-Kureyş ordusu şu ân nerede?-Şu
kum tepesinin ilerisinde..
-Sayıları ne kadar.
-Çok.
-Kaç kişi?
-Tam bilmiyoruz.
-Günde kaç deve kesiyorlar?
-Birgün dokuz; bir gün on.
Peygamberimiz, arkadaşlarına döndüler:
-Demekki dokuzyüz elli ila bin kişi
arasındalar.
Allah'ın Resulü sormaya devam ediyorlar.
-Ordunuzda Kureyş eşrafından kimler var?
-Ebu Cehil bin Hişam, Utbe bin Rebia,
Şeybe bin Rebia, Ebül Bühteri bin Hişam, Hakim bin Hizam, Nevfel bin Huveylid, Haris
bin Amir, Tuayme bin Adiy, Nadr bin Haris, Zem'a bin Esved, Umeyye bin Halef, Nûbeyh bin
Haccac, Münebbih bin Haccac, Süheyl bin Amr, Amr bin Abdi Ved....
Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve
sellem, sayılanları dinledikten sonra eshabı kirama dediler ki:
-İşte Mekke ciğerparelerini size feda
etti.
Sorguya devam ediyorlar:
-Gelirken Kureyş'ten geri dönen oldu mu?
-Ahnes bin Ebi Şerik.
-Ahnes, hidayete ermemişken
Zühreoğullarına doğru yolu göstermiş. Başka?
-Adiy bin Kâboğulları da Medine'ye geri
gittiler.
.....
.....
Bir kısım sucularını esir vermek kâfir
ordusunu harekete geçirdi. Temkinli bir şekilde Bedr'e doğru ilerlemeye başladılar.
Müşrik Ordusunun yaklaşmakta olduğu
haber alınınca İslâm Ordusu araziye hâkim olmak için Çarşambayı Perşembeye
bağlayan gece yatsı vakti Bedr'e girdi.
.....
Ancak, eldeki kaynaklar kâfi gelmiyor;
Müslümanlar, su sıkıntısı çekiyorlar. Hatta bazan abdest suyu bile zahmetle
bulunuyordu. Şeytan, müminlerin Peygamberlerine olan sadakatlerini bozmak için vesvese
vermeye başladı...fakat o yüksek ve parlak imân sahipleri, Allah'ın yardımı ile
kalplerine gelen bu telkinleri yendiler
O gece erkenden eshabı kiramı tatlı bir
uyku bastırdı.. Derin ve deliksiz bir uykuya daldılar. Sellerin dereleri doldurduğu
şiddetli bir yağmur başladı.
Sevgili Peygamberimiz, o sabah namazdan
sonra gün ışığının ışıl ışıl aydınlandığında bu ışıltıdan daha
aydınlık bir yüz ve daha ışıltılı tebessümlerle mubarek eshabına sordular:
-Yerimiz iyi mi? Bu menzilde mi karar
kılalım yoksa karargahımızı başka yere mi nakledelim?
Sabah açan güneş ve çıkan sıcakla
kısa zamanda toprak sertleşmiş; çölde hareket zorluğu kalmamış; bütün
kırbaların doldurulması ile su sıkıntısı sona ermişti.
Habbab ibni Münzir söz aldı:
Otuzüç yaşında; Peygamberine canı
gönülden muti; kalbi O'nun sevgisi ile nurlu otuzüç yaşındaki bu eşsiz sahabi,
bütün edebi ile soruyor:
-Ya Resulallah burada yerleşmek şahsi
fikriniz midir? Yoksa vahiy mi geldi?
-Şahsi fikrim..
-O halde şunu arz ve teklif ediyorum. Son
kuyuya kadar çekilelim. O kuyunun suyu bol ve tatlıdır. Bunun önünde bir havuz
açarak suyu havuza bağlayalım. Harb esnasında susadıkça havuzdan istifade ederiz...
diğerlerini taş ve toprakla doldurarak kör kuyu haline getirelim; düşman bunlardan
istifade edemesin....ayrıca dediğim yer vadiye de hakim bir noktadadır... Ama
doğrusunu yine de Allah'ın Resulü bilir....
Biraz sonra Cebrail aleyhisselam, Habbab
bin Münzir'in teklifinin yerinde olduğuna dair vahiy getirdi...Vadinin Medine
yakasındaki son kuyunun önünde karargâh kuruldu.
Resulullah kuyuların körleştirilmesi
işini Hazreti Ali'ye verdiler...
......
Sa'd bin Muaz radıyallahü anh, âlemlerin
Sultanını güneşin yakıcılığından korumak istedi:
-Ey Allah'ın Resulü şayet müsaade
buyurursanız hurma dallarından size bir çadır yapalım. Çadırın yanına bir de
binek hazırlar ve ondan sonra biz aşağıda düşmanla çarpışmaya başlarız. Eğer
galip gelirsek ne âla; fakat yenilmeye yüz tutarsak lütfen siz buradan uzaklaşarak
Medine'ye dönünüz. Çünkü bütün insanlığa lâzım olan sizsiniz. Biz sizi ne
kadar seviyorsak Medine'de kalıp da gelmemiş olanlar da en az bizim kadar seviyorlar.
Ancak onlar da bizim gibi bir harbe gidildiğini bilmiyorlardı. Bundan haberleri olsaydı
tereddütsüzce aramıza katılırlardı. Bu sebeple Allah, muhafaza buyursun arzu
edilmeyen bir gidişat başlarsa hatırınıza hiç bir şey gelmeden Medine'ye
gidebilirsiniz.
Sevgili Peygamberimiz, bu ince ve hassas
fikir ve duygularından dolayı Sa'd Hazretlerine dua buyurdular...kısa zamanda bir
çadır yapıldı.
Peygamberimizle Hazreti Ebu Bekir çadıra
girerken Sa'd bin Muaz da kılıcını sıyırarak kapıda nöbet tutmaya başladı.
.....
.....
Dili damağa yapıştıran susuzluktan
sonra yağan yağmur, Bedr'in mü'min cephesinde ne kadar latif bir iklim meydana
getirmişse; Allah düşmanlarının olduğu tarafta da aksi olmuştu...her taraf çamura
bulanmış halde...ancak kibirli Kureyş ordusu, henüz öc alma hırsından sadece zevk
ve eğlenceyi görüyor, çamura aldırdıkları yok...tefler çalmakta ve azadlı
cariyeler, güzel sesleri ile nefsleri kamçılamaktalar.
.....
Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve
sallem, yatsı namazını mütakiben vitr namazını eda ettiler ve namazdan sonra islâm
düşmanlarının azılılarını isim isim saymaya başladılar:
-Allahım! Ebû Cehil'in elimizden kaçıp
kurtulmasına fırsat verme!
-Allahım! Zem'a bin Esved'in elimizden
kaçıp kurtulmasına fırsat verme!
-Allahım! Zem'a'nın acısıyla Esved'in
gözlerinden yakıcı göz yaşları döktür; gözleri görmez olsun.
-Allahım! Süheyl'in elimizden kaçıp
kurtulmasına fırsat verme!..
...islâm düşmanları mü'minleri ok veya
kılıçlarından önce Resulullah'ın dua okları ile vuruluyordu.
.....
Savaş gününden bir önceki gece
Efendimiz, içlerinde Hazreti Ömer radıyallahü anh'ın da olduğu bir gurup eshabla
savaş alanını gezdiler ve hangi müşrikin nerede vurulup yere yıkılacağını o yere
mubarek elini koyarak bir bir gösterdiler:
-İşte Utbe bin Rebia'nın vurulup
düşeceği yer,
-işte Zem'a bin Esved'in vurulup
düşeceği yer,
-İşte Âs bin Münebbih'in vurulup
düşeceği yer...
.....
.....
Sevgili Peygamberimiz gecenin geç
saatlerinde Ammar bin Yasir'le İbni Mes'ud'u düşman karargâhına kadar gizlice
sokularak son vaziyetleri hakkında bilgi getirmeleri için gönderdiler.
...aldıkları vazifeyi başarıyla İfa
eden iki yiğit sahabinin düşmanın ruh haline dair getirdiği malumat çok
kıymetliydi:
-Ey Allah'ın Resulü. Rabbimizin yardımı
ve dualarınızın bereketi ile düşman karargâhının gayet yakınına kadar
sokulduk...Endişeliler. Atlarının kişnemesinden bile korkuyorlar.
Haber, müminleri sevindirdi.
Ertesi sabah, iz takipçisi Nübeyh bin
Haccac durumu farketti:
-Heyy Kureyş! Bakın Muhammediler buraya
kadar gelmiş de biz hiç bir şey farketmemişiz!..
-Ne diyorsun sen ya Nübeyh! Böyle bir
şey mümkün mü?
-Ben demiyorum! İşte izler
ayaklarımızın önünde.. Bu Sümeyye'nin oğlu Ammar'ın ayak izi; bu da İbni
Mes'ud'unki.
-Hayret!...
-Neyse telaşlanmayın. Anlaşılan o ki
Muhammed bizimkilerin de Yesriblilerin de aklı kıt olanları ile gelmiş. Bana kalırsa
cenk başlayınca sadece Yesriblileri öldürün. Bizim gençleri esir edip Mekke'ye
götürdüğümüzde artık hatalarını anlamış olurlar.
.....
Yaradılmışların en üstünü Sevgili
Peygamberimiz, o Cuma gecesi hiç uyumayarak çadırlarında sabaha kadar dua ettiler.
Dışarıda çisil çisil hafif bir rahmet
yağarken büyük Peygamber başı secdede olduğu halde yalvarıyorlar:
-Allahım! Şayet bu cemaat düşman elinde
helak olursa; bundan sonra yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacaktır...
Âşık, maşukuna tekrar, tekrar aynı
dualarla yalvarıyor. Sevgilisi Rabbinden zafer istiyor. Mü'minler bu harbi muhakkak
kazanmak mecburiyetindeler. Eğer yenilirlerse Medine düşecek; kâfirler, müminlere
karşı kanlı bir imha harekâtına girişeceklerdir... Bu yüzden Peygamberimizin
gözüne uyku girmiyor...
Bu sırada mücahidlerin bazısı ağaç
diplerinde bazısı kalkanlarının altında yağmurdan korunmaya çalışırken yarı
uyur vaziyette sakin bir gece geçiriyorlar.
Fırtına öncesi sessizlik.
Namaz vakti girince Kâinatın Efendisi
çadırdan çıkarak mubarek arkadaşlarına seslendiler:
-Ey Allahın kulları! Haydi namaza...
Sabah serinliği ve yağmur sonrası
güzelliği...
Uzayıp giden incecik kum üzerinde önde
diz çökmüş insanlığın En Hayırlısı, arkada yine iki dizleri üstünde
arkadaşları...
Peygamber Müezzini Bilâl-i Habeş
radıyallahü anh, ezanı Muhammedi okuyor...öyle bir okuyuş ki ruhlar biraz daha
arınmakta; imanlar bir kat daha güçlenmekte. Billur ses, yankı yankı bütün vadiyi
dolduruyor.
Huşu ile dinlenen ezan bitti.
Şimdi Peygamberler Peygamberi imam
Eshab-ı Bedr, cemaaat...bir kaç kişi nöbetçi... Resulullahın yüksek bir belagatla
okuduğu fatiha-ı şerif ve zammı sureler, dupduru tabiatta dörtbir yana yayılıyor.
Okunan o muazzam ezan, o muhteşem Kur'an,
Harb meydanında kılınan namaz, Peygamberlerinin kumandan olarak başlarında olma
güzelliği ile mücahidler, çelik iradelere sahipler.
.....
Medine'de kalan, çeşitli vazifelerle veya
hastalandığı için yoldan geri çevrilen sekiz izinli sahabi dışında Bedir
Mücahidleri'nin sayısı üçyüzbeş... Böylece izinlilerle birlikte toplam Eshab-ı
Bedr üçyüz onüç kişi...
Bu rakkamın da yaklaşık sayı ile üçte
ikisi Ensar'dan; üçte biri Muhacirîn'den. Ensarın da üçte ikisi Hazreç
kabilesinden; üçte biri Evs'den.
Sevgili Peygamberimiz, düşman, henüz
ufukta görünmeden orduyu nizama koymayı ve iyi bir mevki tutmayı kararlaştırdılar.
Bu maksatla askerinin yüzü batıya bakacak şekilde safa girilmesini emrettiler.
Böylece hücum ânında şiddetli güneş
düşman ordusunun gözünü alacak ve müslümanlar da bundan faydalanacaktı...eşsiz
kumandan, bu kadar ince noktaları bile savaş şartları içinde tutarak
değerlendiriyor.
...kıyamete kadar gelecek bütün
zamanların en üstün insanları, saf saf dizili.
Yüksek ve eşsiz kumandan karşılarında
sessizce dualar okuyarak ahenkli adımlarla aşağı-yukarı gidip geliyorlar.
...Sevgili Peygamberimiz'in elinde bir ince
uzun âsâ var. Bununla "sen ileri çık, sen az geriye dur" gibi talimatlar
veriyorlar... Efendimiz, böylece safları düzeltirken ileri çıkmış olan Saved bin
Gaziyye'ye:
-Ya Saved geri çık!
Buyurarak âsâ ile karnına dokundular...
...ancak o ân beklenmedik bir şey oldu;
Hazreti Saved feryad etti:
-Ah! Canımı acıttın ya Resulallah! Seni
hak din ve kitapla gönderen Allah için kısas isterim!...
Eshab-ı Kiram aleyhimürridvan, dona
kaldı...şu incecik çubuğun dokunması ile ne acı duyulur ki?! Olsa bile aynı şeyin
Peygamberimize de tatbiki nasıl istenir? Bütün herkes hayretler içinde...
Peygamberimiz, mubarek karnını açarak
sakin ve yumuşak bir şekilde cevap verdiler:
-Pekâlâ. Öyleyse haydi kısasını yap
da helâlleşelim..
Sevad radıyallahü anh, seri bir
atılışla fırlayarak İki Cihan Sultanı'nın mubarek karnına gonca gül misali
yumuşacık bir öpücük kondurdu...
Bütün eshab, derin bir oh çekerken
Peygamberimiz sordular:
-Ya Sevad niçin böyle yaptın?
-Ya Resulallah! Bugün belki de ömrümün
son günü. Bugün belki ölecek ve sizden ayrılacağım. Böyle muhtemel bir ayrılık
fikri bile içimi hasretten kavuruyor. O yüzden hareketinizi fırsat bilerek bu cür'eti
gösterdim. Allah Resulü'nün tenine değen teni cehennem ateşi yakmaz. Lûtfen kusuruma
bakmayınız...
Merhamet kaynağı aziz Peygamber, mubarek
sahabisine dua ettiler...diğer mücahidlerin gözlerinde gıpta ışıltıları.
.....
.....
Efendimiz, emir buyurdular İslam bayrağı
hâkim bir noktaya dikildi.
Sevgili Peygamberimiz, sağ kanadın
kumandasını Zübeyr bin Avvam'a; sol kanadın kumandasını Mikdat bin Esvad'e verdiler.
Kendileri merkeze ve bütün orduya kumanda decekler. Eba Eyyub el Ensari Halid bin Zeyd
radıyallahü anh'ı kendilerine muhafız ve yaver olarak tayin ettiler.
Eshab'dan biri:
-Şu yukarı taraf daha emin bir yer oraya
dursak?
Dediyse de Peygamberimiz:
-Hayır! Bayrağımı diktim; askeri harb
nizamına koydum. Artık olmaz!
Buyurdular...
...Ve mücahidlere bir nutuk irad ettiler:
-Ey eshabım! Şimdi bir harbe giriyoruz.
Her zaman olduğu gibi bugün de Allahın emirlerini yapınız, yasak ettiklerinden
kaçınınız! Şanı yüce olan Allah, hak ve doğru olanı emreder ve hiçbir hayrı
mükâfaatsız bırakmaz. Burada Allah sevgisinden gayrı bir arzu ve istek kalblerde
olmamalıdır. O'nun rızası için olmayan bir işe sevab verilmez. Zahmet ve
sıkıntılara sabreden iki cihanda selamete kavuşur... Çünkü Allah, sabredenlerle
beraber olduğunu Kur'an-ı Kerim'de haber veriyor. Allah, sizi aşağı bir halden
şerefli bir hayata yükseltti. O'nun Peygamberi Allah'ın gazabının sizin birbirinize
olan öfkesinden daha büyük olduğunu hatırlatır. Bu sebeple birbirinizle ihtilafa
düşerek münakaşa etmeyiniz. Böyle yaparsanız korkak olur ve içinde bulunduğunuz
nimetleri kaybedersiniz. O halde Allah'ın kitabında buyurduklarına sımsıkı
sarılınız. Bunu yaparsanız Rabbiniz sizden razı olur. O'nun size vadettiği zaferi
düşünerek çarpışınız. Şüphesiz O'nun vâdi hak, sözü doğru ve azabı
şiddetlidir. Kureyş ordusu gibi siz de gösteriş ve kendini üstün görme hatasına
düşmeyiniz. Hayy ve Kayyum olan Allah'a güveniniz. O'na sığındık, O'na tutunduk,
O'na dayandık. O'ndan geldik; sonunda yine O'na döneceğiz. Allah'ı çok anınız!
Sevgili Peygamberimiz, "Allah'ı çok
anınız!" Buyurduklarında mücahidler, bir ağızdan dağı taşı inlettiler:
-Allahü ekber! Allahü ekber! Allahü
ekber!
İşte Bedr'den itibaren bütün islâm
ordularının ondört asırdır düşmana hücum ederken, bir ağızdan ard arda dalgalar
halinde tâ ciğerlerinden haykırdığı mubarek kelime:
-Allah, Allah, Allah!!!
Ve efendimiz son cümleyi ifade buyurdular:
-Allah, günahlarımızı affetsin.
Müminler, Efendimiz'in nasihatlerine
harfiyyen uyacaklarına ve düşman karşısında taş gibi sağlam duracaklarına dair
söz verdiler...
.....
.....
Anlaşma sözü/parola bütün
müslümanlar için ehad; ayrıca muhacirlerin parolası "ya beni Abdurrahman",
Hazreçlilerinki "ya beni Abdullah", Evs'lilerinki "ya beni
Ubeydullah" olarak kararlaştırıldı.
Sevgili Peygamberimiz, sual buyurdular:
-Ey eshabım! Düşmanla ne şekilde
çarpışalım? Görüşü olan var mı?
Âsım bin Sabit radıyallahü anh, şu
taktiği teklif etti:
-Ya Resulallah! Müşrikler ok menziline
girdiklerinde yaylarımızla ok fırlatalım. Daha yaklaştıklarında onları taş
yağmuruna tutalım. Daha da yaklaştıklarında kırılıncaya kadar mızraklarla
mücadele edelim. Mızraklar kırılınca da şehid oluna kadar kılıçlarımızla
dövüşelim.
Kahraman Peygamber:
-Cenk şeklimiz budur. Herkes Âsım'ın
tarif ettiği şekilde muharebe edecektir.
Buyurdular.
.....
.....
Huzeyfetül Yeman ile babası Huseyl
Mekke'de esirken beklenmedik bir şekilde Bedr'e çıka geldiler. Müminler merak
ediyorlar:
-Buraya nasıl gelebildiniz?
-Medine'ye gideceğimize; Bedr'de islâm
ordusuna iltihak etmeyeceğimize dair söz verip yemin edince bizi serbest bıraktılar..
Bunun üzerine Peygamberimiz Muhammed-ül
emin dediler ki.
-Mâdemki söz verdiniz; düşman da olsa
sözünüzde duracaksınız. Biz, Allah'dan yardım dileriz. Siz şimdi doğru Medine'ye
dönünüz.
Şiddetle insan sıkıntısı çekilirken
bile işte islâm ahlâ-kı....aşılaması ve vazgeçilmesi mümkün olmayan güzellik.
.....
.....
Bin develi suvari, yüz atlı suvari,
yüzelli kadar da piyade/yaya askeri olan müşrik ordusunun tamamı tepeden tırnağa
zırhlar içinde...
Atlıların üçde biri Ebu Cehil'in
Mahzumoğulları kabilesine ait..
Kadınlar ve onların okuduğu şarkılarla
gelip Yelyel Vadisine şımarık bir şekilde yerleşen islâm düşmanları, önce ilk
hızın şevki ile şarap küplerine saldırdılarsa da; vakit ilerleyip savaşın adım
adım yaklaştığını hissettiklerinde bazılarının zihni karışmaya başladı...
Ki bu sırada islâm ordusunun sayı ve
mânevi gücü hakkında bilgi toplamakla vazifelendirilen Umeyr bin Vehb geldi:
-Müslümanlar bizim üçte bir
kadarımız; ancak her biri kararlı bir dava adamı; her biri peşinen ölümü göze
almış görünüyorlar...ölmek korkusunu yenmiş insanları mağlup etmek kolay olmasa
gerek. Bugün dirilerimizi taşıyan şu develere cenk meydanından toplanacak
ölülerimizin yükleneceğinden endişe ederim.
Umeyr, geleceği tahmin etme bakımından
son derece isabet kaydediyordu...konuşması çok kimseyi kaygılandırdı. Bir de Ebu
Üsame'tül Gişemiyi gönderdiler. O'nun da islâm kuvvetleri hakkındaki görüşünü
almak istiyorlardı.
Ebu Üsame, gitti; araştırmalar yaptı ve
Kureyş ordusuna geldi. Hemen etrafını çevirdiler.
-Anlat ya Üsame ne gördün?
-Ne deve yükleri ile erzak, ne sıra sıra
yedek silahlar, ne kılıç işlemez zırhlar, ne göz alıcı atlar gördüm. Sayıları
da bizden çok az. Olsa olsa üçte birimiz kadar. Yani bir savaşı kazanacak şartlardan
mahrum görünüyorlar.
-Yaşa Ebü Üsame! Varol!.
-Bir dakika, bir dakika! Acele etmeyin de
diyeceklerimi iyi dinleyin. Ne dedim?
-Ne dedin ya Üsame. Herhalde şu tasdaki
şarabın yakut rengini övdün!
-...dedim ki: Müslümanlar bir savaşı
kazanacak şartlardan mahrum görünüyorlar...ancak bu sadece görünüşte; zahirde.
-Ee, bâtında n'olacak...
-Kötü şeyler olacağından korkarım. O
kadar rahat ve kararlı bir halleri var ki...onların huzurları, bana huzursuzluk verdi.
Evet; müslümanların huzuru, bana huzursuzluk verdi.
.....
.....
İyilik ve merhamet kaynağı ekber
Peygamber, kan akmasını istemiyorlardı. Bir tarafta baba; diğer tarafta evlâd, bir
tarafta kardeş, diğer tarafta küçük veya büyük kardeş; dayı-yeğen, amca-yeğen
gibi akrabalar karşı karşıya gelecekti. İçlerinden hidayete gelen çıkabilir.
Bu sebeple bir harb olsun istemiyorlar.
Onlar yola Kureyş'in mali bakımdan daha da güçlenmesini durdurmak için
çıkmışlardı. Bu yüzden karşı tarafa sulh teklif edecekler. Zira "el sulhü
seyyid'ül ahkâm" Anlaşarak varılan karar, en üstün hükümdür. Vecizesi
kendilerine ait...
Hazreti Ömer'i müşriklere elçi olarak
gönderdiler. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemin'in yolladığı haber
şu:
-Bu işten vaz geçerek geri gidiniz!
Sizinle çarpışmak istemiyorum...aramızda kan akmasın. Başka bir kavimle savaşmayı
Kureyşle savaşmaya tercih ederim...
Ömer radıyallahü anh'ı dinleyenlerden
Hakim bin Hizam, konuştu:
-Güzel teklif. Ey Kureyş! Bu teklifi
kabul ediniz. O, bu teklifi bizden korktuğu için yapmıyor!
-Korkmadığını nereden biliyorsun ya
Hakim?
-Bilmekten de öte; buna inanıyorum ya Eba
Cehil! Casuslarımızın anlattıkları da işte ortada...
-Ne anlatmışlar ki? Ne var
anlattıklarında?
-Hayallerden vaz geçelim Eba Cehil...ava
giderken avlanmak da var. İnsan hayatında hesap dışı şeyler de olur. Sayılar, bazan
aldatıcıdır.
-Hayır yiğit Kureyş ordusunu yenecek bir
kuvvet tanımıyorum! Müslümanların feci sonunu görür gibiyim! Barış teklifinizi
reddediyoruz ya Ömer!
-Kimin sonunun feci olacağı görülecek
ya Eba Cehil!!.
Gaddar kâfire layık olduğu cevabı veren
Hazreti Ömer, atını mahmuzlayarak sür'atle uzaklaştı..
.....
.....
Utbe ve Şeybe, aralarında fısıltı ile
konuşuyorlar:
-Âtike'nin rüyası. Addas'ın dedikleri;
gelen haberler...
-Evet. Pek de düğün bayram edecek günde
değiliz galiba.
Ebu Cehil, onları gördü:
-Öyle kafa kafaya ne konuşuyorsunuz?
-Âtike'nin şu meşhur rüyası...
-Aldırmayın! Abdülmuttaliboğullarının
erkeklerinden sonra kadınları da peygamberlik iddia etmeye başladılar... Harbden sonra
onlara bunun hesabını soracağım.
-Ya aradaki akrabalıklar?
-Onlar hain! Siz, şimdi işinize bakın.
Mekke'ye geri gitmek gibi bir şey aklınızdan geçmesin; hepimizi rezil edersiniz.
Ebu Cehil'in dediği Şeybe'nin aklına
yatmıştı.
-Doğru ya Utbe! Eğer biz geri dönersek
herkes bize sövüp sayar.
Ebu Cehil:
-Milletini rezil etmek isteyen geri
dönsün.
Utbe:
-Ah muhteris Ebu Cehil! Göz göre göre
Kureyş kavmini helake sürüklüyorsun. Âtike'nin bir kısmı gerçekleşmiş olan
rüyası, Cüheym'in insana ürperti veren kötü rüyası, Addas'ın
gözyaşları...bunlar neyin habercileri?
Ebu Cehil sinsi sinsi güldü.
"Hırsı piri" sahibi yetmişlik ihtiyar, mezarından az evvel fırlamış bir
firavun kadar çirkindi:
-Zaferimizin!
.....
.....
. |