb.
Arabın en soylularından ve
"tahire" temizlerin temizi ünvanlı zengin bir kadın... beyi vefat etmiş.
İsteyeni çok. Fakat bu üstün insan tevazu içinde yaşıyor ve incil, Tevrat gibi
ilahi kitabları tedkik ediyor.
Hadice radıyallahü anha annemiz, bu
günlerde bir rüya görüyor... ay gökyüzünden inerek göğsünden giriyor ve nuru
kollarından dışarı çıkıyor... bütün yeryüzü bu nurla ışıl ışıl. Cihan
nurla yıkanıyor. Hayran kalınacak, aklı alacak bir güzellik... manzara hiç
bitmese...
Ama; seyrine doyulmayan manzara annemiz
uyanırken bitecek ve istikbalde hakikatine kavuşmak üzere rüyayı yorumlatmak için
Varaka bin Nevfel ile görüşecektir.
Varaka, Hadice validemizin amcasının
oğlu... Putlara tapmayan bir alim kimse.
Yaşlı adam, rüyayı ilminin
rehberliğinde isabetli bir şekilde tabir etti.
-Şunu bilin ki ahir zaman Peygamberi
dünyaya gelmiştir. Kureyş kabilesinin Beni Haşim kolundan biri. Ya Hadice; sen bu
Peygamberle evleneceksin. Evliliğinizde ona vahiy gelecektir. İlk iman eden de sen
olacaksın. Bu dinin nuru bütün alemi dolduracaktır... İşte rüyan!
Hazret-i Hadice aldığı cevaba çok
memnun oldu. Demek ki taçların en yücesi kendi başına konacaktı. Şimdi dikkatle ama
kimseye bir şey belli etmeden varaka Bin Nevfel'in anlattıklarının aslına ereceği
günleri gözlüyordu.
Acaba kimdi bu müstakbel Peygamber...
kimdi saadetinin sultanı olacak insan?
Bu sıra Hazret-i Hadice'nin zihnini en
fazla buna benzer sualler meşgul etmeliydi...
Rüyaların görüldüğü varaka bin
Nevfel'in kendisinden söz ettiği o günlerde insanların en hayırlısı aziz ve sevgili
Peygamberimiz yarmibeş yaşına gelmişlerdi.
Bir gün halaları Atike hanım, Ebu
Talib'e gelerek yeğenlerinin evlenme yaşına girdiğini; bir çaresine bakmak lazım
geldiğini hatırlattı.
Ebu Talib, kardeşine hak verdi:
-Doğru diyorsun. Zihnim hep yeğenimizin
evlenme meselesi ile meşgul ama bu sırada elimiz de bir hayli sıkışık...
-Hadice Hatun'un Şam'a kervan
yollayacağını; ve kervanı emanet edeceği emin bir insan aradığını işittim. Bu
insan yeğenimiz olabilir. Zaten ona herkes "Muhammed'ül Emin" demiyor mu?
O'ndan daha emin, daha dürüs kimse yok ki... böylece biraz para kazanır. Eğer fikrimi
isabetli buluyorsan Hadice ile konuşabilirim.
Ebu Talib, razı oldu ama gönlü şanlı
yeğenine bu işi layık görmüyordu. Bir de işin ucunda O'nun için Şam yahudilerinin
vereceği tehlike vardı... fakat çare de yoktu. Zira düğün yapacak imkandan mahrumdu.
Hakikaten Hadice annemiz Şam'a gidecek
kervanla satılmak üzere yüklüce bir mal gönderecekti. Bu maksatla kendisini temsil
edcek hakka hukuka riayet eder dürüst birini arıyordu...
O, bu evsafta birini ararken bir gün
kapısı çalındı.
Gelen Atike hanımdı. Hadice anne, onu
kabulden sonra,
-Ey arabın hanımefendisi gerçi gelişin
canıma minnet ama; bir emrin mi var? diye ziyaretinin sebebini anlamak istedi.
-Bilmiyorum duymuşluğun var mı benim bir
yeğenim var, ismi Muhammed bin Abdullah'dır. Babam Abdülmuttalib, kardeşim Abdullah
vefat edince torununun yetişmesini bizzat kendi üzerine aldı ve dünyasını
değiştirmeden evvel O'nu oğullarından Ebu Talib'e emanet etti ve hakkında bir çok
dikkat çekici güzel şeyler söyledi. Bambaşka bir insan olan yeğenim şimdi
yirmibeşinde. Evlenme çağı. Gel gör ki Ebu Talib'in düğün yapmaya kudreti yok.
Şam'a kervan göndereceğin kulağıma geldi. Eğer yeğenime bu işi imanet edersen bir
mikdar para kazanmış olur. Sana minnettar kalırız.
Zeki Hadice anne anlatılanlarla rüyası
arasında bir mana bağı gördü. Çok sevindi. Her halde son Peygambere; nuru ile
cihanı parlatacak olana dair izleri bulmuştu...
-Muhammed'i duydum. Doğru ve emin bir
insan olduğunu işitiyorum.Böyle bir insana başkasına takdir ettiğim ücretin çok
daha fazlasını severek veririm. Ama yine de O'nu bir kere görmem lazım. Zira
bildiğiniz gibi ticari bir kervanın idaresi zor bir meslektir. Bu sebeple bu çetin işi
başarıp başaramayacağını kendisini görerek kanaat sahibi olmak istiyorum.
Aslında Hazret-i Hadice'nin maksadı
başkaydı. Tevrat ve İncil'de son peygamber anlatılıyordu. Bu kitaplarda yazılı olan
belirtiler acaba Atike'nin yeğeninde var mıydı; yok muydu? Hadice radıyallahü anha
bunu bilmek istiyordu.
Atike hanım yeğenini alıp götürmek
için veda ederek ayrıldı. Hadice validemiz, çok değerli bir misafir ağırlayacağı
için zaten çiçek gibi olan evine biraz daha tertip ve çeki düzen verdi ve
hizmetçilerine mübarek efendimizden bahsederek biraz sonra geleceklerini; onların
teşrifinde büyük bir saygı ile karşılamalarını ve hizmeteleri en ağırından
yapmalarını tenbih ederek kendisi tekrar Tevratı alıp en büyük Peygambere ait
müjdeleri incelemeye başladı...
Bir müddet sonra Atike ile El Emin
ünvanlı emsalsiz genç, İslamiyetten önce de sonra da "Tahire" lakabını
hakkıyla taşıyan sevgili annemizin evinde ve O'nun karşısında idiler.
Yüksek misafirlere en itinalı hizmetler,
en içten sevgilerle sunulurken hazret-i Hadice, Tevratta ahir zaman Peygamberi için
verilen bilgilerle Habibullah arasında mukayese yapıyordu.
Netice'de Hadice anne, bu genci istikbalin/
muhteşem Peygamberi olacağına kesin olarak kanaat getirdi. Ve rüyasında Muhammed'ül
Emin'le alakalı olduğunu açık-seçik anladı... her şey gün gibi ortadaydı.
Bir çok insanın evlenmek için her
fedakarlığa razı olduğu Hadice, Kureyş'in bu fakir, fakat üstün ahlak ve
yaradılışdaki delikanlısı ile evlenecek ve bu genç, ilan edeceği dinle batıl
namına ne varsa yerle bir ederek yepyeni bir dünyanın kapısını aralayacaktı.
Fakat Hadice anne, hiç renk vermedi ve
sezip anladıklarından tek kelime anlatmadı. Üstelik düşündüklerini bir sır olarak
sakladı. Akıllı kadın tedbiri elden bırakmıyordu. Eğer bildiklerini açıklarsa bir
çok zengin ve itibarlı kimse kızını O'na vermeye kalkışabilirdi. Bu sebeple
evleneceği zamana kadar O'nu hep gözden gizlemeye çalıştı.
Atike ile ücret meselesini de
görüştükten sonra kervanın sefere çıkacağı günü tesbit ettiler, ve Efendimizle
Atike oradan ayrıldı. Ev sahibesi Peygamberimize seferde giymesi için bir elbise
vermişti...
Hazret-i Hadice, efendimize önce hediye
ettiğinden başka kıymetli bir elbise daha kaldırdı, gösterişli bir deveyi süsleyip
donatarak kölesi Meysere'ye şunu tenbih etti:
-Kervan Mekke'den uzaklaşıncaya kadar
Muhammedül Emin yol elbisesini giyecek ve basit bir deveyi kendi sürerek gidecektir. Ama
şehirden iyice uzaklaşınca O'na şu elbiseleri hediye ettiğimi söyleyerek giymesini
rica et ve bu süslediğimiz deveye bindir ve yularını da kendin çek; O'nun emrindesin
ve hizmet karısın. İzni olmadan hiç bir iş yapma ve kendisini tahlikelere karşı
korumaya çalış. Ayıca işleri bir an evvel bitirip çabuk gelmenizi bekliyorum.
Gecikmeniz Kureyş ve Beni Haşim nezdinde mahçup olmamıza sebep olur. Şayet bu
söylediklerimi yapabilirsen seni bol mali ile memnun edeceğim.
Hareket günü meydan, seyir ve
vedalaşmaya gelenlerle dolmuştu. Efendimizin halası Atike hanım, o asil yeğenini
elinde deve yuları ile görünce katlanılan bu mecburiyetten dolayı çok üzüldü ve
ağlayarak:
-Ey Abdülmuttalib, ey zemzem kuyusunu
bulan ve ey Abdullah; yattığınız yerden başınızı kaldırın da evladınızı
görün.
Ebu Talib fanalaştı. Hatta Sevgili
Peygamberimiz de üzüldüler...
Hiçbiri Hazret-i Hadice'nin halkın
nazarından saklamak için O'nu böyle giydirdiğini ve kısa bir zaman sonra sultanlar
gibi giyinerek gözalıcı bir deveye bineceğini bilmiyorlardı...
Hatta üzülenler sadece efendimiz ve
akrabaları değildi. Melerler dahi ağlayarak:
-Ya Rabbi! Bu Muhammed sallallahü aleyhi
ve sellem ki sen O'nu kendine sevgili seçtin, dediler.
Allahü tealadan hitap geldi:
-Evet O benim habibimdir. Ama siz muhabbet
sırrımı bilmez ve seven ve sevilenin arasındaki esrara vakif olamazsın. Bu makamı
kimse bilmez. Bu gizli işten kimse birşey anlamaz.
Ve kervan hareket etti; kalabalık yavaş
yavaş dağlıyor.
Kervan, tamamen şehirden uzaklaşınca,
Meysere,efendimize gelerek emrinde olduğunu söylidi ve Hadice validemizin aldığı
kıymetli elbiseyi takdim ile giymesine yardımcı olduktan sonra bu iş için ayrılmış
deveyi getirdi ve:
Efendimiz üzerinde olduğu halde hayvanın
yularını kendisi çekmeye başladı. Sevgili Peygamberimize yapılan bu imtiyazlı
muamele aynı seferde bulunan Ebu Cehil vee Şeybe'yi hasetten çatlattı...
Meysere'yi sıkıştırmaya başladılar:
-Şu yetime nedir bu iltifat! Üzerindekini
al eskileri giydir. O'na ağır işler ver. İşlerin altından kalkmasın ezilsin.
-Alemlere rahmet olarak gelen bu genç ne
yapmıştı ki onlara? Hiçbir şey. Hasetler Efendimizdeki iyiliği çekemiyorlar.
Meysere bu densizliğe dayanamadı:
-N'oluyor size? Sizin köleniz değilim
herhalde! Hadice hanımın kölesi olduğuma göre bana niçin karaşırsınız.
Hanımefendinin emir ve talimatı böyle; anladınız mı?
Dünyada sadece kötüler yaşamıyorlar
ki!.... Aynı seferde bir de kadir bilir bir yolcu var. İsmi Huzeyme bin Hakim Sülemi.
Huzeyme aynı zamanda Hadice anneye akraba.. Az evvelki nadanların yetim diye
horladıkları iki cihanın sultanını öyle kalbden sevdi ki az zamanda, O'nunla dost
olma bahtiyarlığına kavuştu ve hep birlikte oldular.
Ebu Cehil'le Şeybe adlı zalimlerin o
habis sözlerinden sonra Huzeyme bin Hakim Süleminin Efendimize dostluk elini uzatması
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem kalbini ne kadar ferahlandırmıştır...
Huzeyme de Meysere de bir çok harikulade
hallere şahid oldular. İşte biri:
İki deve ani felc gibi bir rahatsızlık
geçirdi. Kervan gitmesine rağmen zavallı hayvanlar yürüyemiyor. Meysere, bu sırada
orada olmayan sevgililer sevgili Peygamberimize koşuyor ve durumu naklederek:
-Ne yapacağız, diyor.
Güzel efendimiz, sultani tvrı ile gelerek
elleri ile develerin ayaklarını sığayarak dua ettiler...
Hayvanlar birşey olmamış gibi ayakta.
Evet; O deminki mecalsiz develer, şimdi
kervanın en önünde yol alıyor:
Ya Rabbi, O mübarek eller bizleri de
sığasın; Allahım gül kokulu o elleri öpmemizi nasip et.
Hasta hayvanlardaki bu ani iyileşme
Meysere ile Huzeyme'yi hayrete düşürdü ve:
-Bu gencin namı ve şanı çok yüksek
olacak, kanaatine vardılar.
............
Kervan, Basraya geldiğinde Rahip
Bahira'nın manastırına yakın bir yerde mola verdi... Geçen zaman içinde Bahira vefat
etmiş ve yerine Nestura rahip olmuştu.
Peygamberimiz, dinlenmek için bir kuru
ağacın altında oturdular, ağaç hemen yeşerdi, çiçek açtı ve meyve verdi.
Çevrede bulunan diğer ağaçlar da yapraklarla donandı.
Bu inanılmaz hadiseye pencereden bakarken
gözleri ile şahid olan Nestura, bir hızla aşağı inerek elinde bir sayfa olduğu
halde bu farkı yolcunun yanına geldi ve soluk soluğa:
-Lat ve Uzza hakkı için ismini söyle,
dedi...
-Bana bundan daha ağır bir söz
söylenmemiştir. Nestura, diğerleri gibi efendimizin de bahsettiği putları kabul
ettiğini zannederek böyle konuşmuştu. Veya yabancıyı sınamak istiyordu.
Rahip aldığı cevap üzerine bir elindeki
kağıda, bir yabancının yüzüne baktı ve sonunda meysere ile Huzeyme'ye dönerek:
-İsa aleyhisselama İncili gönderen Allah
hakkı için söylüyorum ki bu son Peygamberdir... dedi ve iç geçirerek:
-Ah, keşke ben de O'na vahiy nazil olacak
zamana erseydim ve kendisine iman etseydim, diyerek Meysere ve Huzeymeyi şiddetle sarsan
sözlerini tamamladı.
Sonra Nestura, Huzeyme ve Meysere
efendimizin yanından uzaklaştılar. Sevgili Peygamberimize dair sohbet ediyorlardı.
Meysere, kızgın güneşte iki kurşun
efendimizin başı üstünde uçarak gölge yapmasını, ayaklarının altından su
fışkırmasını, alnındaki nuru, elini sürdüğü yemeklerin çoğalmasını ve hasta
develerin iyileşmesini anlattı.
Rahip
-Uzun zamandır Allah'ın Sevgilisi ile
konuşma devletine kavuşmayı gözlüyordum. Elhamdülillah işmdi bu şerefe nail oldum.
size dost nasihatim şudur: Bu sayfada yazılı olduğuna göre gerçi O, herkese galip
gelecektir. Lakin yine de düşmanlarından sakınmak lazım. En can dünşmanı
Yahudiler... Bu sebeple yanından fazla ayrımayın ve beni dinlerseniz Şam'a gitmeyin.
Zira orada Yahudiler çoktur; kötülük yapmalarından korkuyorum.
Akıllı Meysere ve Huzeyme, Rahip
Nestura'yı dinleyerek getidikleri malları Busra pazarına satışa çıkardılar.
Malları, bereket sebebi Sevgili
Peygamberimiz hürmetine güzel karlarla satılıyordu. Efendimiz de bizzat satış
yapıyorlar.
Böyle mal satarken bir müşteri,
Peygamberimizin söylediği fiyatın doğruluğuna inanmayarak:
-Lat ve Uzza'ya yemin et! dedi.
Efendimiz:
-Benim alemdeki tek düşmanım o
bahsettiklerinrin. Yanlarından geçerken başımı, görmemek için başka tarafa
çeviririm. Nasıl onlar için yemin ederim?
Cevaptan irkilen müşteri:
-Sen Mekkelisin galiba?!
-Evet
-Doğru söz, bu söylediklerindir, dedi.
-Meysere ile Huzeyme'ye döndü:
-Vallahi, son peygamber bu arkadaşınız
olacaktır. O mevcudatın özüdür. bu alem ve öte alem Onun yüzüsuyu hatırına
halkedilmiştir, dedi ve malı satın alarak gitti...
Efendimiz, Meysere ve Huzeyme Hazret-i
Hadice'nin mallarını Busra'da dolgun karla satarak Şam'a gitmediler.
Huzeyme, sevgili arkadaşına:
-Bu gördüklerimle senin ahirzaman
peygamberi olacağına iman ettim. Dostun dostum, düşmanın düşmanımdır. Şimdi
müsaadenle memleketime gitmek istiyorum. peygamberliğini ilan edince yanına gelecek;
sana tabi ve hizmetkar olacağım, dedi ve hakikaten Mekke'nin fethinden sonra gelerek
müslüman oldu...
...........
Meysere ile Efendimiz dönüşe
geçtiler.Bir konak
lama yerine geldiklerinde Hazreti Ebubekr
de kendilerine katıldı.
Ebu Bekir radıyallahü anh Meysere'ye:
-Kervanın gelmekte olduğu haberini Hadice
hanıma bildirmek lazım; bunu da Muhammed'ül Emin'nin yapması en münasibdir; ne dersin
diye bir teklifte bulundu.
-Peygamberimizle Meysere fikri yerinde
buldular. Meysere, hemen efendimizin develerini kıymetli örtülerle donatmaya başladı.
Ebu Bekir radıyallahü enh sebebini
sorunca Meysere:
-Hanımefendi haberi götürene deveyi
üstündekilerle hediye eder; bunu bildiğim için aziz arkadaşımızın iyi bir hediyeye
kavuşmasını arzu ediyorum diye cevap verdi.
tam bu sırada Ebu Cehil de yanlarına
gelmişti.
Konuşulanları işitince lafa karıştı:
-Muhammed henüz çocuktur daha evvel
sefere çıkmadığı için yolları da iyi bilmiyor başkasını gönderin...
Meysere'den önce Ebubekr radayallahü enh
atıldı. Kısa fakat manalı cevap verdi:
-Bütün alem onun çocuğu sayılır.
Meysere bir mektup yazarak Hadice anneye
verilmek üzere Peygamberimize teslim etti.
Efendimiz yola çıktılar. Bir zaman
gittikten sonra uyku bastırdı.
Bu sırada deve yolu kaybetti. Yüce Allah,
hemen Cebrail aleyhisselamı göndererek deveyi tekrar yoluna çektirdi ve üç günlük
mesafeyi bir anda kat ettirerek Tayyi mekanla Mekkeye ulaştırdı...
...Kervanın dönüşü yaklaşınca
Hazret-i Hadice bir grup cariye ile evin damına çıkar gelen olup olmadığına
bakardı.
Yine böyle birgün Hazret-i Hadice ile
cariyeler bir taraftan konuşup bir tarafatan ufkulaşıp gelen yolları gözlerken birini
farkettiler.
Evet; bir gelen vardı ve iki kuş bu gelen
yolcuyu yakıcı çöl güneşinden koruyordu.
Gelenin Sevgili Peygamberimiz olduğunu
Hadice anne herkesten evvel tanıdı ama belli etmedi...
Peygamberimiz, nihayet yanlarına geldi ve
dua ederek mektubu verdi:
Meysere şunları yazmıştı:
"Bu defa çok kar ettik. Muhemmd'ül
Emin'in bereketi ile kazancımız umduğumuzdan fazla oldu."
Hadice radıyallahü anha mektubu yazıp,
Peygamberimize teslim etti ve deveyi zinetleri ile birlikte alelemlere rahmet olarak
gönderilmişe hediye etti.
Resulüllah mektubu alarak aynı gün
içindeki kervana yetişti. Böyle bir şey imkansız olduğu için Ebu Cehil sevinerek
Meysere'ye:
-Bak beni dinlemedin. İşte yolunu
şaşırmış geri geliyor, al bakalım, dedi....
Meyerse, müteessir oldu.Ama biraz sonra
Peygamberimiz gelerek cevabi mektubu verince
herşey değişti ve Meysere:
-Ey Ebu Cehil, işte Hadice'nin
mektubu.Demek ki sen şaşırmışsın.
Bir kölenin bu sözleri Ebu Cehilin zoruna
gitti:
-İnanmıyorum!Bukadar mesafe aynı günde
gidip
dönülmez.Ben şimdi işin aslını
öğreneceğim.İşte
kölemi gönderiyorum.Yalan söylendiğini
ortaya çıkaracağım dedi, ve kölesini Mekke'ye yolladı:
Ebu Cehilin kölesi Hazreti Hadice'ye gelip
müjde vererek, müjde istiyince,Hadice anne:
-Muhammedül Emin müjde getirmişti.Sen
niçin geldin ki? diyerek hayretini bildirdi.
Köle mahcup halde geri döndü ve Ebu
Cehil'in yanına vardığında olanları anlatdı.Ebu Cehil,hakikata teslim olacağına
kinini biledi.
......
Kervan kafileyle Mekke'ye girerken Hadice
validemiz penceresinden gelenleri görüyordu... İki kuş efendimizin başı üstünde
gölge yapıyor ve O alnında gün gibi parlıyan nurla herkesten ayrılıyordu...
Hadice anne Meysere'yi kabul ettiğinde,
O'na Efendimizin başı üstünde gördüğünü aslında melek olan iki kuşu anlatınca
Meysere:
-Bütün yolculuk boyunca kuşlar
başının üstündeydi dedi ve yaşadıkları ilahi hadiseleri, rahibin söylediklerini,
develerin iyileşmesini, neler olmuşsa tek tek hanımına bildirdi.
Hazret-i Hadice, Meysere'den bildiklerini
saklamasını rica etti.
Son olarak Peygemserimizle Meysere
Busra'dan getirdikleri malları da Mekke pazarında satarak parasını Hazret-i Hatice'ye
teslim ettiler. Yapılan hesapta, Hadice validemizin gerçekten bu seferde ötekilerden
çok kar ettiği anlaşıldı. Ve çok memnun oldu... Para ve hediyelerle hizmeti
geçenleri sevindirdi.
.....
Hadice anne, şahid olup işittiklerini
tekrar Varaka bin Nevfel'e götürdü.
Varaka:
-Muhammed'ül Emin'in son Peygamber
olacağına hiçbir şüphe kalmamıştır. Naklettiklerinin anlanı budur.
HATİCE'TÜL KÜBRA
KABÜL EYLE CİVAR-I İZZETİNDE ÇEKMEYEN
GURBET
BİLİRSİN KENDİ ŞEHRİMDE GARİBİM YA
RESULALLAH
NAZIM
Hadice, Hüveylid'in kızı. O da
Kureyş'in Esed oğullarından.
Hadice, radıyallahü anha, derin ilmi,
kültürü, zenginliği güzelliği ve soyu ile devrindeki kadınların en üstünü.
Daha evvel iki kere evlenmişliği var. ilk
beyi vefat edince ikincisi ile hayatını belirtirmiş. Bu da veba hastalığından
ölünce dul kalmış. Bu kocalarından üç çocuk sahibi.
Bir çok talibi var. Çevrenin seçkin
erkekleri O'nunla evlenmek istiyorlar. "Evet" demesi için yapmayacakları
fedakarlık yok. Ama o, evlenme tekliflerine hep uzak ve menfi...
...Kimseyle evlenme fikrinde değil. Ta ki
insanlığın sultanını görene kadar. Şam'a kervan gönderme ile başlayan tanışma
ve Peygamberimiz hakkında işittikleri; gördükleri, en üstün kadında yavaş yavaş
Muhammed'ül emin'le dünya evine girme fikrini doğrudur.
İslamiyetten önce "tahire",
islamiyetten sonra ise buna ilaveten "Kübra" ünvanlı bu zeki ve alim kadın,
şimdiden gelecek yılları tahmin edebilmektedir... Zaman, bu ana kadar şahid
olmadığı bir büyük inkılabi yaşayacak ve bu inkılabını kahramanı amca
himayesindeki Sevgili Peygamberimiz olacaktır.
... İnsanlığın düştüğü şirk ve
cehalet bataklığından eşrefi mahlukat mevkiine çekip çakaracak en son ve en
mükemmel dinin Peygamberi Muhammed'ül emin'dir.
O halde O'na zevce olmak, ve O'nun
kederinde ve neş'esinde yanında ve yardımcısı ve destekçisi omak bir kadının
dünyanın kuruluşundan kıyamet kopuncaya kadar kavuşabileceği en yüksek nimettir.
Bunu anladığı andan itibaren Hadice
anne, efendimizi adeta gözlerden saklamak, O'na dair sırları gizlemek istemiştir. Olur
ki bu hazineyi başka kadınlar da sezer. Bu bakımdan endişeli.
Elbette haklı; bölünmesi paylaşılması
mümkün olmayan bir şeref...
Şam seferinin üzerinden üç aya yakın
bir zaman geçmiş olduğu halde Hadice validemizi meşgul eden hep bu evlenme planıdır.
Akl-ı fikri hep bu işte... nitekim, niyetini akıllı ve tecrübeli bir kadın olan
Nefise binti Münebbih sezer ve O'nu konuşturarak gönlünün muradını anlar:
,-Ya Muhammed seni izdivaçtan alıkoyan
nedir ki evlenmiyorsun, der.
-Kafi mikdarda param yok...
Nefise'nin maksadı da bu cevabı
almaktır.
-Peki öyleyse iffeti, dini diyaneti
yerinde, zengin ve güzel bir kadınla evlenmeye ne dersiniz?
-Kim bu hanım?
Nefise kadın, düşündükleri evliliğin
gerçekleşeceğine dair ilk işareti almış olmanın memnuniyeti ile cevap verir:
-Hadice binti Hüveylid!
-Kim aracı olacak?...
Nefise hatun bundan sonrasını şöyle
anlatıyor:
-"Bu hizmeti ben yapacağım, dedim ve
Hadice'ye koşarak büyük müjdeyi verdim." Hadice, amcası Amr bin Esede ile
amcazadesi Varaka ibni Nevfel'li çağırttı. Ve fikrini onlara açarak aile büyükleri
olmaları sıfatı ile yardımlarını rica etti...
Hazret-i Hadice'nin amcası ve amcasının
oğlu Sevgili Peygamberimiz'e giderek O'nunla görüşüp düğün gününü konuştular
ve yanından ayrıldılar. Haber Ebu Talib ve kardeşlerini şaşırttı. Çünkü bir
düğün yapacak mali imkana sahip değillerdi...
Onlar, bu endişe ve efkarda iken
Peygamberimiz Hazret-i Ebu Bekr'in dükkanına gitti. Niyeti kendisini kırmayacak bu
dostundan ödünç para almaktı.
Ebu Bekr radıyallahü anh, aziz efendimizi
uzaktan görünce kalbinde sevgi biraz daha kabardı; ve kendi kendine şöyle niyet etti:
"Muhammedü'l emin benim en yakın
dostum ve en makbul arkadaşımdır. Eğer bir şey isterse asla geri
çevirmeyeceğim."
Sevgili Peygamberimiz, yanına
vardığında Ebu Bekr efendimiz, arkadaşını biraz üzüntülü gördü. Sebebini
anlayınca kasayı açtı ve:
-İstediğin kadar alabilirsin, diye onu
ferahlandırdı. Hazrez-i Ebu Bekr'e:
-Hiç bir işimde yardımını esirgemedin
diyerek O'na dua buyurdular ve nikaha davet ettiler.
Seçkin arkadaşları, davete:
-Başım gözüm üstüne, diyerek
geleceklerini bildirdiler.
Peygamberimiz ihtiyacı kadar para alarak
bununla düğün haırlıkları yaptı.
Nikah, Hadice annemizin konağında
yapılacaktı.
Her taraf süslü ve donatılmış. Hadice
radıyallahü anha, cariye ve hizmetçilerine bundan sonra hür olduklarını, kendilerini
bu düğün hatırına azad ettiğini müjdeledikten sonra ellerine içi altın ve
mücevher dolu tabaklar vererek Sevgili Peygamberimiz konaktan çeri girince mübarek
ayaklarına saçmalarını tenbih etti.
Efendimiz, amcası Hazret-i Hamza ile
nikahın yapılacağı Hazret-i Hadice'nin evine geldiler. Biraz sonra Ebu Talib ve
Kureş'in diğer ileri gelenleri de hazırdı.
Hazret-i Hadice'nin amcası Amr bin Esed ve
amca çocukları ile kadın ve erkek akrabalar daha önceden gelmişlerdi.
Hadice ikramlık olarak koyunlar kestirip
yemekler hazırlatmıştı...
Yemekler yendikten sonra, Ebu Talib, devrin
adeti gereği nefis bir konuşma yaptı:
-Allah'a hamdolsun ki bizi İbrahim'in
zürriyetinden, İsmail'in neslinden, Maad'ın cevherinden ve Mudar'ın kanından
yarattı. Ve Kabe'nin bekçisi, Mekke'nin mensubu ve halkın reisi yaptı... yeğenim
Muhammed bin Abdullah her Kureyşli'den üstündü. Kimse onunla mukayese ğdilemez.
Gerçi malı azdır ama. Mal değimiz ne? Bir gölge. Bir gün burada, yarın başka
yerde. Yemin ederim ki, yeğenimin itibarı bundan sonra daha da yükselecektir. İşte bu
genç, şimdi sizden kızınız Hadice'yi helallığa istemektedir. muaccel ve müeccel
mehir olarak yirmi deve teklif etmektedir!..."
Ebu Talib'ten sonra da Varaka ibni Nevfel
bir konuşma yaparak, Ebu Talib'i tasdik etti. Ve kendilerinin de soylu bir sülele
olduklarını ve hısım olmak istediklerini bildirdi ve hazır olanları şahid tutarak
kızlarını verdiklerini söyledi. Ebu Talib, Hadice radıyallahü anhanın amcası Amr
bin Esed'in de fikrini almak istedi. Amr:
-Şahid olun ki Hadice binti Huveylid'i
Muhammed'e verdim, diyerek rızasını açıkladı.
Konuşmalardan sonra herkesi neş'e
kapladı. Peygamberimiz iki deve kestirip yemekler vererek velime cemiyeti yaptılar.
Nikahı, İslami usul ve esasa uygun olarak
Varaka kıydı.
Efemdimiz yirmibeş, Hadice validemiz kırk
yaşında oldukları helde aynı gün Hadice radıyallahü anha ile evlendiler... Hadice
annemiz de bütün malını Sevgili Peygamberimize hediye etti ve kendisinin de O'na
muhtaç olduğnu arzetti.
Ebu Talib de evinde bir deve kestirerek,
Kureyş eşrafını çağırdı ve Sevgli Peygamberimizle hanımını davet etti...
teşriflerinde sevincinden ağlayarak bütün üzüntülerinin gitmiş olduğunu
söyledi...
Evlilikleri, anlayışlı, müşfik, candan
yardımcı Hazret-i Hadice'nin vefatına kadar yirmidört yıl sürdü. O hayatta iken
efendimiz başka bir kadınla evlenmedi.
Sevgili Peygamberimiz'in İbrahim ismindeki
çocuklarından başka bütün evletları Hadice validemizden dünyaya gelmiştir. İlk
çocukları Kasım'dır. Bu sebeple Peygamberimize "Ebül Kasım" denir...
diğer çocukları: Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah'dır.
böylece Hadice annemizden ikisi erkek
dördü kız olmak üzere altı çocukları olmuştur. Kızların büyüğü Zeynep,
küçüğü Fatıma'dır. Babasının gözbebeği yavrusu Fatıma, Efendimiz kırk
yaşında iken düyaya gelmiştir.
Küçük Kasım'la Abdullah, Mekke'de olmak
üzere bütün çocukları kendileri hayatta iken vefat ettiler. Sadece göz nurları
Fatıma anneciğimiz hariç. Bu can yavruları kendilerinin büyük göçlerinden altı ay
sona ebediyet alemine yollandılar...
... İşte Sevgili Peygamberimizin bir bir
yavrularını kaybetmeleri, Onların böylesine zor bir imtiha tabi tutulmaları bazı
müşrikleri zevklendiriyor. Bunlardan As bin Vail ismindeki küstah, "Muhammed'in
nesli kurudu. Bundan böyle ebterdir. Soyu bitti" deme cür'etinde bulununca bu
ağır sözler yüce Allah'ı incitti ve Kevser suresini göndererek bu sefil söze cevap
verdi:
"-Asıl sana ebter diyenlerdir ki
ebter olacaktır."
Elbette Rabbimizin buyurduğu oldu ve
sevggilisine dil uzatanlar kurumuş ağaçlara dönerken O'nun mübarek soyu Hazret-i Ali
ve Hazeret-i Fatıma evletları Hasan ve Hüseyin efendilerimizle devam etti. Hem de yüce
Allah bu soya öyle bir bereket verdi ki, başka hiç bir nesilde görülmeyen nve
görülmeyecek şekilde Hazret-i Hüseyin çocukları Seyyidler ve Hazret-i Hasan
çocukları Şerifler çoğala çoğala bütün yer yüzüne yayıldılar.
ASIL HÜRRİYET
AF EDİP YA RAB BAĞIŞLA CÜRM-Ü İSYANIM
BENİM,
HIFZ İLE AHİR NEFESDE SIDK U İYMANIM
BENİM
2. Sultan Mustafa Han (İkbali)
Sevgili peygamberimiz, Hadice validemizle
evlendikten sonra da ticaret yaptılar. Saib bin Abdullah'ı ortak almışlardı.
Hisselerine düşen kazançla fakir ve yetimlere yardım ediyorlardı.
Henüz vahiy gelmesine zaman var.
Otuziki-otuüç yaşlarındalar. Gözlerine nur görülüyor ve gaipten kendilerine
isimleri ile hitap eden sesler duyuyorlar. Bunları sadece sevgili zevcelerine açıyor;
başka kimseye söz etmiyorlar...
Hadice validemiz, bir gün yeğeni Hakim
bin Hizam'dan Şam'a gittiğinde kendisine bir köle satın almasını rica ettiler.
Genç, halasının isteğini Zeyd bin
Harise'yi satın alarak yerine getirdi.
Zeyd, sekiz yaşlarında güzel bir
çocuktu... bir gün annesi ile birlikte akrabalarında misafir olarak bulunurken ev
basılmış ve pazar yerine götürülüp köle olarak satılmıştı.
Efendimiz, Zeyd'i Hazret-i Hadice'nin
yanında görünce hanımından mbu köleyi kendisine vermesini rica etti.
Aziz kadının Zeyd'i O'na hediye etmesi
üzerine alemlere rahmet olarak gelmiş merhamet sultanı, sallallahü aleyhi ve sellem,
Zeyd'i derhal azad etti ve bundan böyle hür olduğnu, istediği yere gidebileceğini
müjdeledi.. ma; sevinçler içinde kalan yavrucak onları terk etmedi. Nasip ve hikmet.
Allah, öyle takdir etmiş ve o küçücük çocuk her hallerinden iyi insan iyi insan
oldukları anlaşılan bu aileden ayrılmamıştı...
Zeyd'in babası Haris'e yanık şiirler
söyleyip ağlayarak köşe bucak yavrucuğunu arıyordu.... annesi ise hasretten deli
divane olmuştu... Hac zamanı Zeyd'in kabilesinden bazı şahıslar Mekke'ye gelince
Zeyd'i gördüler ve O'na ana babasının yana yakıla kendisini aradığını haber
verdiler.
Zeyd:
-Biliyorum, dedi. Ebeveynimin yokluğuma
ağlayıp beni aradığını biliyorum. Ama artık yorulmasınlar ve benim için oradan
oraya deve koşturarak aranmasınlar. Benim şimdi çok kıymetli insanların yanında
bulunuyorum, dedi.
Adamlar, memleketlerine dönünce Zeyd'i
gördüklerini, bulunduğu yeri ve konuşmalarını babasına anlattılar.
Harise, yavrusunun hala köle olduğunu
zannederek yanına fidye parası ve kardeşini alarak Mekke'nin yolunu tuttu.
Günler süren bir yolculuktan sonra
Peygamber efendimizi buldular ve yalvaran bir dille:
-Oğlumuz için kapına geldik. makul bir
fidye-i necat iste derhal bu kurtulma parasını sana takdim edelim ve can parçamızı
alıp yurdumuza gidelim...
Sevgili Peygamberimiz:
-Oğulunuz kim, diye sordular.
-Zeyd! Zeyd bin Harise.
-Paradan başka bir hal tarzı bulsak olmaz
mı?
-Ne gibi?
-Zeyd'i çağırarak serbet iradesi ile
karar vermesini söyleyelim. Eğer sizinle dönmek isterse fidye-i necat vermenize
ihtiyaç yok; alıp götürebilirsiniz. Fakat beni tercih ederse Vallahi ben-beni tercih
edene kimseyi tercih etmem
Bu cevap Zeyd'in baba ve amcasını çok
rahatlattı; sevindiler ve:
-Adil ve güzel bir usül buldun,
dediler...
Efendimiz Zeyd'i çağırttılar.
-Zeyd, bu misafirleri tanıyor musun?
-Evet efendim, şu babam, şu da amcam.
-Pekala... baban ve amcan seni almaya
gelmişler.
Beni biliyorsun. sana olan şefkatimi de
biliyorsun... istersen beni tercih ederek burada kalırsın; istersen babanla gidersin,
karar senin?
Babası ve amcası heyecanla Zeyd'e
döndüler:
Zeyd sakin ve yaşının üstünde bir
olgunlukla:
-Benim anam da babam da sensin. Ben,
kimseyi sana üstün tutamam. Bu mümkün değil!...
Cevap, Harise ile kardeşi Ka'b'ı
kalbinden vurmuştu. Neye uğradıklarını anlamıdlar.
Ancak:
-Yazıklar, yazıklar olsun sana!... Demek
ki sen köleliği, hürriyete, bana, amcana, annene ve kardeşlerine tercih ediyorsun ha?
diyebildiler.
Renkleri kül gibi olmuştu, heyecandan
titriyor ve çaresizliğin pençesinde kıvranıyorlardı... son cevap büsbütün yaktı
onları:
-Evet!... Hiç bir zaman, hiç bir yerde
kimseyi bu zata tercih edemem!...
Elbette Zeyd de ana-baba sevdiklerini
üzdüğü için üzülüyordu ama; ana-babaya tercih edilenler de var. Hele o, yakından
tanıdığı bu büyük insan olursa... nasıl bırakıp gitsin? Eğer kölelik buysa,
hürriyet kaç para eder!...
Allahım bizi de O dünya ve ahiretin;
onsekizbin alemin en yükseğine köle et. O'na köle olmak ki asıl hürlüktür...
............. |